FİTNEYLE MÜCADELE BAKANLIĞI

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
Hayrullah Şanzumi

Geçenlerde 76 lı emekli muhterem bir miralay beni arayarak Hocam, rüyamda seni fitneyle mücadele etme adında bir vezaretin başına getirildiğinizi gördüm. Kendilerine çok teşekkür ettim. Hakikaten söz konusu miralay millet ve memleket meselelerinde çok duyarlı olup aynı zamanda yaptığım çalışmaları yakından takip edip takdir eden ve gerektiğinde de tenkit etmeyi vazife telakki eden bir zatı muhterem.
Bu vesileyle bu makalemi zaptı rapt altına alarak sizlere sunuyorum. Pek tabiidir ki kalkınmakta öncelikli olan memleketimiz için sanayi, tarım, eğitim, sağlık v.b. çok önemli programlarımız ve de devlet olarak projelerimiz olacaktır. Bunun zıddını düşünmek mümkün değil ama evvel emirde aciliyet kesbeden dünyamızı ve direkt olarak bir maraz gibi memleketimizi sarıp sarmalayan bir ahtapot gibi onu kıskaca alıp yavaş, yavaş kendi öz benliğinden uzaklaştıran bir fitne problemimiz var ki bunu görmemezlikten gelmek veya hafife alıp tehir etmenin diğer projelerimizin hepsini akamete uğratacağını unutmamak gerektiği kanaatindeyiz.
Fitne ehli başta Cenab-ı Hakkın ve Hazreti Peygamberin lanetine müstahak olmuş melunlardır. Bu zevat sıfır sıfır rizikolu olup asla ve de kat'a sinirlenmeyip avlarını gözlerine kestirip onun altını yavaş yavaş oyarak efallerini zamana yayarak hedeflerine kilitlenirler. Haysiyetli insan sinirlenip puştluklara karşı ani feveran hastalığına yakalanırlar. Fitne ehlinin canları çok tatlı olduğu için ellerini taşın altına koymadan ihaleyi başkalarına çıkarır. Sonunda kim galip gelirse hemen onun yanında yerlerini alıp gücünden, kudretinden, etinden ve de sütünden istimal etmeye çalışırlar. Çünkü bu ahval itlerin gıdasıdır. İnsanları kapıştırıp sıvışmak aksi takdirde birilerinin galip, birilerinin mağlup olması bunları fazla da ilgilendirmez. Bu fitne ehli pek tabiidir ki fitnelerini yayabilip icraat safhasına koyabilmeleri için tenekeden de olsa bir mühür sahibi olabilmek için makatlanmak dahil her türlü istimal, istimdat, istimrak, istihlak, istiska, iskat fiziki ve psikolojik musakataya canı gönülden kendilerini her zamanki gibi hazır kıta olarak bekler vaziyette tutar. Bundan en ufak bir arlanmayı zül addederler. Zül'ün Anadolu'da bir anlamı da hayvan gübresidir. Gerçi hayvan gübresinin yerine ikame edilemezseler de değersizli anlamında istimal edilirler.
Fitne ehli bugüne kadar bendenizin tecrübelerine binaen bütün bünyemizi adeta çalışamaz hale getirmiştir. Ben eskiden zannediyordum ki sadece çalıştığım kurum ve kuruluşlarda azamet gösteriliyor. Bir zamanlar Biricik Efendi adında bir yöneticimiz derdi ki "Acınacak duruma düşmemek için hiçbir kimseye hiçbir kayıt ve şart olmaksızın acıyamam ve bu mahlûkun hiçbir dostluğu vaki olmayıp o sadece ve sadece kendilerinde güç vehmedip korktuğu insanlara hürmet edip zayıf ve de zavallı zannettiği insanlara maiyetinin önce yüzüne güler ve bilahare hamle yapıp yerken timsah gözyaşları dökerdi. Onun için tek düstur güçlü vehmettiklerine hürmet, mazlumlara zulümle muamelatta bulunurdu. Daha düne kadar bir tabibe yakalanıp işlerini gördürdükten maada müteveffanın al ve evladına tezellümü reva görüp onların kötü hastalığa müptela olmalarını temin etmeyi bir maharet zannederdi. Bu gibi adamlara anladıkları dilden konuşmaktan başka çaresi yoktu. Pek tabiidir ki bir İngiliz'le İngilizce bir Fransız'la Fransızca ve bir Türk'le de Türkçe konuşmanın bir anlam ifade edebileceğini anlamak gerektiğini aksi takdirde sonradan öğrendiğiniz dillerle bile meramınızı ifadeye kalkışıldığında vahim sonuçlar doğurabiliyor. Onun içindir ki uluslar arası ciddi diplomatik münasebetlerde her devlet adamı hakimi olduğu kendi ana dilini kullanma ihtiyacı adeta kurallaşmıştır. İstisnalar ve geri kalmış olma psikolojisiyle bu geleneğin bazen ihlal edilmesi vaki olsa da esas kural ana dili kullanmak şeklinde tezahür etmektedir.
Edindiğim tecrübeler muvacehesinde fitne ehli hangi mesabede olursa olsun en alt seviyeden en üst mertebelere kadar birbirlerini yanlış bilgilendirme, ileride kendisi için tehlike vehmettiği zehabına kapıldığı insan veya insanlar için müzaverat, ayak kaydırma, terfi engelleme, statü durdurma, akademik ilerlemelere taş koyma, ihbar etme, eğer ortada bir ufak belirti varsa onu habbeden kubbeye çevirme eğer herhangi bir açık mevzubahis değilse çok usturuplu ve de ahesteden kürek çekerek mehtabı uyandırmaksızın kendisi çeşitli tedbirler alıp batmamak için içten içe dalgıç kıyafetleri ve cankurtaranlarla teçhizlenip içinde bulunduğu geminin alt katından tirhişonla delik açarak soranlara da "Efendim beni şeytan aldattı, ihtilam oldum biliyorsunuz dinimizce cenabet gezilmez" diyerek görünürde çok mazlumane ve işi dinine fatura ederek biraz sonra hazırunun felaketiyle sonuçlanacak ihanetine de çok masumane ve makul göterme çabası içerisindedir. Halbuki birazcık ilmihal bilgisiolan zevatın böyle bir durumda gusül almasına gerek olmayacağını çok iyi bilir.
Fitne bu mutlaka ortalığı karıştıracak bir sebep bulma çabası içerisinde olunacaktır. Bu sebebi ya dini ya kültürel ya da insani ve hatta görünürde ahlaki bir zemine indirgeyip sureta haktan endam eyleyip en ufak bazda bir ünitenin kapışmasından başlayarak ta devlet ricalinin kapıştırılması, Şehzade Mustafa'nın katledilmesinden tutun da devletlerin ve hatta vatan evlatlarının birbirine kırdırılarak yeryüzünün ifsat edilmesi ve yerin göğün kana bulunmasına kadar gidilebilecek sonuçlarla doludur tarihi sahneler. Hülasa insanoğlunun bütün manevra kabiliyetleri bu fitne erbabının kurduğu tuzaklar muvacehesinde adeta prangalanmış işe yapılabilecek en mühim aciliyetin bu engelin aşılması gerektiği kanaati hasıl olmaktadır. Meluni faaliyetler neticesinde diyelim ki dünya standartlarına sahip teçhizatla donatılmış hastanelere sahip olsanız kaldı ki bugün için birçok hastanelerimiz bu standardı yakalamıştır. Diyelim ki eğitim kurumlarımız dünya standartlarını yakalamış olsun. Bugün hakikaten bir çok eğitim ve öğretim müessesemiz batıyla yarışabilecek seviyeye gelmiştir. Yine diyelim ki sanayi, tarım v.b. alanda birçok müessesemiz batıyla boy ölçüşebilecek seviyeye gelmiş olsun ki bu alanda da iddialı olduğumuz özelliklerimiz mevzubahistir. Ama yine makalemizin ana konusunu oluşturan fitne harekatı başını almış gidiyorsa yapılabilecek en doğru şeyin önce bu fitne problemini halletmekten geçeceği kanaatindeyiz. Çünkü müesseselerden çok o kurumları harekete geçirecek elemanların doğru dürüst ahlaklı ve hulûsu kalp bilinci kul hakkı ve vatan millet hakkı bilinciyle tezyin edilmiş olması gerekir. Aksi takdirde fitnecinin bir levyeyi fabrika dişlilerine sokması, bir eğitimcinin insanları yanlış yönlendirmesi veyahut aklınıza gelebilecek herhangi bir personelin kendi işini kötüye kullanması neticesinde rahmetli Fethi Gemuhluoğlu'nun buyurdukları gibi "Bir tel kopar düzen baştan bozulur" ifadesinde görüldüğü gibi bu fitne hareketine doğru dürüst bir ayar verilmeden yapılabilecek bütün yatırımların akamete uğramamasına imkan ve ihtimal yoktur.
Devlet organizasyonunun selameti için sosyoloji ilminin de salık verdiği üzere insanlar cemaatten cemiyete doğru yönlendirilip kişiliklerinin kazandırılıp feodal yapının birer kulu olmaktan kurtarılmaya çalışılırken bir de baktık ki karşımıza görünürde belki adı aşiret olmasa da aynı sonuçları farklı, farklı bir şekilde doğuran ve ismine post modern feodal yapı diyebileceğimiz bir yapılanmayla karşılaşmaktayız. Sayın Mahmut Çetin'in Boğaziçi Aşireti kitabı bu savımı fazlasıyla doğrular mahiyettedir. Çünkü Boğaziçi'nde aşiret falan söz konusu değildir. Bu bölgede aslında Beyaz Türklerden müteşekkil büyük bir üniversal lobi mevzubahistir.
Kim demiş ki aşiret yapılanmasını sanayi devriminden sonra büyük ölçüde kaldırdık. Evet, belki klasik anlamdaki aşiret yapısı artık yok gibi ama onun yerine daha acımasız ve kural tanımaz olan lobicilik ikame edildi. Aşirette belki geleneksel yapısı itibariyle biraz Allah korkusu söz konusuyken lobicilikte aidiyetin ispatı ve mensubiyet aşkının kendisinden emin olabilmesi için yapılamayacak melanet mevzubahis değildir. Vakti zamanında bazı münafıklar beni taciz ederken yahu neden bize bunları reva görüyorsunuz denildiğinde hiç utanmadan ve de sıkılmadan sanki lobisiz olunca da bize haksızlık yapılmasının çok meşru bir şey olduğunu dillendirmeye çalışmışlardı. Bu zevat hafif bir silkelendiğinde de ha demek ki bunun da lobisi varmış iftirasında bulunmaya çalıştılar. Halbuki biz hiçbir lobi falan tanımayız, minnet de etmeyiz. Bizim için varsa yoksa bir tane lobi vardır. O da Hak lobisidir. Yapılması gereken bir şey varsa o da hakkı hak sahibine tevdi edip böyle ayak oyunlarının hiçbir kimsenin encamının hayrına olmayacağı gerçeğidir. Pek tabiidir ki zaman ve mekan biz kullar içindir. Hak Teala bu beşeri mefhumlardan münezzeh olup lobicilerini tamamlamaları için biraz mühlet tanır. Hele hele bunlar da birazcık iman kırıntısı varsa onlara acıdığı için hesabın hepsini öbür tarafa bırakmayıp şefkat tokadıyla uyarır. İşte vakti zamanında garip gurebaya tezellümde bulunanların bir çoğu çeşitli ikazla duçar olunup kimi kel, kimi kör kimi de kötü emraza müptela olmuş idi. Pek tabiidir ki darısı ankaribüzzaman diğer adaylara olacağına imanımız tamdır.
Bu serencam üzere bütün devlet ricaline tezarruatımdır. Tez elden fitneyle mücadele tesmiye edilen bir vezaretin kurulması bu mahlukatla mücadeleyi bir hayat tarzı haline getirmem hasebiyle bu makama en iyi bendenizin yakışabileceğini veya daha liyakatli birilerinin atanmaları durumunda da ilgili bakanlıkla bütün projelerimi paylaşabileceğimi ifade ediyorum.
Bu bakanlık kurulana kadar da palyatif bir tedbir olması hasebiyle bütün makam sahiplerine ve de bütün sade vatandaşlara teklifim birileri size gelip birileri hakkında çekiştirme yaptıklarında bu tezviratı kasete çekip yayınlamanızı ve hiç çekinmeden insanları yüzleştirmenizi tavsiye ediyorum. Bu yöntem kullanıldığı takdirde kimse kimseyle uğraşmayıp herkes kendi işine bakacaktır. Aksi takdirde fitneye pirim verildiğini gören münafikun tabakası azmanlaştıkça azmanlaşacak ve devlet mekanizmasını içinden çıkılamaz hale getireceklerdir. Bendeniz bugüne kadar beraber çalıştığım insanlara hep bu minval üzere bulunmalarını açık ve de şeffaf olmalarını ve bir icraatta bulunmak istediğinizde sorumluluk alıp bu işi şu getirisinden dolayı ben yapmak veya engellemek istiyorum deyip başkalarını zan altında bırakmazsanız. Hem millet hem de uzun vadede sizler kazanırsınız. Aksi takdirde mensubu bulunduğunuz lobiniz size öyle yanlış işler yaptırır ki sonra size sahip de çıkmaz. Halbuki lobisiz bile olsanız size yanlış yaptıramayacağını anlayanlar belki sizi himaye etmeyeceklerdir. Ama sizin ahretinizi ve de dünyanızı karartacak yanlışları yapmanıza da ısrar edemeyeceklerdir. Ama sizin ahretinizi ve de dünyanızı karartacak yanlışları yapmanıza da ısrar edemeyeceklerdir. Eğer yapılan amel yanlış ise onu size devlet bile yaptırıyor ise o devlet sizi kurtaramaz. Ancak kedinin yavrusunu yeme misalinde olduğu gibi yemek zorunda kalabilir. Vesselam.



Yazı Tarihi : 17 Ağustos 2009 Pazartesi
Bu yazı 166 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

değerli hocam gerçekten çok güzel bir makale yazmışsınız. fitneyle mücadele eden bir bakanlık olsa ne mutlu türk halkına, sizleri tanrı korusun yüceltsin ,fitne ile uğraşanlarında ne olacağı belli,üzülmeyin hocam devam...
mustafa yürek @ 22.08.2009 18:53:50
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk