Yoğurt üflemek
Evet, her yiğidin bir çeşit yoğurt yiyişi vardır diye bilinir. Bundan tam 20 yıl önceydi. Bir idadide muallimlik vezaifinde bulunuyorduk öğretmenler toplantısında takriben 150 muallim ve sadece benim branşa mensup beş tane muvazzaf idik. Müdür Erol Efendi bizlere taan etmek için söze başlayarak biz beş branş mensubu muallimi mukayeseyle işe başlayıp özetle, yahu birinizde başarı % 100, bir diğerinizde başarı % 30 ve bir diğerinizde başarı % 40, öbürünüzde başarı % 60 ve nihayet berikinde diyerek isimlerimizi de zikrederek bizleri acımasızca tezyif ve de tahkir etmişlerdi.
Gerek zümre reisi ve gerekse benden kıdemli diğer meslektaşlarımızdan herhangi bir cevap gelmeyince söz alarak Sayın Müdür diğer branşlara mensup insanları birbiriyle mukayese etme gibi bir yöntem mevzuubahis olmadığı halde teoloji muallimi olmamız hasebiyle bize acımasızca hakaret ettiğiniz gibi bir de bizi birbirimize karşı kışkırtıyorsunuz. Sizi kınıyorum. Hem böyle bir usül söz konusu değil, hem de her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır diyerek yerime oturmuştum oturmasına ama bir taraftan yönetimi karşıma aldığım gibi, öbür taraftan da sıfır, sıfır rizikolu meslektaşlarımdan tam aferin beklerken aynı zamanda en büyük darbeyi onlardan yemiştim. Meğer susmak gerekiyormuş. Çünki şamar oğlanı olmak çok makbulmüş bu güzergahta.
Vaktaki mektepten çıkıp eve avdet ederken de Abdullah adında bir branştaşım bana çıkışarak bak göreceksin gelecek toplantıda bunun intikamını fazlasıyla alacağım. Ben de konuşacağım deyice bayağı ümitlenmiştim. Nerdeyse çeyrek asrın geçmesine rağmen bu vatandaşın hiçbir yerde konuştuğu vaki olmayıp işi sebb etmekle ikmal etmişti. Pek tabiidir ki kötü söz sahibinin tapulu malıdır. Her zaman aidiyet kesbeder.
Yoğurt bu, Türklerin sütten elde ettikleri, yani icad ettikleri şahane bir besin maddesi. Dünyanın neresine giderseniz gidin yoğurdun adı yoğurttur. Hıyar da bize aittir. Zaten hıyarla yoğurdun izdivacına cacık denilmesi de biz Türk Milletine aittir. Hele, hele eşeğe gelince o tamamen bizim kültür ve medeniyetimizin anasırındandır. Bilenler bilir, bilmeyenler de bilenlerden öğrene. Onun içindir ki yoğurt ve diğer değerlerimizin nasıl istimal edildikleri de birer sanat ölçüsüdür.
Eskiden çocukluğumda bol miktarda yiğitler yaşardı. Onların her birinin yoğurt yiyişleri farklıydı. O zamanlarda kimisi yoğurdu tahta kaşıkla yer, kimisi demir kaşıkla yerdi. Kimisi yoğurdu ince ekmekle yer, kimisi de yoğurdu pestille yerdi. Kimisi de yoğurda su katıp çalkalayıp çalkama veya dövme yoğurt yapar, kimisi onu süzme yoğurt yapar, kimisi yağlı istimal eder, kimisi onu yağından ayrıştırdıktan sonra kullanırdı. Yine kimisi de yoğurdu üzüm pekmeziyle karıştırıp kemali afiyetle götürürlerdi.
O zaman yoğurdu değil sütü bile üflemeden içmek bir nevi mertlik nişanesiydi. O zaman hazır yiyicilik ve kolaycılık pek hoş karşılanmazdı ve sizin için en hayırlısının alnınızın teri düsturu geçerliydi. O zaman her şey hassaten dostluklar çok özgün ve de kayda değerdi. Kopyacılık en ehven bir üslup olarak görülürdü. O zaman tavırsızlık ahlaksızlıkla sıfır, sıfır rizikoculuk da aidiyetten kabul edilir, özgürlük ekmekten daha kutsal kabul edilirdi.
Demek ki yoğurt yeme üslubu bile bir hayat tarzını ifadeye kifayet edebildiği vechesiyle geçenlerde Akkarizade Serbülent Efendi bendenizi hatefleyerek "Hocam siz artık bilvesile kaderin ağlarını örmesi mucibince isteseniz de istemeseniz de sahaya indiniz. Pek tabiidir ki oyununuzu beğenenlerin olduğu gibi, oyununuzu beğenmeyip kıskanan ve de size sebb edecekler de olabilir. Gerçi sebb edilmekte doğru veya yanlış eylemlerin bir nevi sonucudur. Filhakika müspet veya menfi telakki edilebilecek değerlerdir. Ama bazı mahluklar var ki hiçbir efalleri olmadıklarından naşi küfre bile layık olamazlar. Halbuki oyuncu bütün milleti tahrik ederken sahadan çekilince de ortaya büyük bir boşluk vaki olup yeri yurdu doldurulamaz. Yani oyuncu varsa insanlık vardır. Yoksa hiçbir oyunun planlı olsun, doğaçlama olsun ki, Kuranî ifadeyle hayatın tümü bir tiyatrodan ibarettir. Eğer sahnelenen bir oyun yoksa hayat da yoktur.
Hayat esasen özetle bir yiyimlik yoğurttan ibarettir ve her yiğidin yoğurt yiyişi başkadır ifadesi buna racidir. Gerçi yoğurdu sadece yiğitler yemez, eğer bulursa itler de yer. Ama yiğitle itin yoğurt yiyişi mukayese bile kabul etmez. Bir defa ziruh olarak her canlının her canlının zaruri ve de beşeri ihtiyaçları kaçınılmazdır. Ama beden dili dahil her türlü usül ve de usturup sizi mutlak ele verir. Vakti zamanında birçok kendini bilmez gerek milli ve gerekse dini değerlere taan etmiş olsalar da zamanla amelleri kendilerine faiziyle yansımıştır, yansımaya da devam edecektir.
Yüce Çalap kutsal kitabında "Sakın ha başkasının kutsalına sebb etmeyin ki, onlar da sizin Rabbinize, kitaplarına ve de elçilerine saygısızlık etmesinler" ikazında bulunmuştur. Birilerinin şahsına sebb ederseniz belki rahatlama hakkınızı kullanmış olabilirsiniz. Söz konusu muhatabınız da sizleri fazlasıyla tesebbüple tezyin eder, ama siz başkalarının kutsalına dil uzatırsanız mukabilen bütün değerlerinizi zan altında bırakabilirsiniz. Zaten dünyada ve hatta kainatta henüz künhüne varılmamış olsa da çok zecri bir mütekabiliyetin her şeyin tahtında müstetir olduğunu unutmamak gerekir. Söz konusu mütekabiliyet sadece uluslar arası münasebetlerde değil bütün insanî, hayvanî, nebatî ve mahlukî ilişkilerde de faizlenerek kendini gösterir. Bu yansıma bazen aynını değil de farklı bir şekilde tezahür etse de haksız bir siluetin bile altından ilahi bir taalluk tezahür edip belki o an için sizi rahatsız etse de silkelenip kendinize elmeniz uyuyan devin uyandırılması sadediden daha hayırlı olabilir. Örneğin melanetine duçar kalınılan bir tantani ortam ve mensubiyetten arlanarak kendinize yeniden ayar verme fırsatı bulunulabilir. Onun içindir ki vuku bulanda hayır vardır denilmektedir.
Eski bir yazımızda kaleme uyarlanmış idik. Kalem Suresi, Tanrı Tealanın kaleme yemini ve kalemin ağıt yakabileceğinden hareketle kendi kendimize soralım. Kalem hiç ağlar mı? Evet, bu güzelim toprakların ağaçlarından ve kimyasalından üretilen kalemle bu toprakların aleyhine yazılıyorsa baltayla orman misali kalem ağlar, hem de hüngür, hüngür ağlar.
Kaldı ki kalemle aşk mektupları ve güzel şiirler yazmak varken kalemin köküne kibrit suyu dökmeye ne hacet. Lütfen bizim hâkimlere de söyleyelim. Artık bundan böyle kalem değil daktilo veya bilgisayar kırsınlar letaifinde bulunuyoruz. Gerçi kalem, erbabının eline geçince kudurur. Onun için her mesleği olduğu gibi kalemi de ehline tevdi etmek gerekir.
Bütün meslek erbabından tam teşekküllü hastanelerden rapor istenildiği gibi haddizatında kalem erbabından da sağlık raporu alınarak kalemin şerrinden korunmalı diyoruz. Hele, hele kaçak güreşip çomak sokanlara kulak asılmamalı. Herkes gönlünü ortaya koyarak zikzak yapmamalı. Aksi takdirde kalem kudurursa bu kuduruğun sonucuna herkes katlanmaktan başka bir şey yapamaz.
Peki, kalem kudurur da yoğurt kudurmaz mı? Eskiden yoğurdu yiğitler istimal eder ve hem de sadra şifa olurdu. Elan hali pürmelalimiz, bizde ne yiğit kaldı ne de tabii ve hijyenik yoğurt kaldı. Demek ki çeşitli katkılarla kap katı kesilen ve kaymak tutması için ince selpakla sarmalanan yoğurtla beslenenlerden ne yiğit, ne de it olur. Çünki yiğit kelimesi semantik olarak yeğlenmiş it, ideal sadık dost anlamına rücu etmektedir. Demek ki bütün canlıları olduğu gibi insanları da beslenme, çevre, eğitim ve de kalıtım şekillendirmektedir. Bu kumaştan ancak bu kadar libas dikilir. Herkes payına düşeni fazlasıyla alsın vesselam.
Yazı Tarihi : 24 Ağustos 2009 Pazartesi
Bu yazı 119 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar