Git melun git. İnşallah gidişin olsun gelişin olmasın. Giderken yol kenarlarındaki çiçekler, böcekler, hayvanlar, insanlar, nebatat, kediler, köpekler, öküzler, eşekler ve hatta domuzlar sana lanet okusun. Şüphesiz ki okuyorlardır. Bütün ins, eciniyat, hayvanat ve de nebatat asrın melunu bu güzergâhtan geçiyor diyerek seni uzaktan seyredip meraklarını gidersinler.
Eğer kazara seyyareden tayyareye intikal edersen gökyüzündeki kuşlar, rüzgâr, yağmur, tayfun, şimşek, yıldırım hepsi merakını giderip derdini dindirmek için seyri sülukunu takip etsinler. Bütün felaketler seninle olsun, bütün ızdıraplar hayatının ayrılmaz bir rüknü ve nemalanmalarının garnitürü olsun.
Git ne olursun git. Tanrı Tealanın seni lanetlediği gibi yer gök ve semavatın tabakaları ve kümülatif olarak bütün mahlukatın laneti senin üzerine olsun. Hey melun git. Pek kuşkusuz ki gideceksin. Çünkü melunların hayat tarzıdır. Bir yere çöreklenir, o bölgenin kültürel zenginliklerini sanki en yüksek seviyede yaşıyormuş gibi sureti Haktan görünüp ahaliyi büyülerler.
Kendilerini eman sahibi imiş gibi lanse ettikten sonra nimetlerin hovardaca istimal ve de istismar faslı hakikası başlar. İşte bu hengâmede bütün garip gurebanın özlük hakları ve hatta yeryüzünden def-ü ref edilip nimetlerinin ellerinden alınıp gasp edilmesi faslı ve bilahare bu hengâmede ayıptır, günahtır, yapma diyenler en tehlikeli hedefleridir melunun.
Ve melun mekânını hortumlayıp bitirip bütün aşağılıklarının su yüzüne çıkıp itibarsızlaşıp ve artık inandırıcılık vasfı kaybedildiği gün onun sonu gelmiştir. O artık bir şekilde firar eyleyüp yaptıklarını yarım kaldığı yerden tekrar tesis edip fısku fücur ile insanatı kapıştırıp zevkle seyreyleyip zulmünde nirvana yapmaya devam edecektir. Ta ki o söz konusu mekândan da kovulup defü ref olana kadar.
Kaldı ki bu melanet geçici olmayıp her ekilen nifak tohumu kıyamete dek hasımlar oluşturup hunharca düşmanlıklar sürerken melunat bu başarısına başarı katıp kenardan kıs kıs sırıtıp seyrettikçe adeta orgazm olur.
Dünyada zulüm eksilmez; ancak melanetin yapacağı tahribatın haddi hesabı ve de mesabesi olmaz. Zaman zaman bu kainata zalimler gelmiş geçmiş ama onlar en azından yanlışlarında bile samimi ve bir hesaba ve de disipline binaen hep zalimlikle iştigal etmiş ve zulümlerini bir kurtuluş reçetesi olarak hep görmüş ve zannetmişlerdir.
Mesela Haccac-ı Zalim'in bunlardan en meşhurlarındandır ki bu zat zulmünde bile yönettiği beldenin bir nevi kurtuluşunun olabileceği kanaatindedir. Haccac-ı Zalim Muaviye bin Ebusüfyanın valilerindendir. Ona sorarsanız o çok büyük bir devlet adamı ve de çok büyük bir Müslüman zannediyordu kendisini. Yaptığı uygulamaların da tamamen İslami ve de hukuki olduğunu hep savunuyordu.
Bir defasında ilmiyeden ve hatırı sayılır bir grup Haccacı ziyaret edip büyük bir tehlikeyi de göze alarak güya ona nazik bir şekilde nasihatte bulunup bu zulmünden vazgeçmesini aksi takdirde adının tarihe zalim bir hükümdar olarak geçeceğini söyleme cesaretinde bulunmuşlar.
Haccac büyük bir ihtiramla bu zevatı dinledikten sonra onlara dönerek bakın size bir tespitte bulunacağım ve hükümet konağının penceresinden dışarı bakarak oradan geçen bir zavallı insanı görür görmez zaptiyelerini göndererek huzuruna çağırtır. Pek tabiidir ki Haccacın çağırmasının pek de hayra alamet olmadığı gerçeği ortadadır.
Haccac o insana hemşerim adın nedir, nerelisin, ahvalin ve de mesleğin nedir diye sorar. Adamcağız hepsini tane tane anlatır. Mesleğinin de zeytincilik olduğunu ifade eder etmez Haccac, peki, bana zeytincilik hakkında biraz malumat verir misin der. Adamcağız tam iki saat zeytincilik mesleğini ve zeytinin hikmetlerini anlata anlata bitiremez. Haccac kendisini mesleğinin ehli olması hasebiyle takdir, taltifle ve hatta mükafatla tezyin ettikten sonra dinini sorar. Adamcağız elhamdülillah Müslümanım der.
Haccac peki, Müslümanlık ve de İslam hakkında bize malumat verir misin deyince adamcağız susar. Namazın şartları, orucun şartları v.s. soruldukça vatandaş ben namaz kılayım bakın, başka bir şey bilmem deyince Haccac peki, sen ahrete inandığına göre dünya ile ahiret hayatını bize bir mukayese eder misin deyince adamcağız dünya ahiret hayatı yanında bir an bile değildir deyince Haccac tebasına peki, sen bir an bile olmayan bu dünya için zeytincilik mesleğinin piri olmuş olmana rağmen ebedi bir hayat dediğin ahireti niçin ihmal ettin, onu niçin değerlendirmedin diye bağırarak cellat al bu namussuzu der ve kendisine nasihatta bulunmak üzere gelen zevata işte ben bunun gibi dangalakları tecziye ediyorum der.
Görünürde Haccac-ı Zalim haklı olabilir; ama yöntem ve ceza düzeni tesis etmekten çok zulüm ve endişe saçtığından ötürü meşhur bir atasözümüzde "zulüm ile abad olanın dareyni berbad olurmuş".
Yine yakınçağ tarihimizde bir olağanüstü durum yönetiminin kudretli bir devlet adamı Anadolu'muzda bir bölgede zulüm ve tecziye dolu yönetimlerini ikmal edip bir başka vilayete tayin olduğunda o bölgenin bütün gazeteleri bize geçmiş olsun yeni bölgenin ahalisine Allah kolaylık versin diye manşetler atmışlardı. Tabi bu yönetici çok zalim bir üsluba göre hayatını dizayn etmiş ve bu yöntemi kendi milletinin bir çeşit kurtuluş reçetesinin tatbiki olarak kanıksamıştı. Gerektiğinde daire müdürlerinin ve çok ehem adamların kulaklarından tutulup çekilir, bazen de el ayaları masaların tozuna belenerek ilgililerin yüzlerine sürülür. Herkes bu zevattan Allahtan korkar gibi ve hatta daha fazla korkardı. Bu müşarünileyh zat için türküler yakılıp halen bu meşhur türkü zaman zaman TRT de yakılmaktadır.
Her şeye rağmen bu adamcağızlar çok iyi niyetliydiler. Çünkü münafıklık yapmıyorlar kimseyi kimsenin üzerinden cezalandırmıyorlar ve hep kendilerini kendi yönetim tarzlarına siper ediyorlardı. Pek tabiidir ki mahkeme kadıya mülk olmaz, zaviyesinden bir gün gelip iktidarları akamete uğradığında da bu zevat çoluk çocuklarını ve onların birer tane bavulunu ve bir at arabası yükü kadar kap kaçağını alır giderlerdi.
Onlar her şeye rağmen çok idealist idiler. Onların parayla pulla rüşvetle, ihtikârla, fitne ve fesatla hülasa melanetle hiçbir işleri olmazdı ve onlar birer idealist idiler. Kendi geleceklerine matuf bir plan ve programları yoktu. Onların varı yoğu kendi milletleri ve onların gelecekleriydi. Tabi şark toplumlarında da geleneksel olarak fiziki şiddet en caydırıcı metot olarak benimsene geldiğinden onlar da zulümle metotlaşarak kendi dünyalarını ihyaya iman etmişlerdi. Günahıyla, sevabıyla onlar öyleydi ve öyle de anılacaklardır.
Ya bizim melunlara gelince melun deyip geçmeyin. Melanet şeytandan kıyamete kadar adeta kartopu metoduyla giderek kalınlaşıp genişleyen en ince ayar zulüm ve de ifsat mekanizması ki görünürde hiçbir emare bırakmadan etrafınızı mayınlayıp en iyi ihtimalle sizi bir mayın eşeğine tahvil eden ifsat mekanizması ve onun halis ve de muhlis mensupları ki her ahval ve her türlü tezellümatta bulundukları halde sürekli etraflarına gülücükler serpiştirip kendisine inanılmışlığa bir halel gelmemesi için adeta ipekle donatılmış bir kuru necaset. Vaktaki yağmur yağıp ıslandıkça etrafa gerçek kokusunu, binaenaleyh gerçek kimliğini yaşatan melanet ve melanet emareleri.
Evet, melanet melanetine her hal ve de ahval üzereyken ya bir mabedin duvarına tezellüm ya da Tanrı Tealanın bir veli veya deli kuluna toslayıp yüksek gerilim hattına yakalanmış çakal gibi avazı çıkana kadar inleyip ahu vah ettikten maada vaktaki firariyet mukadder olunca bütün ahali vay be gördünüz mü bizim kurt çakal çıktı realitesiyle yüzleşilince tebdili ahırdan başka çare yoktur. Çakal ve de tilki kümes ve ahırdan yiyeceği kadar değil öldürebileceği kadar hayvanata özellikle kümes hayvanlarına telefiyat verdikten sonra taşıyabileceği kadarını ağzıyla sürükleyerek tam götürmeye çalışırken sürükleme sesiyle bekçi uyanır. Çakmaklı tüfekle onu beyninden vurur. Çakal ya ölür ya da biraz şansı varsa sakat olarak kurtulur. Sakatlık ciddi bir şekilde onun tebdili mekan da buyursa manevra kabiliyetini kısıtlamıştır.
Bizler de birer kümes sahibi olarak bu meluna git melun git, seni Allahın arzı kabul etmesin, seni gök benimsemesin. Aslında seni füzeyle uzaya fırlatsalar pek de kötü olmasa gerektir diyorum. Ama uzay ehli el-aman bu melunun ne işi var, bizi meyus kılıyor derlerse bilemem. Seni denizler, okyanuslar da kabul etmeyip hiçbir kimsenin bizim bu güzelliğimizi kirletmeye hakkı yoktur derlerse karışmam.
Velhasıl ey melun git git git. Nereden, nasıl sürgün geldiysen öylece bir yerlere sürgün olarak git. Pek tabiidir ki gitmen bile edrama eman vermeyip gittiğin yerlerde de hile ve desiselerine devam edecek ve bize miras olarak bırakacağın müteselsil evlat ve yaverlerinle müteharrik olsan bile bu fitnenin kalıntılarının devam edebileceği realitesine rağmen git melun git, mutlaka senin de belli bir etki alanı ve de zamanı ile mukayyet olacağın gerçeği bütün gurebanın teselligahı olup an karibüzzemanda Rabbül Aleminin sana ve de senin gibi hain melunata tecziye-i hakikası için fazla mühlet kalmadı diyoruz.
Şimdilik tek tesellimizin git melun git sloganı olacağı hakikasıyla vesselam.
Yazı Tarihi : 31 Ağustos 2009 Pazartesi
Bu yazı 124 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar