Olgun SERT
olgunsert@hotmail.com
Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeler arasındaki bariz farklılıkları az çok herkes bilir; ya da öngörüde bulunur. Bu farklılıklardan dikkatleri çekenler arasında ülkeleri yöneten liderlerin durumu ve fiziki yapıları önemli gösterge olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde siyasi liderler seçilirken fiziki görünümleri, zekâ düzeyleri, eğitim ve öğrenimleri, karizmaları ön plana çıkar. Gelişmiş ülkelerin siyasi vitrinlerini temsil eden kişilerin genelde boyları uzun, zeki, sempatik, samimi, erdemli ve nitelikli yapıda olmaları bu sebepledir.
Gelişmekte olan ya da geri kalmış ülkelerin siyasi vitrinlerini oluşturan kişiler ise; genelde kısa boylu, aşırı kilolu, tıknaz, kabiliyetsiz, yolsuzluk yapan, oy bezirgânı, kişilik yoksunu konumundadır. Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeler arasındaki bu farklılık ülke yönetimlerine de yansır. Bu yansımanın olumsuzluk ceremesini zavallı halk çeker. Basiretsiz, beceriksiz, kabiliyetsiz siyasi rüşvette ve yolsuzluğa alışmış bu siyasetçiler gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerin başına çöreklenirler ve yıllarca gitmezler. Makamlarını ve konumlarını korumaktan başka bir şey düşünmezler. Gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeler bu makam ve koltuk işgalcileri yüzünden yarım asırla ifade edilebilecek sürelerde hep sömürülür, kullanılır, fakirliğe, mutsuzluğa, ekonomik sıkıntılara mahkûm edilir. Bu zihniyetteki kişilik yoksunları amaçlarına ulaşmak için halkı araç olarak kullanırlar. Fakirleşen ve çaresiz kalan halka umut ve vaat satarak halkın oylarını satın almayı maharet sayarlar.
Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeler arasındaki devasa farklılıklar arasında halkına hizmet etmek için halkın vergileri ile maaş alan Devlet Memurlarının tutum ve uygulamaları gelir. Gelişmiş ülkelerde halkına hizmet etmek için halkının vergisinden maaş alan memur ve amirler görevlerini halkın hizmetkârı edası ile yerine getirirler. Müdür ya da amirlerin makam odaları küçük ve sadedir. Büyük bir bölümünün makam arabası, makam şoförü yoktur. İşlerine kendi imkânları ile giderler. Kırmızı halı serili merdivenlerden ve koridorlardan yürümezler. Kendilerine müracaat eden halkına güler yüzlü ve empati kurarak hizmet ederler.
Gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerde ise durum tamamen farklıdır. Halkına hizmet etmek için, halkının vergileri ile maaş alan amir, memur ya da müdürler kendilerini halkın hizmetkârı değil, halkın efendisi olarak görürler. Genelde suratları asıktır ve yüksekten konuşurlar. Müdürlerin çoğunda makam aracı, makam şoförü, odacı, çaycı gibi hizmet edenleri vardır. Bu ülkelerde işe göre adam yerine, adama göre iş mantığı ön plandadır. Devletin kurumları siyasi arpalık konumunda görülür. Kadrolar şişirilir. Merdivenler ve koridorlar kırmızı halılarla kaplanır. Makam odaları çok geniş ve büyüktür. Makam odalarının büyüklüğü o zat-ı muhteremin büyüklüğü ile doğru orantılı addedilir.
Gelişmiş ülkelerde bürokrasi basit, sade ve hızlıdır. Gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerde ise durum tam tersinedir. Çünkü kadrolar gereğinden fazla şişirilmiştir. Haliyle şişirilen kadrolarda bürokrasinin ara kademeleri de şişirilip uzatılmıştır. Ara kademede bulunan ne kadar işe yaramaz, gereksiz ve fazlalık zevat varsa hepsi kendisini adam yerine koydurmanın yollarını arar. Bu yol aramada oldukça kafa yorarlar. Onlar için bürokrasi ülkenin gelişmesi ve kalkınması için engel, kendileri için adam yerine konulmada evredir.
Yukarıda anlatılan manzarayı üst üste koyduğumuzda hemen kıyaslamaya geçebiliriz. Biz bunların neresindeyiz? Gelişmiş ülke konumunda olmadığımıza göre acaba bu kafayla, bu sistemle, bu mantıkla ne zaman nasıl gelişiriz? Küçük bir özeleştiri yapmakta yarar olacaktır.
Halkının vergileri ile maaş alan ve halkına hizmetkârlık için Devlet Memuru olan herkes haddini, hududunu bilmek zorundadır. Haddini ve hududunu bilmezler "Kırmızı yolluklu makam âşıklığı" peşinde koşma yerine, halkına hizmet etme yarışında koşmalıdır. Yoksa gelişmiş ülke konumunda olmamız hayalden öteye gidemeyecektir. Bu noktada halkı oluşturan bireylere de görev düşmektedir. Bu görevin başında denetleyicilik gelmektedir. Halk; kendisine hizmet etmekle mükellef olan memur ve diğer çalışanları denetlemeli, yeri geldiğinde hesap sormalıdır.
Halk denetleyicilik ve hesap sorma konumuna giremezse belki de korkulan olacak "Balık Baştan Kokar" deyiminin yerini "Tuz Kokmaya Başladı" deyimi alacaktır.
Yazı Tarihi : 14 Temmuz 2009 Salı
Bu yazı 425 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
sayın Sert elinize sağlık nede güzel yazmışsınız devletin halka hizmet etsin diye görevlendirdiği bazı kendini bilmezlere ders kitabı olsun yazdıklarınız
samet @ 16.07.2009 22:35:57