Adapazarılı Reisü'l-Kurrâ;

Fahri Tuna

Fahri Tuna
Aynalıkavak Yazıları / Fahri Tuna

Adapazarılı Reisü'l-Kurrâ;
Hafız Abdurrahman Gürses

Her şehrin yüz akı kişiler ve kurumlar vardır.
Adapazarı'nın ulusal hatta uluslar arası düzeyde on ismini soracak olsanız; nasıl edebiyatta Sait Faik, futbolda Oğuz Çetin veya Hakan Şükür ise, kıraat ilminde Reis'ül- Kurra Abdurrahman Gürses'tir.
Peki kimdir bu Abdurrahman Gürses?
Nedir bu "Reis'ül-Kurra"lık makamı?
Hep birlikte araştıralım.
Önce Reis'ül- Kurralıktan başlayalım.

"KURRA HAFIZLARININ REİSİ"

Kısaca tarifi: Kurra hafızlarının reisi, başı, en büyüğü. İtibarî bir makam yani.Merhum Abdurrahman Gürses, bir grup ilim adamının kendisiyle gerçekleştirdiği sohbette bu konuda şunları söylüyor: "İlm-i kıraati okuyup icazet alan bir kimse, tarihen kıdemli ise o reis-i kurra olur. İtibari bir şeydir. Müftülük falan karışmaz. Kurra'nın kendi içerisinde yürüyen bir mekanizmadır. Tayinle gelmez. Bilinir ki, kimin kıdemi varsa o gelir, oturur. Mesela Sakıb Efendi vardı -Allah Rahmet eylesin- Eyüb Camii Şerifinin imam-ı evvel ve hatibidir. Sakıb Efendi, babası, dedesi, dedesinin babası, 7 ceddi, benim kitabımın kenarında yazılıdır ki 7 ceddine kadar reis'ül-kurra olarak gelmişler. Sakıb Efendi'ye yetiştik. Sakıb Efendi vefat ettikten sonra araştırma yaptılar. Şimdi hatırıma gelmedi, mübarek bir zat vardı, o kıdemli imiş. Beyazıt Camisinde Münir Dede vardı, onun hocası idi. O reis'ül kurra oldu. Fakat çok geçmeden vefat etti. Ondan sonra Hamdi Efendi oldu. Varnalızade Sultan Selim Camiinin imamı, kıymetli bir zat idi. O da vefat etti, bir müddet Ali Efendi reis'ül-kurra oldu."
Hemen belirtelim: Ali Efendi'nin vefatıyla Gönenli Mehmet Efendi, O'nun 1991'de vefatı üzerine Adapazarılı Hafız Abdurrahman Gürses, O'nun 1999'da vefatı üzerine Taraklılı Hafız Saim Özel olmuş, o İstanbul'da sürekli oturmadığından affını istemiş, bu kez bir başka Adapazarılı, halk arasında "Asker Hafız" olarak bilinen Hafız Mehmet Eren üstlenmiştir.

"TÜRK DÜNYASINA AİT BİR KURUM"

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor Mehmet Erkal, ki hafızdır ve Dolmabahçe Camii İmamlığı da yapmıştır, "Reis'ül-Kurra"lık için şunları söylüyor: "Türk Dünyasına ait güzel bir geleneğimizdir. Araplarda böyle bir kurum – gelenek yoktur. Beyazıt Camiinde bir odası olur. Sembolik bir şeydir. Merasimleri yönetir, taht gibi bir sandalyede oturur, kıraatte hata olduğunda eliyle işaret ederek düzeltir. Abdurrahman Gürses Hocaefendi vefat edince, en kıdemli kurra hafız olarak Taraklılı Hafız Saim Özel ağabeyimizindi hak, Saim Ağbi, "ben devamlı İstanbul'da ikamet edemiyorum" diyerek sırasını sonraki hafıza vermiştir. Bildiğim kadarıyla Asker Hafız'a verdi. Yani bize has güzel bir kurumdur."

HENDEK SOĞUKSU'DA BAŞLAYAN BİR HAYAT
1987 yılında, İsmail Lütfi Çakan, Mustafa Eriş, Ahmet Maraşlı, Abdullah Sert, Hasan Kamil Yılmaz'dan oluşan Altınoluk Dergisi Yazı Heyeti, Hafız Abdurrahman Gürses'le bir söyleşi gerçekleştirirler: Gürses Hoca, hayatını şöyle anlatır(1): "İsmim Abdurrahman Gürses. Babamın ismi Hafız Said. Babam merhum, cami imamı idi. Hayatı imamet ve hitabet ile geçti. 1325 tarihinde (miladi 1909) Sakarya Hendek'e bağlı Soğuksu köyünde doğdum. Çocuk yaşta Kur'an'ı babamdan hıfzettim. Takriben 13-14 yaşlarımda Kur'an-ı Azîm'in hıfzı bitti. (…) 2 sene mukabele okuduktan sonra Hendek'e gittim, 15 yaşlarındaydım. Hendek'te camii şeriflerde sure okuyorum. Tabiî gençlik var. Okuma hevesi var. Abdurrauf Hoca diye, bir hocaefendi vardı. Mübarek bir zat. Rahmetullah-i aleyh. Bir çok hoca efendi, kendisinden besmele çekmiş. Camilerde beni dinleyince, eniştem olan Yeni Cami imamı Hoca Osman Efendi'ye "Bu çocuğun istidadı var. Buna talim okutayım" demiş. Benim ağzım düzgündü. Talimim de iyi idi. Çünkü babam ehl-i Kur'andı. Fakat tabi talimi başından sonuna kadar okumak usuldendir. Abdurrauf Efendi, bu tarihte mahkeme-i şer'iyyede aza idi. Aynı zamanda Rüştiye mektebinde Gülistan okuturmuş. Uzun boylu, insan güzeli bir zat. Dihyesi de size benzerdi. (Abdurrahman Hoca burada, sohbetimize iştirak eden Büyükçınar Hoca'yı gösteriyor tebessümle) Yukardan kalkıp mahalleden geçtiği zaman herkes ona hürmet ederdi. Orada, çarşıda 3 tane cami var. Cemaat her sabah cami değiştirir. O sabah bu cami, öbür gün öbür cami, ertesi gün öbürküsü, böyle cami değiştirirler. Bu oraya mahsus bir adet de değil. İslamî bir rükündür. Çünkü bir kimse, bir caminin içerisinde, aynı yerde namaz kılmayı itiyad edinirse bu mekruhtur. Kasabanın şark tarafında Yeni Cami, orta tarafında Orta Cami, aşağıda batı kısmında da Ulu Cami vardır. O, Yeni Cami'ye gelir, ben de oraya giderim. Sabah namazından sonra okutur. Ertesi gün Orta Cami'ye gelir. Ben de oraya giderim. Orada okuruz. Üçüncü günü de Ulu Camide okuruz. Hoca bir sayfadan fazla dinlemez. Azami bir sayfa dinler. Böyle ağır bir şekilde okuduk. Bir misal vereyim: "Allahüekber" üzerinde on gün on beş gün çalıştık. Talim böyle okunur."
"ABDURRAUF HOCA HEP FATİHALARIMDA"
"Velhasıl, Abdurrauf Hoca merhumdan çok şeyler öğrendim. Namazdan sonra onu mutlaka hatırlarım. Çünkü onların hizmetleri de Allah rızası içindi. Para-pul hiç öyle maddi bir şey yok. Bana söylemiştir zaten, hocam, "Ben senden bir şey beklemiyorum. Sadece bir fatiha ile hatırla yeter. Başka bir şey istemiyorum sizden" demiştir. Her zaman o fatihayı ismini yad ederek gönderiyorum. Talimden sonra bir kaç sene Hendek'te kaldım. Sonra da İstanbul'a gelerek medreseye girdim. Medreselerde okuduktan sonra gene Hendek'e döndüm. Hendek'te birkaç sene okuduktan sonra 1934 senesinde tekrar İstanbul'a döndüm. Bir müddet Üsküdar'da ikamet ettim. 5-6 sene. İşte o müddet zarfında, Üsküdar'da, Selimiye hatibi meşahir-i huffazdan, üdebadan, Allah rahmet eylesin - Fehmi Efendi hazretlerinden kıraat okudum. Fehmi Efendi merhum, 55-60 sene, vefatına kadar vazife görmüştür. O zaman Fehmi Efendi, hattat Necmeddin Efendi, Boyabatlı Mustafa Efendi, Atik Valide Camii imamı, Yeni Cami İmamı o gibi zevat. İstanbul'da Fatih imamları Bekir Efendi, Rasim Efendi başta, ondan sonra Aksaray Camii imamı Kamil Efendi v.s... Hepsi büyük hocalar... Yalnız bir edeb var hepsinde.. Tamamı mukri durumunda, yani talebe okutacak seviyede olmalarına rağmen herkes başkasına havale eder. "Git Rasim Efendi'den talim oku" der. "Kamil Efendi'ye git" der. Öyle idi. Hürmeten ve edeben. Velhasıl Fehmi Efendi'den okumaya başladım. Üç sene devam ederek kıraati bitirdim. Ondan sonra 1938 senesi içerisinde Fatih'e geçtim. Orada otururken vazife meselesi çıktı. Edirnekapı Mihrimah Camiine imam oldum.
BEYAZI T CAMİİ MİHRABINDA 35 YIL
"İlk vazifem miladi 1938'de resmen. Fakat aynı zamanda Teşvikiye Camiinin münhal olan imameti için müsabaka imtihanına girmiştim. Her ikisinde de önde gelmişiz. Beyoğlu Vakıflar Müdürü beni illa ki Teşvikiye'ye götürmek istiyordu. Cerbezeli bir adamdı. Yazdı, çizdi sonunda Mihrimah Camiinde vazifeye başladığıma bir ay olmadan Teşvikiye'ye geçtim. 1939 senesinde Teşvikiye Camiinde vazifeye başladım. 1944 senesine kadar orada kaldım. 1944 senesi, 22 mayıs bir perşembe günü, ikindi namazına Beyazıt'a naklen geldim ve vazifeye başladım. 6 Haziran 1979 senesinde emekli olarak ayrıldım. 36 sene. öbür tarafta da beş sene. 40 sene yapıyor. 40 sene bir şey değil. Geldi geçti ilk gün gibi."
HASEKİ EĞİTİM MERKEZİNDE 23 YIL KIRAAT DERSİ VERDİ
Hoca 1976'dan 1998 sonuna kadar görev yaptığı Haseki Eğitim Merkezi günlerini ise şöyle anlatıyor: "Haseki'de, elhamdülillah, 11 seneyi doldurduk. 11 seneden beri burada tedrisat vardır. Tedrisat iki kısımda yürüyor. Ulûm-i islamiyye ve kıraat. Ulûm-i islamiyye bellidir. Tefsir, Hadis, Fıkıh okunuyor. Allah daim etsin. İlm-i kıraat kısmı da 3-5 ay farkla açılmış. Nasib olursa bu Ramazan bayramından sonra dördüncü devre başlayacak. Beher devre üç senedir. Üç sene olmak üzere üçüncü devreyi bitirdik. İlm-i Kıraat müstakil bir ilimdir. Bu ilmin sahiplerinin hepsi rahmete ermiş hocalarımız. Fabrika kapanır ise, mevcut olanlar çabuk biter. Hoca efendiler, rahmet-i Rahmana intikal edince, mevcut olan kimseler birer ikişer eksildikçe bu işi bilen kimse kalmamış oluyor idi. bu raddeye gelmiş iken yani ilm-i kıraatin nasıl bir ilim olduğunu bilen bir kimsenin hemen hemen kalmayacağı bir zamanda Cenab-ı Hak murad etmiş ve burada yeniden ihyasına başlandı. İlm-i kıraatin ne olduğunu bilen bir cemaatin olması lazım. Bu farz-ı kifayedir. Hepsi terkederse, herkes mes'ül olur. şimdi elhamdülillah bu mes'uliyet kalkıyor. 1.2. ve 3. devrede mezun olanlar aşağı yukarı 56 kişi oldu."
GÜRSES HOCA RAHMETİ RAHMAN'A KAVUŞTU

"Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'e bir asır boyu hizmet etmiş, hafızların hamisi Reisü'l Kurra, Hendekli Hacı Hafız Abdurrahman Gürses Hocaefendi, 10.08.1999 tarihinde Hakk'ın rahmetine kavuştu. Hocaefendinin naaşı 11.08.1999 tarihinde 40 yıl imamlığını yaptığı Beyazıt Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra caminin bahçesinde toprağa verildi. Yaşamı boyunca İslâm'a ve Kur'an'a kendisini adamasıyla tanınan Hocaefendinin cenaze namazında Beyazıt Camii tarihi günlerinden birini yaşadı. Caminin avlusuna giremeyen cemaat, Beyazıt meydanına taştı. Yaklaşık on bin kişinin katıldığı cenaze namazını Diyanet İşleri eski Başkanlarından Lütfi Doğan kıldırdı. Diyanet İşleri Başkanlığını, Başkan Yardımcıları Rıdvan Çakır ve Sami Uslu temsil ettiler. Daha önce cenaze namazının Fatih Camii'nde kılınacağı açıklandığı için insanlar Fatih Camii'nde toplanıyorlardı. Beyazıt Camii bahçe



Yazı Tarihi : 12 Ağustos 2009 Çarşamba
Bu yazı 160 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Allah gani gani rahmet eylesin.
Böyle değerleri bize hatırlattığın için,
Teşekkürler Sayın Tuna.
Aşk İklimi @ 13.08.2009 11:16:50
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk