Her dem bir zuhurat olur

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
3 Haziran 2008, mekan yine Yalı Akademisi Kahvehanesi. Dr. Galip Efendiyle çorbacıdan avdet ederken birden karşımızda Memoş Efendi ve iki şeriki bahçedeki kamelyamızda yer tutmuşlardı. Mukalkale gönül damarından ilerlerken hal ve de ahval sohbetin nirengi noktası zamanenin yalakalığı üzerinde temerküz etti.

Sosyolog Yahya Selçuk yaptığı deruni değerlendirmede bir zatın rızkını Rabbülaleminden değil de amirlerinden bilmesi onun yalakalıkta temayüz etmesinin en belirgin vasfıdır deyince hazirun adeta mutluluktan miraciye yaptı. Yahya Beye izdivaçta da yardımcı olacağımızı ve hatta baldızımızı refika olarak teklif ettiğimizde kırk yıllık dost gibi samimi bir hava esmeye başlayınca hazirundan diğer misafirimiz Sosyolog İsmail İçecek Beyle de aslında Harname vesilesiyle tanıştığımızı ancak bu müellifi araştırıp bir türlü bulamadığını ancak gönülden bir Şanzumi hayranı olduğunu ifade etmeye çalışınca günün zuhuratı vaki olmuştu.

Bilvesile Ahzab suresinde bir ayette Yüce Çalap kendisinin bilgisi dışında bir yaprağın bile kıpırdayamayacağını vurguluyor. Herkes nasibince bundan etkileniyor. Aslında kainat arenası bir bakıma birbirinin mütemmimi bir fabrikanın dişlileri gibi bir tel kopar düzen baştan bozulur kaidesi sadece mekanik olarak düşünülmemeli, bütün varlığın inanç ve de ahlak kurallarının müspet olsun menfi olsun birbirinin tamamlayıcısı ve birbirine bir bakıma anlam kazandıran mefhum ve de mefhumu muhalifler gece, gündüz, acı tatlı, sıcak soğuk, güzel çirkin, haklı haksız, eğri, düzgün, başarılı başarısız, tembel çalışkan, aç tok v.b. sonsuza kadar misallendirilecek mefhumların her biri diğerinin zıddını teşkil etseler de birisi olmayınca diğerinin tanımlanmasına bile mahal kalmayacak hak ve de batıl mücadelesinin tamamen birbirine karşı savaşım vermelerine rağmen birbirlerinin varlık ve anlam kazanmalarının tek müteharrik isnatları olması hasebiyle biz bu gibi ön çalışmalarımızda evvel emirde kimseye hayat hakkı tanımamazlık diye bir anlamsızlıkla hiçbir işimizin olamayacağı nokta-i nazarından işe başlayarak eski tecrübesiz ve de sathi düşündüğümüz gençlik delikanlılığımızı aşmış bir ifadeyle bütün varlığı koynumuza basıp öteki veya ötekinin gerektirdiği kavgayı da bir tarafa bırakarak sadece ve sadece ötekiyle berikinin üstlendiği hayat rollerini etkileşimlerini ve getirisiyle götürüsünden başka verdikleri renk ve de ahenkleri ölçmekle meşgulüz. Zaten sosyoloji ilminin de bizden istediği bundan başka bir şey olmasa gerektir diyoruz.

Eski dönemlerimizde belki de tecrübesizlik kurbanı olarak bizim kültürümüz dairesinden başkalarını kesin hesap sadedinden banko müşkülat zannederken bugün bilişim çağının da verdiği imkanlarla hemen hemen hiçbir mahremiyetin kalmadığı bir dönemde çoğu zaman bizim bizden başka düşmanımızın olmadığını yaşadıkça Hıristiyan, Yahudi ve diğer inanç gruplarını ve hatta ateistleri bile dünya üzerinde bir çeşit Huda-i nabit bir denge olarak gördüğümü söylersem sakın ha bana kızmayın. Eskiden Süleyman Demirel gibi denge politikaları yürütenleri anlamakta hep güçlük çekmişizdir. Adamcağız meğer çok haklıymış, biz farkına varamıyormuşuz. Halen faaliyet sürdüğüm ünitelerin hemen hemen hepsinin aynı menşeli olmasına rağmen yapılan iftira ve reva görülen zulmün dengelerin eşit olarak gözetildiği bir ortamda vuku bulmasına mahal vermiyorum. Atasözü "Neler gördü bu gönül söylersem şikayet olur".

Hele hele aklıselim sahibi İsmail Hira Beye "Arkadaş şu dengesiz ve de eşitsiz ders dağılımını beğeniyor musun" dediğimde bir de şahidin yanında "Hocam haklısınız ama nasıl yapılır ki dediğinde "Çok alandan alınıpaz alana biraz aktarılır" deyince sadece sessizce bakınıp durdu. Çünkü kendisi de dahil birkaç kişi yanımda onüç sene asistanlık yaptıkları halde benim tam üç katım ders yani ücret yükü aldıkları için hallerinden çok memnun idiler. Ama onların başına bir felaket geldiğinde ben her zaman kendimi ortaya koymuştum. Bunu belki onlar takdir etmemiş idi ama memleketimin az da kalmış olsalar bazı dürüst evlatları takdir ettikleri için gözüm arkamda kalmayacak. Ama en azından bu fırtınalı günler bizlere akla karayı hep göstere gelmiştir. Ne yapalım "Buda geçer ya hu".

Neden insanım bu kadar özbenliğinden ödün verdi derken not tuttuğum maddeleri sizlerle paylaşalım:
1) Ortalığı karıştırıp küçük de olsa kendi iktidarını yürütmek (kurt dumanlı havayı severmiş) sadedinden.
2) Bir politik hedef olarak münafıklık,
3) Siyasi bir manipülasyon olarak ahlaksızlık,
4) Hakimiyet kurmak amacına matuf fitne,
5) Zevk için fitne (vaktiyle arenalarda insanları aç kaplanlara parçalatarak cinsel tahliye atağı sadedinden zulmetme duygularını bir tatmin aracı,
6) Şeytani ruhani ruh haleti için yapılan tezellüm,
7) Servet sahibi olmaya matuf olarak yapılan fitne ve fesat harekatı,
8) Neseb-i gayri sahih olmaları münasebetiyle yeryüzünü fesada bağlama gayreti,
9) Haysiyet hiçbir ekonomik meta ile ölçülemediği halde haysiyetini bir hamburgere trampa eden için hiçbir moral değer mevzubahis olamaz. Ama emri şeytan vakiiyse ne ola halimiz.

Derken bir büyüğümüz bizlere evlat bu dünyada aslında her eşeğe yetecek kadar arpa mevcut iken boşuna anırmanın hiçbir kerameti vaki değildir. Çünkü anırmak rızkı artırmadığı gibi eğer dağda bayırda korumasız bir ahval üzere anırırsanız boşu boşuna aç kurtlara kendinizi peşkeş çekmiş olursunuz. Bu vesileyle geçenlerde birileri bize en eşek deme iltifatında bulunmuşlar. Ama müşterek dostlarımızın buyurduklarına göre sizin de anırdığınızı görmüşler. Öyleyse aramızda akrabalıktan başka bir bağ yoktur dersek yeridir insani anlamda! Ayrıca anırma faaliyetinin bir türlü senfonik hava tenakülünden başka bir şey olmadığını da bilmenizde fayda mülahaza ediyorum.

Bizimkiler son yılların globalleşen rüzgarlarıyla kendilerine yüksek seviyede bir dünya insanı ve de yumuşak Müslüman havası vermeyi bayağı usturuplu oturttular. İyi çok güzel ama Allah'ın gönderdiği bütün peygamberlerin ortaya koyduğu ortak inanç söylemi olan İncil'in, Tevrat'ın (On emir), Zebur'un, Kuran'ı Kerimin ve de suhufatın aman ha yalan söylemeyin emrine kulak asmayarak yalan ve de iftiranın bir bakıma meşrulaştırılıp sevimlileştirilmiş ifadesine kulis deyip kendilerine köle olmayan bütün varlıkları iti ite kırdırma politikalarıyla harcama efallerine kulis yapıyoruz deyip sanki namaz kılıyoruz der gibi masumane bir işle hiç oldular; olsunlar tercih kendilerinin. Pek tabii milli vezaifim esnasında çok karakterli ve de kaliteli bir büyüğümüz var idi. İnşallah yükselir de hizmet eder diye beyan edince hazırun hayır hayır mümkün değil deyince "Niçin nesi eksik" dediğimde "o çok iyi bir memur ama onun hiçbir kulisi olmadığından naşi onun gelip geleceği yer orasıdır" denilince bayağı tecrübem artmıştı. Evet, ne yapalım Hz. Mevlana buyuruyorlar ki birisine yapılabilecek en büyük haksızlık onu kaldıramayacağı bir yerlere getirmektir. Öyleyse bizim de kulisimiz yok deyip sıyrılmaktan başka çaremiz yoktur. Buyursunlar kuliszede ve kuliszadeler bu hani iştiha sizindir. Kollestrolü unutmayın ha!

Yine Rahmetli Amiran Hocamdan menkulen: Birileri memur olmak için Genel Müdür kapısında beklerken rızkını Tanrı Tealadan değil de Genel Müdürden bekliyorsa o zulüm ona yeter de artar da. Yıllar önceydi Muğla Üniversitesini ziyaret ettiğimde birileri kendisini Cercis İkielin üniversiteye aldığını ve her maaş aldığında onu tazimle hatırladığını anlatmıştı. Ben de aracı olarak tazim et ama Rezzakı ihmal etme diye ihtar etmiştim.

Amiran Hocamızın çok mühim bir tespiti de şudur. Devesinin sahibi devesini sopayla döver ama deve hiçbir zaman o dayak yediği aracı, sopa aletini değil o sopayı tutan sahibine kinlenir. Vaktaki bir yolculuk esnasında kervan dinlenmeye çekilince sahibi uyuduktan sonra dayakzede deve sessizce kendisine zulmeden sahibini bulup üzerine çullanarak gebertirmiş. Kimsenin de onu kurtarmaya gücü yetmezmiş. Anadolu'da da bu gibi örnekler hep anlatıla gelmiştir hikayesine sadece şu değerlendirmeyle katkıda bulunabiliyoruz. Ah keşke biz insanoğlu da deve kadar net ve de haysiyetli olabilseydik diyoruz vesselam!



Yazı Tarihi : 28 Eylül 2009 Pazartesi
Bu yazı 84 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk