Mavi boncuk kimdeyse benim gönlüm ondadır hikayesiyle başlayalım söze ki, bu anlamlı olay bir türkümüze de konu olmuştur.
Vakti zamanında kendini uyanık zanneden bir mahlukat hayatın tamamen toprağa başlı olduğu dönemlerde külliyatlı toprağı sayesinde ne yapıp edip yedi tane kadınla aynı zamanda evlenebilme fırsatını yakalamışken çeşitli entrikalarla bu hanımlarda ergonomik olarak istifade edebilmek için elinden gelen her türlü melaneti uyarlar.
Bir tarafta bu kadınlardan cinsel açıdan müstefit olurken öbür taraftan da tarım egemen bir toplulukta üremenin çok önemi olması ve iş gücü temini açısından kayda değer olması meyanında bu kadıncağızları adeta sömürürcesine tarla, bağ ve bahçe işlerinde anlaşılacağı veçhesiyle en ağır işlerde kullanırken bu kadınların ölümüne gayretle en zor işlere sarıldıkları görülünce uzmanlar bu sırrın hikmetini çözmeye sayü gayret ederler.
Meğer işin sırrı kadınlar tarlada çapa yaparken bu mahlukat herifin meşhur şu türküyü seslendirmesinde yatmaktadır. Adamcağız "Mavi boncuk kimdeyse benim gönlüm ondadır" türküsünü çığırdıkça kadınların istisnasız hepsi hızlanır ve böylece bir haftada yapılabilecek tarımsal faaliyetler bir günde tamamlanırmış. Meğer bu sahtekar herif gizlice her bir karısına mavi bir boncuk hediye etmiş ve bunun çok gizli bir sır olduğunu kabul ettirmiş. Bu boncukları gizli bir yerlerinde zulalayan her kadının kocasının en çok onu sevdiğini zannederek tarlada ölümüne çalışıp üretimi artırırmış. Her fitnenin olduğu gibi bu fitne de bir gün gelip ifşa olunca bütün kadınlar anlaşarak kocalarını idam etmişler.
Aynı minval üzere bir hıyartoyla tanışmış idik ki bu vatandaşın ahvalinin de üç aşağı beş yukarı bu mahlukata benzediği ancak aralarındaki farkın birinin hem eğitimli ve hem de çağdaş olması realitesiydi.
Eskiden beri münafıklığın heyulaştığını herkes bilir. Tarihte Müseylemet-ül Kezzap, Abdullah İbn Sebe gibi melunlar doludur. Bu zevatı melunat bayağı da şöhret sahibi olmuşlardır. Amma son zamanlarda bilişim çağının idrak edilmiş olması hasebiyle eski münafıklar sadece kendi ve taraftarları aracılığıyla adam adama markajla fitne yayarken şimdilerde münafık mahlukat doğru veya yanlış bilgileri bir anda bütün kainata yayıp küfürlerini bir anda ikmal eyleyip seyrine ve bilahare fitnenin gıdaları olması hasebiyle zevkten dört köşe olabilmektedirler.
Bu vesileyle bizim melunun faaliyetlerini de zaptı rapt altına alacak olursak yer gök bu şerri ifsadatın fitnesinden mütevellit dudak çatlattığına hep şahit olacaklardır.
Bu melun bizim köyün beslemesi olup evvelemirde mümin geçinip bu vesileyle de yeryüzünde ne kadar İslamî fraksiyon varsa hiçbirine yakalanmadan gizli kapalı mekanlarda hepsine aidiyet gösterip ikna ettikten sonra bir taraftan yurt içi ve yurt dışı uzantılarını da kafaya alıp bütün imkanları söğüşlemekle de kalmayıp bu zavallıları birbirine kırdırıp, gammazlayıp encamında hangi güruh daha hınzır ise hemencecik onun yanında makatlanır idi. Bu bir hayat üslubuydu. Bir gün iki gün üç gün değil ömrünün sonuna kadar hep böyle planlanıp hep böyle uyarlanır idi.
Artık bu çevre ve de camia dar gelip imkanlar da kısa gelmeye başlayınca diğer din ve inanç grupları da nasibini almaya başlamıştı.
Bizim hıyartoyu yakın markaja alınca bir de baktık ki paraya aşık olması ve komşuluk ilişkilerini bahane ederek bütün Musevileri de aldatmaya çalışıp aidiyet göstermeye çalışırken Yahudilerin uyanıklığı mucibince fitnesi bir nebzecik ifşa olmuştu. Geriye Hıristiyan alemi kalmıştı. Bir de baktık ki vatandaş ekümenik olmaya soyunmuş, Hıristiyan alem de bu zatı takibe aldıklarında bir de baktılar ki hıyarto aynı anda hem ermeni, hem Süryani, hem keldani, hem Katolik, hem Ortodoks, hem Protestanlarla aşık atıp her mezhebe ve Hıristiyani anlayışa sizdenim deyince suçüstü yakalandı.
Dedik ya bu bilgisayar adeta kiramen katibinin defteri gibi kim ne halt etmişse hepsini kayıt altına alıp servis yapınca bizim mahlukatın dört büyük inancın mensuplarıyla alakası kesilmeye başlayınca geriye diğer ilkel inançlar kalmıştı ki vatandaşı son aldığımız haberlere göre bir taraftan Buda tapınaklarına tapınırken öbür taraftan ineklere secde ettiği, bilahare uzak doğunun bölgesel inançları gereğince tütsü yaptığı, bir ara Afrika'ya gelip gulu gulu dansı yaparak siyahilerin maslahatı şahanelerine tapındığı, bilahare bereket vermesi için linga taşıyıcısı olduğunu oradan da uçakla Japonya'ya vasıl olup Japon köyünde bir cinsi latifin fercine tapınıp gökyüzüne bakınarak bir pelesenk ve bir güneş seyri süluku yaparken oradaki Ordu'lu hemşerilerimizin ücretlerini çalmaktan mütevellit polisçe aranırken kendisini Çin'de buldu. Mao'nun tanrı olduğunu dilendirerek amele fırkasına müdahil oldu. Bilahare Rusya'ya geçip bu coğrafyanın da bilumum spesifik inanç gruplarını yaşayarak bol miktarda pul toplayıp Nazım'ın mezarını da tam ziyaret edecekken görülür görülmez yakalanırım endişesiyle Avrupa ellerine geçmişti.
Önce Romenler bilahare memleketimizin saf ve de temiz yürekli Bektaşi'lerinin tekkesinde de nemalanıp batıyı defaten karış karış karıştırıp o garibim zavallı gurbetçilerimizi vatan, millet, din, iman aşkına diyerek çarptıkça çarptı. Gerçi fitne artık bir taraftan ifşa oluyordu amma o yakalanmamak için topladığı paralarla mutad her hafta aralıklarla ameliyatlar yaptırarak siluetini tefrik edilemez hale sokuyordu. O yaptığı efal itibariyle artık her gittiği yerde tanınıyordu. Ama yaptırdığı ameliyatlar ve parmak izlerini de takma parmaklarla hep değiştirip adaleti atlatmayı alışkanlık haline getirmişti. Derken tamamen izini yitirmek için batının batısına vasıl olup tam zulalanmış iken garip gurebanın can düşmanı olan bu hain Obama ekipleri tarafından derdest edilerek Obamıza kenef temizleyicisi olarak istihdam edilmişti.
Bir gün kenefi ziyaret edip defül hacetten sonra hizmetçileri arasında geçen tartışmaya muttali olmuşken kulak misafiri oluverdik. Diğer elemanların hıyartoya nasihatte bulunarak hemşerim bak yaşın kemale erdi yapmadığın melanet kalmadı, ayak basmadığın toprak da kalmadı. Artık tövbe estağfirullah et ve kutsal mekanları da ziyaret ederek zulmüne son ver denilirken hıyarto daha yaşayacak çok ömrünün olduğunu ve esasen ana hedefinin üçüncü dünya savaşını ikmal ettirip insanları birbirine kırdırıp, ölümüme az bir zaman kalınca da hacca gidip Allah'ı ve Resulünü de kafaya alıp gözüm arkamda kalmaksızın gönül rahatlığıyla ölmektir emelim derken zamanın mütefekkirlerinden Galip Beyle, Bülent Efendiler tam teşerşür yapmaya gelmişlerdi ki duruma muttali olup hıyartonun yüzüne tükürerek, "Ulan hıyarto, sen her şeyin yanına kar kalacağını mı zannediyorsun? Doğrudur bütün insanları, cinleri ve de şeytanları bile kandırıp fitnende nirvana yaptığın doğrudur. Ama şunu unutma ki ne Hz. Fahri Kainatı ve ne de Alemlerin Rabbini kandırman mümkün olup hele hele son vukuatın olan bir meczuba toslamanın mabedin mihrabını kirletmenle müsavi olup Resulullahın 40. göbekten evladıyla mukatelatta bulunduğunu, bu serseriliğinin ankaribüzzamanda sana ve sana destek olanlara beyin tümörü, felç, kaza ve de enva-i çeşit bela olarak faiziyle döneceğini ve bu müşarünileyh fırtınadan seni ne ABD'nin ne Rusya'nın ve ne de Çin'in ve hatta ineklerine secde ettiğin Hindistan'ın ve ne de tapındığın ferç ve lingaların sana şefaat etmeye kudretleri yetmeyip amelinle muamele göreceğin artık tartışılamayıp zamanın her şeyin ilacı olacağı kaçınılmazdır. Çünkü bir maymunun o karpuz gibi büyük pembe k… saklaması nasıl ki mümkün değilse senin de fitneni saklaman artık mümkün değildir. Müjde, müjde artık fitne ifşa oldu. Nereye gitse ne kimseyi kandırabilir ne de gizlenecek manevra yapabilir" dediler .
Makalemize Alman Goethe ki Mesnevi'yi orijinalinden okuma zevkine erişebilmek için 70 yaşında Farsça öğrenen zatı muhteremin şu tespitiyle nihayetlendirelim:
"Mal kaybeden bir şey kaybetmiştir. Onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir."
Elhamdülillah ki fitneye karşı verdiğimiz amansız mücadele ve Rabbülaleminin nusratıyla fitne hem ücretini kaybetmiştir, hem onurunu kaybetmiştir, hem de cesaretini kaybetmiştir. Bu vesileyle bütün mazlumlara duyurulur. Hangi konu olursa olsun eğer haklıysanız sakın ha yılmayınız. Çünkü haklı yense de yenilse de galiptir. Güç kuvvet değildir, Hakk kuvvettir. Vesselam.
Yazı Tarihi : 02 Ağustos 2009 Pazar
Bu yazı 334 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar