HASETTEN TAHARET

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
1) Necasetten Taharet: Necis ve de kerih olup fiziki anlamda ifade edilen kirliliklerden arınma hali.
2) Hadesten Taharet: Görünürde metafizik bir arınma anlamında kullanıla gelmiş olunmasına rağmen bilimin son gelişmelerinde mütalaa edildiği gibi hem metafiziksel ve hem de fiziki ve derununda kimyasal temizlik ahvali.
Bilindiği üzere bu iki taharet müminlerin tapınma haklarını icra edebilmek ve hassaten namaz borçlarını eda edebilmek için yerine getirmeleri zorunlu olup, olmazsa olmaz şartlardandır. Bu şartları namazın dışındaki ve de içindeki koşullar diye tam onikiye kadar yükseltmek mümkündür. Bu şartları hemen, hemen her mümin bilir. Tekrarına da gerek yoktur.

Ama öyle bir şart var ki biz bunu hep göz ardı ede gelmişizdir. Pek tabiidir ki her ibadetin bir şartı şurtu vardır. Bunların bir tanesinin ihmal edilmesi ibadetlerimizi sakatlayıp tekrarını iade etmenizi gerektirir. Bu söz konusu şartın adı Hasetten Taharettir. Belki bugüne kadar bu şartı duyduğunuzu bile zannetmiyorum. Bu vesileyle birazcık Hasetten Taharet üzere temerküz olunalım.
Haset: Kıskanma, kıskançlık, çekememezlik, günücü, haset eden, kıskanç, kıskanmak, çekememek,
Taharet: Aklınıza gelebilecek her türlü maddi ve manevi kir ve de paslardan arınma ve temizlik hali.

Yukarıdaki bu iki kelimenin birbirine ulanarak üretilen Hasetten Taharet ise bir bütün olarak her türlü kıskançlıktan ve hatta kıskançlık emarelerinden başta kalbimizi ve bilahare cümle aza ve de cevarihlerimizi arındırarak bu ve bunun gibi hastalıklardan gerek manen ve gerekse maddeten uzak durabilmenin, Müslüman olmanın ve hatta insanlık vasfına haiz olabilmenin yegane şartı olduğunun anlaşılması gerektiğinin kanaatini paylaşıyorum.
Dün evden Üsküdar'a inerken Selman Eczanesinin muhterem efendisi Eczacı Memduh Cumhur ağabeyimizle kısa da olsa fırkî bir mukalkala neticesinde kendilerinden öğrendiğim ve bu şekliyle ifadesine ilk olarak rastladığım Hasetten Taharet telaffuzunun kendilerinin de yüksek müsaadelerini alarak ilgili makaleme sertaç eyledim. Bu vesileyle de herkesle paylaşıyorum. Biz eskiden sadece ve sadece hadesten taharetle necasetten taharetten haberdar olup yaratılış gayemiz olan hasetten taharet mertebesine yükselmemizin bizim necatımızın olabileceğinden belki de bihaberdik.

Şu kısacık dünya hayatının en büyük melanetinin haset olduğunu hiç düşünebildik mi acaba? Kanaatimce kainatın kuruluşundan Habil ve de Kabil kardeşlerin mücadelesinden başlayarak günümüze ve günümüzden de kıyamet hasıl olana kadar işlenen ve de işlenebilecek bütün melanetlerin altında müstetir olan hasedî duygu ve düşünceler önce taşıyıcılarını bilahare bu desisat projelerini uyarlamaya konulunca da bütün canlı cansız mahlukatın payına düşenlere fazlasıyla duçar olundukları kaçınılmazdır.

Konuyla alakalı hadiste "Vallahu durrul hasedi maadelehu bede bisahibihi fekatelehu" (Haset o kadar güzel bir şeydir ki önce sahibini öldürür). Yine meşhur atalar sözünde "Keskin sirke küpünü çatlatır" tespiti bu zararlı ahvalin bırakın birilerine yansıtılması, taşıyıcısını bile kahrından gebertebilmektedir.
Vakti zamanında canibimde bir zalim ahmak var idi. Cümle desisat, hamakat, eblehiyet, iftira, tezvirat, adam kıyma, adam kayırma, cümle alemi kendi münafikun dairesine hapsedip iti ite kırdırmakta tam nirvana yapıp kendi dünyasını tezyin edebilme imkanı var iken elinin tersiyle bu nimetleri bir tarafa iterek mahlukata ızdırap uyarlatmaktan haz almayı bir hayat üslubu haline getirmiş, azmanlaştıkça azmanlaşmış, edepsizleştikçe edepsizleşmiş, ilke, adap, ahlak, had, hudut tanımaksızın hasedat üzerine hasedat gösterip tuttuğunu indirdikçe kendisinde tanrısal bir güç vehmedip adeta gözü kızarmıştı. Bu ahval bana zındıkların Allah'ın Devesini bile katletmekte beis görmediklerini hatırlatmıştı. Çünkü bu defa sıra Allah'ın meczubuna gelmiş, garip gurebanın ipinin çekilmesi vaki olup durmadan tapınıp Allah c.c. bile kafaya aldıklarını zanneden taşeron firma mensuplarına da yalancı şahadet hem de öyle bir yalancı şahadet ki her gece Kitabullahı Kadimi yüzünden rahatsız ettiği halde sanki Allah'a bile iyilik yapmış edasıyla görünürde sureti haktan amel, derununda münafıklık alameti olan yalancı şahitlik. Bu ahval tam kırk yıl önce babamın bazıları için "Evladım öyle Kur'an okuyucuları vardır ki Kur'an onlara lanet eder" ifadesini hatırlatmıştı.

Pek tabiidir ki Kur'an anlaşılıp amel edilmesi için söz konusudur. Yoksa O'nu okudukça tersine amel için mevzuubahis değildir. Günümüzde Kur'an dünyada en çok okunan kitap olmasına rağmen O'nu anlamayıp, amel edenlerin sayısının bir elin parmaklarından daha fazla olabileceğini zannetmiyorum. Kur'an'ı müsteşriklerin bizden daha iyi anlayabildiğini söylersem yabana atılamayacağını düşünüyorum. Bizim eski kuşağın hepsinin evinin baş ucunda Kuran-ı Kerim mutlaka asılıydı. Okumasını da öyle herkes falan da bilemezdi. Ama Kur'an'ın özüne kimse ters düşmezdi. Yani kimse kul hakkına bulaşmayı göze alamazdı. Peki, ya nedir Kur'an'ın özü: 1) Allah'a iman etmek, 2) Kul hakkıyla huzurullaha çıkmamak. Velhasılıkelam İslam denilen muamma bundan ibaret. Bu kadar kolay ve bu kadar nehafetli. Gerisine gelince mutlaka her rüknün kendi yapısı içerisinde çok muhterem gerekçeleri olsa da özden gayrisinin tezyinattan ötürü olduğunu söyleme cesareti gösterirsem Cenab-ı Hakkın rahmeti ki biz gurebayı kuşatmıştır. O'na sığınmaktan başka çarenin olduğunu kabul etmiyorum.

Serencam tam bu minval üzereyken hınzırlaşmış melunun son melanetinde başarılı olamamasından mütevellit emraza müptela olduğunu duyunca bayağı müteessir olup bir yakınına ulaşarak hey hemşerim mutlaka ki efendinizin ahvalinden memnun değilsinizdir. Üzülmemeniz de na mümkün. Eğer kaygınızda samimi iseniz faturayı şuna buna çıkarmaktansa emraz sahibinin başkalarının mutsuzluğundan ötürü mutluluk arayışlarını bırakıp tövbe estağfirullah çekip kendi işine bakmasının en büyük şifa vesilesi olacağını hatırlatarak kabulü niyazla Allah'ın herkese gönlümün ahvaline göre vermesini temenni eyleyip öyle herkesi dişine kestirip saldırmanın münasip olmadığını bu defa kabağın sahibinin devreye girip rızalık göstermediğini her kuşun da etinin yenilemeyeceğini de hatırlatarak vesselam diyoruz.



Yazı Tarihi : 05 Ekim 2009 Pazartesi
Bu yazı 138 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Maddi ve bedeni hastalıkların tedavi şekli bellidir: Doktor reçetesiyle verilen tedavi yöntemlerini uygulayıp şifayı Şafi olan Allah'dan beklemek...
Ya manevi hastalıklar? Bunların tedavisi nedir? Kibir, hased, ucub, kindarlık, kıskançlık, cimrilik, asabilik, vs.
Bunun da reçetesi ve tedavisi: Tövbe kökünü istğfar yaprağıyla karıştırıp, gönül havanına koyarak, tevhid tokmağıyla dövmek, takva eleğinden geçirip kanaat kaşığıyla yemek ve Allah'la veli olma şerefine erişmiş bir mürşidin irşadından geçip onun verdiği reçeteyi ve ameliyat dahil diğer tedavilerini harfiyyen uygulamak ve de Allah'tan hidayet, mağfiret, istikamet talep etmektir.
Ebubekir AYTEKİN @ 07.10.2009 13:47:30
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk