Okullar açıldı.
Okulların açılmasıyla birlikte okul müdürlerimiz ve milli eğitimle ilgili haberler de basında yerlerini almaya başladı.
Benim de kızım bu yıl okula başladığı için ayrı bir heyecan ve gurur yaşıyorum.
Çocuklarımız hepimizin en kıymetlisi. Onlar için imkânlarımız dâhilinde hiçbir fedakârlıktan kaçınmayız.
Belki kendimiz için değil ama onlar söz konusu olunca devletten özel bir şeyler bekleriz.
Şöyle bir düşündüm de; ana baba olarak eğitim konusunda devletten asgari ne bekleriz?
Çocuğumuzu emanet edebileceğimiz donanımlı öğretmenler;
güvenli, temiz ve sağlıklı bir okul ortamı, tabi bir de eğitim için bizi aşacak giderler çıkarılmamasını herhalde...
Sağ olsun devlet bugün; okul yapıyor, maaş ödüyor, ücretsiz kitap dağıtıyor, ancak bundan sonrasına pek karışmıyor.
Öğreniyoruz ki devlet okullarına giden doğru dürüst bir ödenek yok. Bu durumda bütün yük okul müdürü ve idarecilerin sırtına kalıyor.
Şayet ailelerin bir şekilde sağladıkları katkılar da olmasa müdürlerimizin yapabilecekleri çok bir şey de kalmayacak (Bu yıl adrese dayalı kayıt sistemine geçilince bu konuda da sıkıntıların arttığını sanıyorum).
Aslında sanırım örtülü bir şekilde devlet eğitimi paralı hale getirmiş oluyor. Ancak buna rağmen Bakanlık her sene genelge yayımlayarak velilerden para toplanmasını suç ilan ediyor.
Para toplayan müdürler hakkında yasal işlem başlatacağını söylüyor.
Medya vasıtasıyla velileri okullara para vermemesi konusunda uyarıyor. Devlet kendisini halk nezdinde temize çıkarıyor.
Bu konuda mağdur ve belki de ana babalarla ve hatta kanunla yüz yüze gelip kötü olacak olanlar ise yine müdürlerimiz oluyor.
Onlar iyi niyetle sistemi işletecek yollar bulmak için çabalıyorlar, okullarını yaşatmaya, ayakta tutmaya çalışıyorlar.
Okullarının temizliği için personelleri yok, çünkü kadro ve gelirleri yok. (Bu konuda lütfen okulların ilk açıldığı gün, bir okulun camlarını silen annelerin görüntülerini televizyonlardan hatırlayın.)
Okulun güvenliği için personel yok, çünkü kadro ve gelir yok. Okul binaları her gün çocukların kullanımı nedeniyle ister istemez yıpranıyor, cam kırılıyor, kapı kolu düşüyor, duvarlar kirleniyor, tuvaletler tıkanıyor, musluklar bozuluyor ancak onarım için müdürlerimizin elinde yeterli gelir yok.
Müdürlerimizin elindeki tek gelir kaynağı kantin gelirleri, o kadar.
Bazıları devletin fakir olduğunu, eğitim giderlerinin ise her geçen gün nüfus artışı ile birlikte daha da başa çıkılmaz olduğunu, dolayısıyla cüzi bir miktar da olsa ailelerin katkısı olmadan, yani eğitim resmen paralı olmadan bu işin sağlıklı bir şekilde yürütülemeyeceğini savunuyorlar.
Hani tıpkı anlatılan o meşhur hikayede Milli Eğitim Bakanının "şu öğrenciler de olmasa Milli Eğitimi yürütmek ne kadar kolay olurdu" demesini hatırlatıyor insana.
Ben biraz farklı düşünüyorum.
Bana göre; eğitim devletin kendi geleceğini garantiye almak için kendisine yapacağı en önemli yatırımdır.
Şimdi hiç kusura bakmadan dürüstçe kendimize şu soruları soralım: Bu ülkede doğan, vergisini veren, askere giden veya evladını gönderen bir insanın başka bir ülkede doğan bir insana nazaran devletinin ona sağladığı olanaklar bakımından ne gibi avantajları var, bizler kendimizi hangi sebeplerden dolayı şanslı sayalım?
Bazılarımız diyebilir ki "Türk olmak" başlı başına bir şanstır.
"Ne Mutlu Türküm Diyene" diyorduk, maalesef yakında bu söz de tarihe karışacağa benzer. O zaman geriye ne kalıyor?
Mesela doğduğumuz topraklara duyduğumuz aidiyet hissi mi?
Bunun için köylünün toprağı ve ürünü her geçen gün daha da değerleniyor mu? Köylerden kentlere göç kesildi mi?
Acaba AB üyesi olsak ve serbest dolaşım hakkına sahip olsak kaç kişi şansını dışarıda aramaya gidecek?
Ya da Almanya'da, Avrupa'da çalışan işçilerimizden kaç kişi artık geri dönüyor?
Bu ülkede araba sahibi olmak mı daha ucuz?
Vergiler mi daha az?
Çatışma veya terör bakımından mı daha güvenli bir ülkede yaşıyoruz? Diğerlerinden daha güçlü bir hukuk devleti miyiz?
Şehirlerimiz veya köylerimiz daha planlı kentleşip, daha yaşanabilir yerler haline mi geliyor?
Doğamız muhteşem, tabiat zenginliklerimiz, kültür mirasımız kıyaslanmaz ve onları her geçen gün talan etmeden daha da iyi mi sahip çıkıyoruz?
Ülkede işyeri üstüne işyeri açılıyor, devlet veya özel teşebbüs yeni yatırımlar yapıyor ve üreten, çalışan bir ülke haline mi geliyoruz? İşten çıkarılmayı bırakın, her geçen gün daha da fazla iş imkânı mı doğuyor? Üniversitelerden mezun olanların işleri hazır da okulu bitirir bitirmez, hiç açıkta kalmadan bir yere mi yerleştiriliyorlar?
Ülke turizm cenneti, beş yıldızlı, dört yıldızlı, üç yıldızlı veya hadi iki yıldızlı olsun otel, motel ve pansiyonlarda yabancılar değil de bizler mi "her şey dahil" yaz tatili kampanyalardan yararlanabiliyoruz?
Yoksa bu ülkede hayat her geçen gün daha da mı ucuzluyor?
Zamlarla maaşlar başa baş gidebiliyor mu?
Hepsinden geçtik en azından emekli olup yaşlanınca bu ülkede doğmuş olmanın sefasını sürebiliyor muyuz?
Huzurla ölebiliyor muyuz?
O zaman ne?
Herhalde en başta eşimiz, dostumuz, hatırlarımız…
Asıl önemlisi tüm yukarıda saydıklarımın gerçekleşeceğine dair ümitlerimiz. Hep daha iyi bir ülkede yaşayacağımıza olan inancımız…
Bu inancı ve rüyayı gerçek yapmanın ise tek bir garantisi olabilir: Eğitim. Ancak bunun için de en başta eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalıdır diyorum. Herkesin evladını, çok istese de özel okulda okutamayacağı bir gerçek. Bunun bilincinde olan kanun yapıcı da anayasanın 5. maddesinde:
Devlet insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmakla sorumludur derken; 42. maddesinde de: kimsenin, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağını, ilköğretimin, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunlu ve devlet okullarında parasız olduğunu taahhüt ediyor. O zaman fırsat eşitliği bakımından asgari şunlar için çözüm yolları bulmalıyız derim: çocuklarımızı yetiştirecek iyi öğretmenler (ki onlar da bu okullardan yetişecek); gözümüzün arkada kalmayacağı güvenli, temiz ve sağlıklı bir okul çevresinde derslere girilip çıkılması;
okulların bakım ve onarımının, tüm dikkatlerini ve enerjilerini çocuklarımızın eğitimine vermelerini istediğimiz başta okul müdürleri olmak üzere idarecilerin ve ailelerin üzerinde yük yapılmaması.
Ben bu çözümün, eğitimi her geçen gün aslında daha da paralı yapmakta yatmadığına inanıyorum.
Mesela bakınız, 5393 sayılı Belediyeler Kanununun 14. maddesinin b fıkrasında ne diyor: "Belediye, mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla;
Devlete ait her derecedeki okul binalarının inşaatı ile bakım ve onarımını yapabilir veya yaptırabilir, her türlü araç, gereç ve malzeme ihtiyaçlarını karşılayabilir".
Şimdi Büyükşehir Belediyesinin koordinatörlüğünde, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile dirsek temasında, il özel idare bütçesini de kullanarak belediye sınırlarımız içindeki okullarımızın bir listesini yapsak, buna göre yeterli sayıda "Okul Bakım Onarım Ekipleri" kursak, okullarımızın tümünü bu ekipler tarafından bir veya iki yıl içinde bakım ve onarımdan geçirecek şekilde periyodik bakım ve onarım planı hazırlasak, bu planlamayı okul müdürlerimize duyursak ve zamanı gelen okula bir ay önceden bir keşif heyeti göndererek okul idaresiyle birlikte malzeme ve işçi ihtiyacını belirleyip bildirdiğimiz tarihte okullara girip, işimizi yapıp çıksak, müdürlerimizin sadece daha iyi eğitim koşulları üzerine ilgi ve dikkatlerini toplamalarına ve çalışmalarına imkan tanısak, bir de bu konuda ailelere yük çıkarmasak iyi olmaz mı?
Aynı kaldırımı 30 kez değiştireceğimize, aynı yolu 15 kez kazıp kazıp asfaltlayacağımıza, yardım planlamaları üzerinde uzmanlaşacağımıza, taşa toprağa yatırım yapacağımıza geleceğimize yatırım yapsak daha güzel olmaz mı? Şehirde gönüllü işçilik kapsamında çiçek diktirip, park sulatacağımıza (ki bunları yine yapalım) gönüllü şehir işçiliğini okulların temizliğine ve güvenliğine yönlendirsek olmaz mı? Bu şehirde benden akıllı daha nice insan var.
Kim bilir çözüm istense daha neler neler yapılabilir…
Yazı Tarihi : 29 Eylül 2009 Salı
Bu yazı 212 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
Güneşler Belediyesi varken bölgesindeki tüm okulların sorunlarına ellerinden geldiğince yardımcı oluyordu.Kapanınca bölge okulları sorunlarıyla başbaşa kaldı.yazık.Belediyeler bölgelerindeki okullara sahip çıkmalılar.
yiğit @ 30.09.2009 13:45:11
Cem bey yazınız harika.B şehir belediye başkanına kadar gelmemesi gerekirdi.Olay günü Balkaya barajının yapılacağı yeri inceliyordu.Ve bizlere söz verdi.Su konusu gündemden cıkacakmış.İnşaallah okullardan su parası alınmaz.Adasu yetkilileri Büyük iş yeri ve fabrikaların ödenmiyen su borcundan dolayı kesim işlemini hakkıyla yerine getirebiliyormu?Gecmişte örnekleri var.Saygılar.
şahbazın_kulu @ 29.09.2009 22:02:52