FİTNE TOHUMA KAÇINCA

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
Sabahleyin kahvaltı yaparken mutad olarak istihlak ettiğimiz maydanozun odunlaştığına şahit olmuştuk. Bir de evladı iyalim "Baba bak maydanozun tepesinde acayip oluşumlar vaki olmuş, maydanoz, maydanoz olmaktan çıkmış, taçlı taçlı tepeler oluşmuş" dedi. Tabi ben tarımla uğraşan bir köy ailesinin evladı olmam hasebiyle gerek bütün bitki ve nebatatı tanıma ve de özelliklerini tefrik açısından ihtisasat ehliyim. Bu vesileyle evladım bu gördüğünüz ahval maydanozun tohuma kaçması hadisesinden ibarettir. Aksi takdirde bu bitki maydanozdan maada bir şey değildir. Çükü bizim aile efradı bu bitkiyi sanki maydanozdan başka bir yaban bitkisi olma ihtimali üzerinde durmuşlardı.
Halbuki her nebatatın olduğu gibi insanatın ve de hayvanatın son demi olan olgunluk faslı onun maksadına ulaştığı, kemalinin geldiğini, artık zeval zamanının başladığını ifade eden tohuma kaçma serencamı başlamıştır. Çünkü tohum realitesi ilgili reelin neslini, varlığını idame ettirebilmesi için kaçınılmazdır. Bu ahval sadece ziruh için değil ziruhun farklı farklı versiyonları için olduğu gibi ahlak-ı hamide ve ahlak-ı rezile içinde tamamen geçerliliğini sürdüre gelmektedir. Tarihimizde ahlak-ı hamide sahibi efradı saymakla bitiremediğimiz gibi ahlak-ı rezile mensubu mahlukatı da saymakla bitiremeyiz. Binaenaleyh güzellik timsali olması hasebiyle ecdadın meziyetleri hep kaleme alınmış olsa da kötü örnek olmaması hasebiyle ednaların prensip olarak kaleme alınmaması tercihe şayan olup hep unutturulmaya çalışılmıştır. Aksi takdirde her dönemde müspet ve menfi telakki edilebilecek ahvale tanık olunulmuştur. Fakat ecdat güzellikleri överek kötülükleri de gündeme bile almayarak pedagojik bir üslupta kalmayı telakki etmenin daha hayırlı olacağında karar kılmıştır.
Evet, nebatat tohuma kaçar, hayvanat tohuma kaçar, insanat da tohuma kaçar. Bu tohuma kaçma efali, çeşitli maksatlarla istimal edilse de tohuma kaçmak, neticeten tohuma kaçmaktır. Tohuma kaçmak artık tabii hayat seyrini tamamlayıp akamete uğrarken bütün özellik ve şifrelerini büyük bir başarı ve gayretle küçücük bir çekirdeğin içine sıkıştırarak gözü arkasında kalmaksızın hayata bir bakıma veda ederken bir bakıma da kendi nesebi açısından yeni bir başlangıç ve de yeni bir oluşumun müjdecisi olma hadisesi. Ve rahmetli Necip Fazıl Kısakürek'in "Utansın" şiirinin dizeleri ne güzeldir:

Tohum saç bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kırsan utansın!
Eski çınar şimdi Noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!
Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!
Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa, bırak utansın!
Ey binbir tanede solmayan tek renk,
Bayraklaşmıyorsan bayrak utansın!
Demek ki tohum ve tohumun taşıdığı genetik haritanın ne denli önem arz ettiğini anlamakta fayda mülahaza ediyorum. Gerçi son yıllarda genetik bilimciler gerek hayvanlarda gerek insanlarda ve gerekse nebatat da tahribat yaparak ebter nesiller üretmeye gayret ederken bazen de aşılama maharetiyle mahlukatı tabii seyri hilafına çevirmeyi kendilerine bir fariza addedip ara form piç bir nesil yetiştirmeye gayret etseler de genetiği tamamen ortadan kaldırmaya güçleri yetmeyip aslında yaptıklarının bir ifsat mekanizmasından öteye gidemeyeceği gerçeği kendini tebarüz ettirmektedir. Nebatatta aşılama faaliyetleri mucibince elde edilen söz konusu meyve her ne kadar daha gürbüz olsa da reddi miras kabiliyeti gösteremeyip ortaya çıkan formun bir kısmının yeni müdahaletine benzemesi gibi bir kısım özelliklerinin de tarihteki gen haritasını ifade ettiğini görmemek safdillikten öteye gidememektedir. Bunu insani bir misalle taçlandıracak olursak Obama'nın bir tarafının zenci ve öbür orijininin de beyaz yani karma karışık olması ona ırken bir tarafın malı olmasına yeterli gerekçe kazandıramaz. Çünkü hem beyaz ve hem de bir siyahîdir. O ancak ortada bir o tarafa bir bu tarafa ring yaparak idare-i maslahat gösterisi yapmaktan öteye gidemeyecektir. Çünkü o hem bir siyahî ve aynı zamanda da o bir beyaz ırkın mensubiyetini aynı bünyede taşıma cezasına çarptırılmış bir nevi genetik ilminin mahkumu mesabesinde olup onun yükü hem beyazlardan ve hem siyahîlerden daha ağır olan bir aidiyet göstermekte de bayağı zorlanacaktır. Çünkü Obama eğer sadece beyaz veya sadece siyahî olabilseydi kendi kendisine daha kolay bir aidiyet kesbedip asırladır çatışma halinde olan iki ayrı tenin bileşkesi olmayıp daha huzurlu olabilecekti. Halbuki şimdiki ahvalde bir taraftan siyahîlerin mazlumî mirasıyla öbür taraftan da beyazların üstün ırk olma iddiaları arasında bir nevi çapraz ateş yaşamaktadır. Bu vesileyle hem Obama'ya ve hem de böyle çift kimlik taşıma zehabında bulunanlara zor dostum zor sevilmeden sevmek onu bir başkasının yanında görmek türküsünü söylemeye benzetmekten başka çare bulamadığımı ifade etmek istiyorum. Dünyanın siyasi ahvali böyleyken şimdi gel gelelim bizim sadede. Vakti zamanında çok masumane gibi endam eyleyen sahte de olsa dostluk var. Ahvali ednalıklara evladı iyalin hatırına hep katlana gelmiştik. Bilindiği üzere batıda grup çalışmalarına değer atfedildiği halde bizimkiler grup çalışmalarına bir türlü ısınamadılar. Çünkü hak ve de hukuk bu anlamda henüz yerini bulamadı. Diyelim ki bir çalışmayı on kişilik grup yapmaya karar verdiyse bunlardan birkaçı işin hamaliyesini yaparken öbürlerinin sadece ve sadece isimleri zikrolunup ortaya konulan çalışmanın sanki hepsi tarafından yapılmışçasına bir sahtekarlık mevzubahis olabileceğinden naşi bizde grup çalışmalarının bir kıymeti harbiyesi olmayıp bir akademisyen hakkında kanaate vasıl olabilmek için onun tek başına yapmış olduğu beş çalışmasına önem ve ehemmiyet atfedilerek gereken son değerlendirme yapılabilmektedir. Halbuki batıda bir insana eğer herhangi bir emek ve gayreti mevzubahis değilse gel senin adını bu çalışmaya yazıyoruz derseniz o insan bunu bir hakaret telakki eder. Misal olması hasebiyle Almanya'da eğitim gören bir dostum ödevini kavuşturamayınca o da arkadaşından kendisine yardım etmesi için rica ediyor. İlgili Alman bizimkine yardım ettikten sonra kendisinden özür dileyerek kendi geleneklerinde böyle bir yardımlaşmanın gayri ahlaki olduğunu ifade edince bizim Türk hayrete kapılmış. Gerçi yardımlaşmak bizim kültürümüzün ana rüknüdür ama batılılaşma serencamında bunun genel hatları birbirine karıştırıldı. Batı kapitalizmi yaşarken bunun gereği olan bireyselleşmeyi de beraberinde getirebilmiş. Yani kapitalizmin kendi yapısı içerisinde değerlendirilmesi durumunda belki birbiriyle mütenasip tutarlı tarafları olabilecektir. Ama bizler karakter olarak bir taraftan batılılaşma görüntüsü verirken öbür taraftan inadına inadına doğulu olmanın verdiği alışkanlıklarımızı sürdürdüğümüz için ne doğulu ve ne de batılı olabilmeye yaklaşamadığımız gibi ortaya şark kurnazlığının verdiği bir ucubiyetle sarsılmaktayız. Halbuki dürüst olabilip sadece bir aidiyette ısrarlı olabilsek daha dürüst olabileceğimiz gibi daha da kazançlı olacağımızı unutmamak gerekir. Örneğin eskiden okullarımızda elli puan alan sınıf geçerken bize batıdan çan eğrisi uygulaması ithal edilince biz bu uygulamayı bile kendi kurallarımıza göre uyarladık. Çan eğrisinde en yüksek puanla en düşük puan tespit edilip bu ikisinin ortasındaki puanı bulup bu noktadan yukarı alanların başarılı, bu puandan aşağı olanların da başarısız telakki edilmesi gerekirken bir de baktık ki öğrenciler kendi aralarında anlaşmaya varıp dersi çok iyi bilenler de bilmeyenler de sınavlarda ortalama bir cevap verip sınıfın başarı puanını yukarıya çekmişler. Yani batılı not baremini kendi şark anlayışına uyarlayıp bir şekilde bütün arkadaşlarının sınıf geçmesini sağlamışlar. Keza hocalarımız da aynı kolaylığı sağlayıp not baremi üzerinde oynayabiliyorlar. Halbuki eskiden elli puan alanlar geçerken bu kadar dansölük yapmaya gerek kalmıyordu. Buradan şu sonuca varmaktayım. Bir toplum başta yaptığı herhangi bir işe inanmaması ve onu canı gönülden benimsemediği takdirde o kuralı mutlaka bir şekilde delecektir. Medeniyetimizin mağlubiyeti biz ve aidiyet gösterenlerimiz ne bir türlü kendi öçz kültürlerinden vazgeçebilmekte ve ne de ötekinin medeniyetine gönül bağlayabilmektedir. Serencam baştanbaşa maslahat ve de idare-i maslahattan öteye gidememektedir.
Şimdi gel gelelim canibimizdeki fitne harekatına. Fitneci başı ve fitne ehli vakti zamanında kimliğini saklayabildiği kadar saklamak ve fırsat buldukça azı dişlerini göstererek güce tapınıp mazlum ve de mağdura bir doberman misali saldırırken bir de takdiri ilahi küfür ve de fitne kemaline erip zeval vakti saati tamamlanınca bir şekilde tohuma kaçmayı bir kurtuluş vesilesi olarak görüp mümkün olduğunca mevcut mekana tohum saçıp öbür taraftan da kendisine yeni mecralar arayıp fitnesini yeryüzüne yaymak için çil yavrusu gibi dağıldılar. Pek tabiidir ki tohum bu biraz toprak biraz su ve biraz da güneş bulunca hiç üşenmeden etrafa yayılacaktır. Hal ahval bundan ibaret. Belki birileri okur da korunursa bizler de bu hayra vesile olmanın ecrinden müstefit oluruz.
Sırası gelmişken insanoğlunun tohumundan da misal verelim: 1) Üremek tohumu, 2) Her insanın kaba yerlerinde mündemiç bulunan mercimek büyüklüğündeki yanmayan ve de kırılamayan, kutsal metinlerde de insanların kıyamette bu tohumdan neşet edeceği haberini sizlerle paylaşmak istiyorum. Vesselam



Yazı Tarihi : 10 Ağustos 2009 Pazartesi
Bu yazı 82 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk