YENİ OTOYOL VE SAKARYA
Bugünlerde şehrimizin gündemini işgal eden yeni bir konu var. Öğrendik ki; İstanbul Boğazı'na yapılacak 3. köprü ile bağlantılı yeni bir otoyol güzergahı Adapazarı'nın içinden geçecek.
Bu otoyol büyük olasılıkla 1977'de imzalanan anlaşma ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) desteğiyle hayata geçirilmiş ve adı "Trans - European North-South Motorway (TEM) Project" olan projenin bir parçası. Dolayısıyla bu birkaç aylık değil
Karayollarımızın uzun yıllardır üzerinde çalıştığı bir proje olmalıdır.
Burada bizi ilgilendiren husus, bu otoyolun şehrin kuzeyinden Yeni Kenti bölerek geçecek olması.
Bu tip bir otoyol şehre ne sağlar, ne getirir, ne götürür, nereden getirir, nereden götürür?
Bu konuda olumlu ve olumsuz olmak üzere çeşitli görüşler var.
Olumlu görüşlere göre:otoyollar öncelikle bir cazibe kuşağı olarak görülüyor.
İzmir Ticaret Odasının kendi bölgesinden geçecek olan otoyol için yaptığı yoruma uyarlarsak: bu otoyol ile komşu şehirler ile aramızdaki ticaret, turizm, sanat ve eğitim hareketleri artacak.
Karasu limanı ile de entegre edildiği taktirde batıdaki sanayi şehirleri adeta buraya akacak. Şehrin içinden geçtiği için artık Adapazarı diğer şehirlerle doğrudan irtibatlanacak. Ayrıca otoyol güzergâhındaki şehrimizin ekonomik potansiyeli de hızla artacak, çünkü yüzlerce kişiye iş imkanı sağlanacak ve yüklenici firma, burada başlayacağı otoyol inşaatında çalıştıracağı elemanların büyük bölümünü şehirden sağlayacak. Ayrıca yol yapımında ihtiyaç duyduğu malzemelerin önemli bölümünü de kentteki sanayi kuruluşlarından temin edecek. Burada ticaret, turizm, sanat ve eğitim hareketlerine katkısı olacağı fikrine katılıyorum ama gerisini şüpheyle karşılıyorum. (Ancak bu otoyol şehrimizin içinden geçecekse hakkımızı savunmaktan mesul olanlar işçi ve malzeme temini konusunda bunları sağlasalar tabi ki iyi olur.)
Olumsuz görüşlere göre de: biliyorsunuz İstanbul plansız bir şekilde büyüyor. Yükü ağırlaşıyor.
Bu yükün çevre şehirlere dağıtılması kaçınılmaz bir sonuç olmaya başlıyor. Bunun doğal getirisi, yükü bir şekilde Kocaeli, Sakarya ve Trakya şehirlerine paylaştırmak; otoyollar vasıtasıyla banliyö şehirler oluşturmak.
Ayrıca otoyollar geçtikleri yerlerdeki havayı kirletiyorlar, tarım arazilerini, doğal hayatı ve çevreyi zamanla öldürüyorlar, ayrıca en önemlisi bir zamanlar şehirleri birleştiren otoyollar şimdi şehirleri bölüyorlar. Otoyolların tıpkı Sapanca Gölümüzün kirlemesinde her iki yakasından geçen yolların egzoz ve lastik tozu etkisinde olduğu gibi çevreye ciddi olumsuz etkileri var.
Biliyorsunuz bugün artık gelişmiş ülkelerde yerleşim yerlerinden geçen otoyol kenarlarını ses yalıtım panolarıyla kaplıyorlar.
Zaten Çevre ve Orman Bakanlığının 2005 yılında yayınladığı " Otoyolların geçtiği şehir içi bölgelerde hava kalitesinin belirlenmesi" üzerine Müsteşar yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Öztürk'ün imzası ile yayınlanmış bir yönerge var.
Bu yönergede otoyolların çevreye verdiği zararın "Partikül Maddeler, Duman, Kükürt dioksit, Karbon monoksit, Azot oksitlerden kaynaklandığından ve gürültü kirliliğine sebep olacağından ve kirlilik ölçüm istasyonları sayısının ve yerlerinin nüfusa göre olması gereken sayısından bahsediliyor. Bu konuda yine, Karayolları Genel Müdürlüğünün kurucusu ve ilk Genel Müdürü Vecdi DİKER'in sağlığında başlattığı Vecdi DİKER Çalışma Grubu'nun sürdürdüğü çalışmalar sonucunda hazırladığı " Otoyol Nerede ve Ne Zaman Yapılmalıdır? " konulu raporun ilgililere yardımcı olacağını düşünüyorum. Demiryolları üzerinden yük ve toplu taşımacılığın az olduğundan ve teşvik edilmediğinden, raylı sistemin daha ucuz, güvenli, çevreye uyumlu ve rahat olmasına rağmen geliştirilmediğinden, var olan raylı sistemin de son derece geri ve eski olduğundan, bu nedenle otoyolların tercih edildiğinden yakınanlar var. 2. Uluslararası İstanbul Mimarlık Bienalinde, Türkiye şehirlerinin otoyol ağlarının keskin müdahalesine maruz kaldıktan sonra geçirdiği olumsuz mekânsal dönüşüme vurgu yapılıyor.
Biraz daha araştırınca 20 Temmuz 2009 tarihli bir yabancı makalede ABD'de Kentlerin Yeni Eğiliminin Otoyolları "Sökmek" olduğunu öğreniyorum.
Mesela Milwaukee, San Fransisko ve Oregon eyaletindeki Portland gibi şehirler, şehir içinden geçen otoyol yıkım çalışmalarını çoktan tamamlamış, yerlerine estetik görünümlü bulvarlar ve parklar inşa etmişler ve ortaya kayda değer sonuçlar çıkmış. Bu başarıları gören Seattle, Cleveland ve Oklahoma City de kendi söküm projelerine girişmiş.
Bunlar dışında bir düzine Kuzey Amerika şehri de benzer planlar üzerine çalışıyor veya tartışıyor, yani bu projelere olan ilgi giderek artıyor. Bu artışın birkaç nedeni var. 40 veya 50 yıl önce inşa edilen otoyollar yavaş yavaş parçalanıyor ve hemen hemen tümü kullanılamaz hale gelmek üzere, fakat devlet tüm bu onarımları karşılayacak maddi güce sahip değil.
Ayrıca, şehir merkezleri son zamanda bir "konut rönesansı" yaşıyor ve artık yürünebilir bağlantı yolları ile kentsel estetik arasındaki ilişki, eskiye oranla çok daha fazla önem taşıyor.
Bu dönüşümün bir başka nedeni de bizi yakından ilgilendiren "Deprem". Mesela, San Fransisko Körfezi'nin çevresini adeta saran Embarcadero otoyolunu "sökmek", ya da en azından bunu denemek kentin ilk işlerinden biri olmuş. Ancak projeye karşı çıkanların "Günde üzerinden 60.000 aracın geçtiği yolu kaldırmak, trafiği kilitler" öngörüsü üzerine plan oy birliğiyle reddedilmiş. San Fransisko depreminin ardından ise bu otoyol kullanıma kapatılmış ve sürücüler için alternatif yollar aranmaya başlanmış.
1991'de ise Embarcadero nihayet yıkılmış ve yerine 6 şeritli, iki yanında palmiyelerin sıralandığı ve su kıyısına bakan yeni mahallelerin inşasına imkân veren yeni bir yol yapılmış.
Biz yine ülkemize dönelim.
Dünya dönüyor, zaman akıyor.
Biz hep dünyanın bizim yaşam süremiz kadar yaşı varmış gibi düşünüyoruz. Yani sanki yaşarken problem çıkmıyorsa bizim için onun olmasında bir sakınca yok. Halbuki biz ortalama 70 yıl yaşarken, dünyamız 4,6 milyar yıl yaşında.
O zaman biz öldükten sonra tekrar ve tekrar doğacak yeni nesiller hangi Sakarya'da yaşayacak? İstanbul'da, boğazda inşa edilmesi neredeyse kesinleşmiş olan 3.köprü düşünüldüğü gibi sadece bir köprüden ibaret değil, onun kelebek etkisi var. Kelebek etkisi teorisini biliyorsunuz.
Bu teori, okyanusta bir yerde kanat çırpan bir kelebeğin kanat rüzgârının sebep olduğu zincirleme etkiler bizim günlük yaşamımıza kadar tesirlerini gösterir diyor.
Görünüşe göre bu köprü yapılacak ve onun kelebek etkisi otoyol ile bize kadar uzanacak.
Ne acıdır ki ortada kalbimizden geçen ve üzerinde muhtemelen yıllardır çalışılan bir proje var ve panikten anlaşıldığı kadarıyla, adına Büyükşehir denilen 836.000 kişilik bu şehrin en ufak bir katkısına ihtiyaç duyulmamış. Bir dostumun veciz ifadesiyle, bu proje göstermiştir ki; "birileri Sakarya'yı hafife alıyor".
Ama bunda bizlerin de kabahati var?
Biz daha konsensüsle şehrimizin vizyonunu, kimliğini ve karakterini ortaya koyamadık ki…
Nasıl bir şehirde yaşamak istiyoruz, çocuklarımız ve torunlarımız için bu şehri nasıl hayal ediyoruz, tarım şehri mi, turizm şehri mi, sanayi şehri mi, üniversiteler şehri mi?
Böyle devam edersek şehrimizden bizim inisiyatifimiz dışında daha nice yollar gelir geçer. Halbuki şehrimizin menfaatleri düşünülerek katkımız alınarak hazırlanan bir otoyol çok daha iyi de olabilirdi, menfaatlerimize daha çok hizmet de edebilirdi.
Dediğim gibi; bu yol bugün mü ortaya çıktı, bilinmiyor muydu?
İşte aksi takdirde hep böyle, sadece bir şeyler oldukça ve karşımıza getirildikçe tepki veririz, reaksiyoner toplantılar düzenleriz, ne kadar iyi niyetli olsak bile bu toplantılardan iyi bir bir sonuç da alamayız, çünkü iş işten geçmiştir artık.
Bir kez daha Dikkat!
Kocaeli İstanbul'la neredeyse birleşti ve metropol oldu, Adapazarı da birleşecek.
Ancak gelişmelere seyirci kalıp, İstanbul'un yükünü ve kahrını çekeceğimize avantajlarını yaşayalım, projelerimizi ve kentin şehirleşme kararlarını öyle uzun vadeli ve sağlam şekilde ortaya koyalım ki yol geçirenler de, iz geçirenler de bizim planlarımıza uymak zorunda kalsınlar, son anda biz onlarınkine değil.
Artık bu aşamada, şayet kaçınılmazı değiştiremiyorsak o zaman karar mekanizması içinde yer alıp işimize en yarar şekliyle gerçekleşmesini sağlamak, en azından güzergahını yeniden teklif etmek ve kabul ettirmek akıllıca olacaktır diye düşünüyorum
Yazı Tarihi : 27 Ağustos 2009 Perşembe
Bu yazı 234 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar