ÖĞRET(emeyen)MENLER VE YENİ NESİL…

Olgun Sert

Olgun Sert
Olgun SERT
olgunsert@hotmail.com


Atatürk'ün veciz sözünü hatırlayarak söze başlayalım. Atatürk;"Öğretmenler! Yeni Nesil Sizin Eseriniz Olacaktır" demişti. Malum Öğrenci Seçme Sınavı ile Seviye Belirleme Sınavları yapıldı. Alınan sonuçlara baktığımızda durum Sakarya için hiç iç açıcı olmamıştır. Bu konuda yazılı ve görsel medyada çok yorumlar ve değerlendirmeler yapıldı. Temcit pilavı gibi aynı şeyleri yazmak istememekle beraber konuya değişik bir açıdan bakmakta fayda olacaktır.
Yeni nesil öğretmenlerin eseri olabildi mi? Öğretmenler öğretimle birlikte davranış ve telkinleri ile de öğrencileri yönlendirerek eğitim görevlerini yerine getirebildiler mi? Bu konulara pencere açmakta fayda olacaktır.
Cumhuriyetimizle başlayan eğitim-öğretim reformları "Türk mucizesi" diye adlandırılan Köy Enstitüleri ile olumlu meyvelerini vermeye başlamıştı. Cumhuriyetin ilk yıllarında okuma-yazma oranındaki korkunç seviyedeki düşüklük bu yolla giderilmeye çalışılmıştı. Bu Enstitülerden mezun olan öğretmenler yeterli süre ve seviyede eğitim alamadıklarından zamanla yetersizlikleri ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Enstitüler kapatılmıştı. Onların arkasından açılan okullar ile okuma-yazma oranını yükseltmek ana hedef olarak belirlenmişti.
Bazı sektörde olduğu gibi zamanla eğitim sisteminde de aksaklıklar ve yetersizlikler baş göstermeye başladı. Eğitim sistemindeki eksikliklerin yerini doldurma arayışları çerçevesinde Özel Dershaneler kurulmaya başladı. Özel Dershanelerin çoğalması sonucunda Milli Eğitim Sistemimiz iyice hantallaşmaya ve gerilemeye başladı.
Devlet Okullarında görev yapan öğretmenlerimizin ideolojik mücadele içerisine girmeleri başarısızlığın önemli sebeplerinden birisi oldu. Maalesef öğretmenlerimiz ideolojik olarak bölündüler. Sendikalaşma adı altında bu ideolojik bölünmüşlük kronikleşti. Öğretmenlerin kendilerini geliştirme, çağa ayak uydurma, yenilikler yaratma beklentileri; yerini ideolojik çekişmeye bıraktı. Bunun sonucunda da Milli Eğitim Sistemi bu hallere düştü.
Öğretmenlerimizin ideolojik yapıda bölünmesine baktığımızda başlıca üç ana unsuru görmek mümkündür. Bunların Eğitim-Sen, Türk Eğitim-Sen ve Eğitim Bir-Sen olduğunu söyleyebiliriz. Bu ana ideolojik kamplaşmalara yeni oluşum arayışlarını da dâhil edebiliriz.
Duruma birde Özel Dershaneler penceresinden bakmakta fayda olacaktır. Milli Eğitim sistemimizdeki eğitim ve öğretim seviyesindeki kalite düşüklüğünün önüne geçebilmek için öğrenci velileri arayış içerisine girdiler. Bu arayış sonucunda ya eğitim seviyesinin ve öğretmenlerin iyi olduğunu düşündükleri Devlet Okullarına koştular ya da bütçeleri oranında Özel Dershanelere yöneldiler. Devreye Özel Dershanelerin girmesiyle maalesef bazı Devlet Okulu öğretmenleri "Sallabaşı al maaşı" mantığına yönelebildiler. Kendilerini geliştiremediler. Onlara göre nasıl olsa Özel Dershaneler vardı.
Manzara-i Umumiye Sakarya'mız penceresinden baktığımızda da durum vahimdir. Bir zamanlar Devletin İl Valisi Sağlık Ocaklarından aldırdığı çocuk doğum raporları ve bilgileri ile "Okul Öncesi Eğitim" seviyesini yüzde altmış beşlere yükseltme başarısının! Meyvelerini topluyoruz galiba. Hatırlayacak olursak o günlerde sınıflarda yer kalmamıştı!
Bu yılda ÖSS sınavında il genel başarısının arzu edilen seviyelere gelmesi bir yana daha da geriye gitmiştir.Bu acı tablonun yanında ilimizde müthiş bir reklâm ve suni başarı propagandasının yapılmasından rahatsızlık duymaktayız. Ne kadar özel dershane varsa hepsi en başarılı öğrencileri yetiştirdiklerini veya eğittiklerini reklâm etmektedir. Gösterdikleri başarıyı nasıl sağladıklarını açıklamadan kendilerince formüle ettikleri anlaşılmaz usullerle hepsi en iyisi olduğunu iddia etmektedir. Pekâlâ; hepsi başarılı ise başarısız kim? Lütfen herkes kendine gelsin.
Bir yerde veya sistemde sorun varsa çözüm önerileri de olmalıdır. Konu ile ilgili yetkililerin sorunu sorunsuz olarak sorumsuzca aktarması ve başarısızlığı başarı olarak yansıtma arayışları içerisine girmelerinden ziyade radikal tedbirler almalarını bekliyoruz. Özeleştiri yapmak bir erdemdir. Sistemsizlik içerisindeki sisteme dur demek gerekir.

Bundan öncede öneri olarak belirttik. Tekrarlamakta fayda vardır. Öğretmenlerimizin sendikal faaliyetler adı altında ideolojik bölünmüşlüğüne son verilmelidir. Öğretmenlerin başarı değerlendirmeleri yapılmalı, başarısız öğretmenlere görev verilmemelidir. Belirlenen başarı seviyesinin altında kalan ve yapılan tüm uyarılara rağmen kendini geliştiremeyen öğretmenlerin görevine son verilebilmelidir. Bunun yanında her ilde objektif görev yapabilecek ve milli bütünlüğü sarsmayacak yapıda görev yürütüp, denetleme, değerlendirme, yer değiştirme yanında yaptırım uygulayabilecek "İl Milli Eğitim Meclisi" kurulmalıdır. Bu Meclislerde "Okul Aile Birlikleri" söz sahibi olmalıdır.



Yazı Tarihi : 24 Temmuz 2009 Cuma
Bu yazı 385 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Öğretmenein okulda kazandırmaya çalıştığı tüm davranışları gazetelerinizin renkli sayfalarında yer ile yeksan ederken,"Aman tadımız kaçmasın!"diyerek öğretmenleri bu hallere sokan saygıdeğer büyüklerimizi eleştirmekten tir tir titrerken şimdi bütün suç bizim mi oldu.Almanya'da ikamet eden öğrencileri amirlerinin korkusu yüzen anasınıflarına kaydedenler itiraz ettikleri zaman ne gibi durumlar ile karşılaşıyorlardı bili misiniz?Bilmezsininz tabi...Öğretmenlerinizi size de bilim de bilmemezlikten gelmeyi iyi öğretmişler...
Volkan TURGUT @ 29.07.2009 18:19:48
Sayın Sertel eğitimle ilgili tesbitleriniz eksik. Nedeni şu: Sakaryada (Türkiye dahil) eğitimci mi kaldı allahaşkına. İyi araştırın ve haber yapın. Uzun süredir gerçek öğretmen ataması yapmayan hükümet sessizce gecici öğretmenlerle işi götürüyor. Sakarya da öğretmenlerin kaç tanesi kadrolu öğretmen bence önce onu bi araştırın. Sonra Sakarya il müdürü geldiğinden beri siyaset içinde; okul yapımı ile uğraşan müdür, kendilerinden olmayan öğretmenleri dışlamak için elinden geleni yapıyor. geriye ne kaldı vekil öğretmenlerle eğiteme devam. Buyrun Sakaryanın başarısı ortada. Japonya da olsa müdür intihar eder. ya bizim il müdürü ankaradan daire başkanlığı istiyor. gerisi boş laf...

bir eğitimci yazdı bunları.
ahmet öğrtemen @ 28.07.2009 23:34:42
Bu köşeci haklı galiba;çünkü iyi bir eğitim alsaydı yazısı farklı ve güzel olabilirdi.Demek ki öğretmenler de suç...
ERCAN TETİK @ 28.07.2009 09:18:46
sayın Olgun Sert, yazılarınızı genelde takip ederim. Ama bu yazınız,eğitim seviyesinin düşmesinin salt eğitimcilere bağlamanız doğru değil. olamaz. hem köşe yazarı yazarı, hem de bir eğitimci olarak sözlerinizin çoğu haklı nedenlere bağlı değil.Özellikle öğretemeyen öğretmenler kelimesi incitici.Yazılanların tamamı gözlem ve araştırmalarınıza dayalı olmuş ise,tek taraflı ve eksik olmuş. İçinde olmadığınız bir durumu anlatmak, çok yüzeysel ve tam doğru olmaz.Uzman olduğumuz konularda daha kesin ve somut yazmalıyız.Öğretmenlik, yeni nesiller yetiştirmek göründüğü gibi kolay değil.Umarım beni anlamışşınızdır.Saygılarımla.Tamer Turgut ADD Başkanı-Anadolu Gazetesi--531 366 55 77
tamer turgut @ 27.07.2009 19:19:09
Genel tesbitlerinize katılıyorum.1988de ilk eğitim sendikası kuruluşunda delege idim.Şimdi ise, her bir sendikayı öğretmenleri bölen,parçalayan, siyasete peşkeş çeken bölücü örgütler olarak gördüğümden 4 yıldır sendikasızım. Dünyanın hiçbir ülkesinde, eksik okul bilgisini tamamlamak için dersane yok.Madem dersanelerde çocuk eğitilecekse, bütçeden okul ve maaş ödemesine ne gerek var:)Bazı okullarda ise, öğretmenler ve idareciler, şu dersane daha iyi, bu yurt harika reklamı yapıyor. Yani kendilerinin iş yapmadığını. Malesef, siyasilerin eğitimi çiftlik olarak görmesi ve içimizde kukla-maşalarını bulması, çocuklarımızın istikbalini olumsuz etkilemektedir.
vahdet @ 27.07.2009 15:01:06
Bu yazıya yorum yapmak bile abes aslında. Fakat eline kalem alanların okuyanların kafasını bulandırmaması adına bir kaç cümle söylemek lazım. Birincisi eğitim başarısızlığında öğretmeni baş suçlu ilan etmek bu eğitim konusundaki cehaletin belgesidir. Zira bu sınavlarda birinci sıradaki illeri oraya taşıyanlarda öğretmenlerdir. İkincisi eğitim o denli hassas meseledirki önüne gelenin laf söyleyip parmak atma cesaretini gösterememesi gerekir. Eğitim de bir başarısızlık varsa, eğitim hakkındaki kararların eğitimciler tarafından alınmamasındandır. Eğitimle siyaseti türlü yapanların suçlanmayıp, öğretmenin suçlandığı bu anlayışla eğitim sayısal olarak bir yerlere varsa bile yetiştirdiğimiz insan kalitesi bu seviyede kalacaktır.
Mehmet Düzlü @ 27.07.2009 12:50:48
sayın sert güzel yazmışsında .senin gibiler biz eğitimcilerden bu işi daha iyi bildikleri için ben bir eğitimci olarak diyecek bişi bulamıyorum.o yönettiğin kurs mu sanıyosun sen milli eğitimi.haddini bil.git çay ocağında kaç çay satılmış onun çetelesini tut.
salih can @ 26.07.2009 21:02:49
bizim de veciz bir ifademiz var!

"darbeciler, yeni nesil sizin eserinizdir!"

tektipleştiren, farklılıkları yoksayan, ötekileştiren, başka anadillerde eğitimi yasaklayan, 27 mayıs, 12 eylül, 28 şubat darbelerinden kalma, ritüelci, baskıcı ve yasakçı eğitimin sonuçlarından öncelikle darbeciler sorumludur, önce onları eleştirin!

he, öğretmenlerin hiç mi suçu yok! var tabi ama öğretememe değil suçları! bu baskıcı, yasakçı, tektipçi eğitim anlayışına karşı cesur çıkışlarla özgürlükçü bir tavır alamamalarıdır!
beytullah önce @ 25.07.2009 22:00:06
Sevgili yazarımızın çoğu düşüncelerine katıldım da sendikaların birleştirilmesi konusu kafamı bulandırdı.Öğretmenlerin örgütlenme tarihine bakarsanız, 12 Eylül'den sonra 1986'larda gerçek sendikalar çıkmaya başlıyor. Devletin,"böl-yönet" politikası devreye girerek sağ ve sığ zihniyetli sendikalar kurduruluyor. Devamını herkes görüyor.Bu sendikacıklar sahte sendika yasasını alkışlayarak çıkarttırıyorlar.Ve sendikacılık dernekçiliğe dönüyor.
Sendikalar ev,araba,simit,ekmek,sucuk,kömür,fasulye vermeye başlıyor.
Sendikacılığa söz söylenemez.
sağcıların yaptığı sendikacılık sonucu bu duruma düşüyoruz.
Temelde devletin bölmek için öğretmenler arasında milliyetçilik duygularını kaşımalarıdır.
Gerçek sendika,dernek statüsündekiler birleşemez
hüseyin cengiz @ 24.07.2009 18:02:23
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk