Umudu çoğaltalım
İnsanoğlu çok gariptir. Dünyanın merkezi zanneder kendini. Bu duygu çok da yanlış bir duygu da değildir. Evet, insan dünyanın merkezidir. Yani etrafımızda olup bitenlerin hepsi insanoğlunun çevresinde şekil alır. Mutluluk ya da mutsuzluk merkezine insanı alır. İnsanoğlu mutluluğa kavuşunca dünya güzelleşir. Mutsuzluğa düşünce de dünya zindana döner.
İnsan yaratılış gayesi itibariyle kulluk borcunu ödemesi fırsatını elde etmesi adına dünya nimetleri önüne sergilenmiştir. Dünya nimetlerini elde etmek için alın teri ve emek şartı vardır. Alın teri olmadan ve emeksiz elde edilen dünya nimetleri başkalarının hakkına ve hukukuna tecavüz etmekle mümkündür. Hak bu sebeple doğmuştur, hukuk hakkı korumak için vardır.
İlk insandan günümüze kadar tarih boyu insanlar bir arada yaşama kültürünü oluşturmuşlardır. İnsan doğası gereği topluluk halinde, dayanışma içinde paylaşarak hayatlarını sürdürürler. Hayata bakış, farklı meslek ve meşrepler dolayısıyla gruplara ayrılıp öbekler meydana getiren insan toplulukları iter istemez farklılıklar dolayısıyla gerek iç çatışmayı ve gerekse öbekler arası dış çatışmayı beraberinde getirmiştir. İç çatışma ve dış çatışma küçük grupların kendi içinde ya da gruplar arasında bir otoritenin etrafında organizasyonlar ve otorite sağlama yöntem ve biçimleri oluşturmuşlardır. En küçük öbek olan aileden tutun da, giderek köy, mahalle, kasaba ve şehir yönetim yöntem ve biçimlerini oluşturup şehirlerin de bir araya getirilmesiyle büyük ve daha büyük hakimiyet ve yönetim organizasyonlarını doğurmuşlardır. Bu organizasyonların son büyük aşamasına da devlet diyoruz.
Devlet, otoritesi ve hakimiyeti altında yaşayan insanların huzur ve mutluluk içinde yaşamaları adaletli bir paylaşım ortamının hazırlanması, kişilerin birbirlerinin hakkına tecavüz etmemeleri için hukuk mekanizmasını çalıştırarak adaleti sağlar. Adalet dengesinin bozulduğu, haksızlıkların çoğaldığı bir toplumda huzursuzluklar ortaya çıkar. Giderek dengeler bozulup hırsızlık, yolsuzluk, ahlaksızlık baş gösterir. Bütün bu olumsuz gelişmeler giderek anarşi ve terörü doğurur. Anarşi ve terörün yaygınlaştığı bir toplumda iç ve dış düşmanlar fırsat bilip devletin yok olmasına da sebep olabilirler.
En başta huzur gelir, huzurlu insanların bağrından güzel şeyler vücut bulur, kültür, medeniyet, sanat, edebiyat ve şiir iklimi huzur ortamı ve huzur ortamının insanlarıyla dünyamızı aydınlatır. Umutsuzluğa kapılmamak gerekir. Toplumlarda çözülme umutsuzlukla başlar.
Umudunu yitiren insanlar bütün insanlara kötü gözüyle bakar. Doğası gereği dünyanın merkezi kendisini gördüğü için kendisi umutsuz ise bütün insanlar da öyledir ya da öyle olacaktır. Bu noktada devreye kanaat önderleri girer. Umutsuzluğu umuda çevirmek için. Din bunun için vardır. Peygamberler insanlığa umut aşılamak için gönderilmişlerdir. Korku ve korkutma umudu kaybetmemek için yapılır. Huzurun ve mutluluğun kıymetini bilmemizi sürekli hatırlatmak için peygamberlerden sonra gelen âlimler, arifler, kesintisiz güzeli ve güzelliği aşılamak güzel ahlakı diri ve ayakta tutmak için çaba sarf ederler.
Şems-i Tebrizî'nin "Makalât"ında geçer: "Adam odur ki, sıkıntılı zamanında da hoş olur. Gam içinde sevinç duyar". Ne güzel sözdür bu. Sıkıntılı anında da çevresine umut dağıtan kişi; işte gerçek adam, adam gibi adam dedikleri bu olsa gerek. Sürekli karamsar insan etrafını da sıkıcı bir atmosfere çevirir. Karamsar insanlardan uzak durmak ya da mümkünse onlara umut dağıtmak gerekir. Karamsar insanlar umumiyetle yalnız ve yalnızlaştırılan insanlardır.
Bir söz vardır ki, "Taraf olmayan bertaraf olur" diye. Yani gruptan uzaklaşan, topluluğa aykırı insanlar dışlanır ve yalnızlaştırılırlar. Günümüzde, tabii seyri içinde bir otokontrol ve safra atmak şeklinde mütalaa edilen taraf olmayanı bertaraf etme ameliyesi, belli kliklerin, cemaatlerin ve hatta partilerin adamı değilseniz istenmeyen adam ilan edilirsiniz. Demokrasinin ve demokratikleşmenin vazgeçilmez değerleri olarak telakki edilen bu yapılanmalar çok kötü ve süfli bir tarzda farklı ses, farklı kabiliyet ve değerleri yok etme mekanizması olarak yok edici bir silaha dönüşmüş vaziyette. Günübirlik kaygılar uğruna değerler sistemimiz hovardaca tüketiliyor. Bundan kurtulmanın yegane yolu tek, tek, fert fert yılmadan, bıkmadan, usanmadan umuda kapı aralamaktır. Bu kolay olmayacaktır. Bu çok emek ve alın teri dökmeden ulaşılamayacak bir menzil.
ŞİİR KÖŞESİ
Bahar şarkılarına gazel
Şarkılar ilk aşkımın efsunlu âhengindedir
Lâleler güller rakîb olmuş, gönül cengindedir.
Coşturur sevdâlı dallar âşinâ rüzgârları,
Yemyeşil rü'yâda gölgen erguvan rengindedir.
Şimdi artık karlı dağlardan gelen coşkun sular,
Derbeder ırmakların meftûnu bir engindedir.
Yâsemenler, goncalar girsin muhabbet faslına,
Eski sevdâlar bu mevsim mutrıbın çengindedir.
Her bahâr vaktinde Cumhûr hoş görülsün şevkimiz,
Şarkılar ilk aşkımın efsunlu âhengindedir.
MEMDUH CUMHUR
Yazı Tarihi : 24 Haziran 2009 Çarşamba
Bu yazı 34 kere okudu
YASAL UYARI: Bu sayfada yayınlanan yazı, yazarın kendine ait görüşleridir. Yazılan yazıdan ve yorumlardan medyabar.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Yayınlanan fotoğrafların yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, önceden yazılı izin gerektirir. Portalımızda yayınlanan haberler ise, kaynak gösterilmek ve portalımızın ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.