ESKİ RAMAZANLAR VE ESKİ ŞARKILAR

Recep Kaptan

Recep Kaptan
İnsanlar çoğu kez hayatı yaşamadan yaşarlar. Her doğan günün, bir önceki ile aynı olduğunu sanırlar. Onlar için hayatta değişen bir şey yoktur.
Dün ne yaşadıysa, bugün de onu yaşayacaktır. Hatta dün ne yediyse, bugün de öğününde o olacaktır. Biraz abarttık mı?
Hani derler ya şimdilerde, eski ramazanlar güzeldi.
Ya da derler çoğu kez; eski şarkılar ne güzeldi…
Bütün mesele sen de! Bugünü, yeniyi nasıl güzel yapabilirsin? Her doğan günü dünden daha güzel nasıl yaşarsın?
Dünden farklı olarak hayatına bugün ne kattın?
İnsanlar koca bir ömrü bitirir, bitirir de; " boşa geçti ömrüm", der. Bir yıl da yaşasan, yüz yıl da yaşasan; aslında yaşadığın "bir gündür". Kaç tane bir gün yaşarsan, o kadardır ömrün. Kaç tane bir gün yaşadıysan; aslında ömründe kalan son bir gündür o gün. Bugün hayatının son günüdür deseler, ne yapardın? Dikkat et! Bugün "o" gün, olabilir. O yüzden diyorum ki eski dündü, güzeldi. Eskinin güzel olması bugüne bağlı. Yarın yeni gün geldiğinde, bugün eskimiş olacak.
Aslında bugün de ramazanlar güzel! En az eski ramazanlar kadar! Mesela şehir merkezindeki lunapark geçen yıl yoktu. Çocuklar bu ramazanı nasıl unutur? Bu ramazan Adapazarı' na sırf onun için ilçelerden, köylerden gelen olmadı mı? Bu farkı oluşturanlara bir teşekkür de bu köşeden… Şu iftar çadırları yok mu? Artık onlar da eskidi, di mi? On dört sene önce İstanbul' a günübirlik gitmiştim. Dönüşte Üsküdar' da akşam ilk kez iftar çadırında orucumu açmış, bu hizmeti yapanlara, farkı oluşturanlara gönülden teşekkür etmiştim. Şimdi her ilimizde bu hizmeti geleneksel hale getiren ve devam ettirenlere de bir teşekkür!
Gençliğin ilk yıllarında, ramazanda bizi sahura kaldıran davulcuya şiir yazmışım. Çocukluk yıllarımda, Çaybaşı Yeniköy' de dedemin evinde kalırdık. Kalabalık bir şekilde iftar ve sahur yapılırdı. 5-6 yaşlarındaydım. Anneme yalvarırdım, "ne olur sahura kaldır", diye. Annem "oğlum yaşın çok küçük",derdi. Arasıra kaldırsa da, çoğu kez kaldırmazdı. Kaldırdığı zaman sevincim sonsuz, kaldırmadığında da, hüngür hüngür ağlardım. O ramazan ne kadar güzelse, bu ramazan da o kadar güzel!
Derler ya eski şarkılar güzeldi… Hayır! Eskimeyen şarkılar güzeldir. Kimi yalnızca günü kurtarır. Kimi ise aradan yıllar geçse de, ilk dinlendiği gibi heyecan verir. Bu şarkıları yazmaya gerek var mı? "Belalım" desem, hemen ritmini mırıldanmaz mısınız? Eskimeyen şarkılar daima zamanın süzgecinden geçerek dünde ve bugünde yerini alır. Demez misin, "Ah bu şarkıların gözü kör olsun!". İnsanın içinde yer eder. İz bırakır.
Öyleyse sen de her günde izini bırak! Bırak ki her günün son günün gibi olsun. Bırak ki seni görenlere heyecan kat. Gülen bir yüzle bak hayata. Ve tebessümünü esirgeme bu günden, çünkü artık sen; yarın olmayacaksın.
Bir coğrafya öğretmeni derste sorar; Sizce dünyanın yedi harikası nelerdir? Aralarında anlaşmazlıklar
çıkmasına rağmen aşağıdakiler en fazla oyu alanlardır:

1)- Mısır'ın Büyük Piramitleri
2)- Tac Mahal (Taj Mahal)
3)- Büyük Kanyon (Grand Canyon)
4)- Panama Kanalı
5)- Empire State Binası
6)- St. Peter Bazilikası (St. Peter's Basilica)
7)- Çin Seddi (China's Great Wall)

Öğretmen oyları toplarken, sessizce duran bir kız öğrencisinin henüz kâğıdını vermemiş olduğunu fark eder. Sonra öğrencisine kendi hazırladığı liste ile ilgili bir problem olup olmadığını sorar. Kız öğrenci ise,"Evet, biraz. O kadar çok şey var ki, bir türlü karar veremiyorum" der.
Öğretmen de öğrencisine;"Peki, söyle bakalım senin listende neler var, belki biz sana yardımcı
olabiliriz" der.
Kız öğrenci önce duraksar ve sonra okumaya başlar:
"Bence Dünyanın Yedi Harikası :
1)- görmek
2)- duymak
3)- dokunmak
4)- tatmak
5)- hissetmek
6)- gülmek
7)- ve sevmek...
Odada sinek uçsa sesi duyulacak şekilde bir sessizlik oldu. Basit, sıradan ve normal olarak düşündüğümüz ve gözden kaçırdığımız şeyler gerçekte ne kadar da mükemmeldirler.

Öyleyse her şey bugünde saklıdır. Bugün görüyor, duyuyor, dokunuyor, tadıyor, hissediyor, gülüyor ve seviyorsan, öyleyse sen yaşıyorsun. Ne kadar yaşarsan yaşa, ömrün bir gündür! O da bugündür!


ŞİİR:
DAVULCU
Bu da nerden çıktı?
Sabahın bu saatinde böyle…
Güm Güm Güm
Davulcu geldi, geldi
Vurdu, vurdu…
Tam bizim karşı mahallede durdu.
Şimdi başlar yine güm, güm diye
Ardından girer de bizim mahalleye
Biz rica ederiz, bir mastika çal,
Oynayalım, gülelim diye…
Neşe dolsun içimize…
Tutturur ille de Güm, Güm, Güm…
Hadi biz yuttuk yine,
Mastika niyetine…
Başladı mı göbekler hop hop inmeye
Ne de güzel, ne de zevkli bu ramazan böyle…
Gülüp geçerdi,
Geçerdi davulcu her sahur
Bizim mahalleden böyle…
Güm, Güm, Güm diye…
Ramazan gecelerinde…

(03,07,1982)



Yazı Tarihi : 11 Eylül 2009 Cuma
Bu yazı 96 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-