Şu memlekette iyi ki ekonomik kriz var.
Boşuna yazıyı bir daha okumayın. Doğru okudunuz...
Evet...
Şu ülkede iyi ki ekonomik kriz var.
Niye böyle saçma bir söz ediyorum?
Çünkü kim biraz sıkışsa, terlese bahanesi hazır; "Ülkede ekonomik kriz var. Ne yapayım. Zordayız" deyip kendisini sıyırmanın yolunu arıyor.
Dün Atatürk Bulvarı'nda ekmeğinden olmuş babalarla beraberiz. Yanlış anlamayın. Bunlar mafya babası değil. Çoluk, çocuk sahibi, ev geçindiren, okul taksiti, kira, su, telefon, elektrik, doğalgaz, kredi kartı, çocuklarına harçlık, eşine giyim alan babalar bunlar. Daha saymanın anlamı yok.
Bu babalar sizin bizim gibi ev geçindiren insanlar...
Düne kadar mutlu ve huzur dolu bir yaşantıları varken, bugün güneşin altında haklarını arıyorlar. Hem de yanlarında olması gereken kişiler olmadan...
İşçiler işten atılmış...
Goodyear lastik fabrikasından ekonomik kriz bahane gösterilerek işten çıkarılan 28 kişi, fabrika yönetimine ve üye oldukları Lastik-İş Sendikası'na tepki gösterdi. İşçiler, işten çıkarmaların ekonomik krizle ilgili olmadığını ve kendilerine haksızlık yapıldığını düşünüyorlar. Ve ekliyorlar; "Sakarya İş Mahkemesi'ne başvurduk. Hakkımızı arayacağız."
Şimdi burada kim haklı?
İşçiler mi?
İşveren mi?
Bunun kararını elbette yüce mahkeme verecek...
Ama dün sokakta işçi bas bas bağırırken, onların hakkını savunacak sendikacılar ense yapıyordu.
Hale bak...
Al sana Türkiye gerçeği...
İşçi sokakta, sendikacı tıraşta...
Şimdi soralım bakalım sendikacı beylere…
Bu işçiler sizin üyeniz mi? Üyeniz ise neden bu işçilere destek olmuyorsunuz? Şekli ne olursa olsun dün neden eylemde yer almadınız? Bu işçilerden bazıları işveren tarafından verilen 'Haftalık performans' raporunda yüzde 105.1 verimliliğe rağmen nasıl işten atıldı? Emeklilerle takas olayı neden gerçekleşmedi?
Dün siz neden sokakta değildiniz?
Sendikacı olarak sizce de dün sokakta olmanız gerekmiyor muydu? Sorun ne olursa olsun, size orada bu işçilere destek olmak yakışmaz mıydı?
Sonuçta sendikacı beyler…
Sizin üyeniz olan bu işçilerin hatalı yönleri varsa bize de söyleyin, biz de bilelim. Burada boşu boşuna kıçımızı yırtmayalım.
Şahsen bir gazeteci olarak işçilerin sokakta hak aradığı bir ortamda sendikacıların olmayışını yadırgadım.
Bu dünyada ayıp diye bir şey varsa herhalde budur...
Ayşe Arman gibi soyunurum ama...
Dün telefonlarım susmadı. Gazetemiz editörlerinden Sezin Dirier köşesinde "Hüseyin Cumalı da soyunur mu?" demiş.
Hürriyet Gazetesi yazarlarından Ayşe Arman Hello Dergisi'nin 5. yıl dönümü için soyunmuş. Arman, "Yaşım 40 olmadan soyunayım" demiş; bunun içinde Nihat Odabaşı'ya cesur pozlar vermiş.
Gelelim bana...
Elbette soyunurum. Ama belli şartları var.
Mesela bir iş adamının kamu hizmeti yapan bir derneğe yüklü bağış yapması şartıyla hemen soyunurum. Ya da bu kuruluş benim cesur pozlarım için bir hayır kurumuna yüklü bağış yaparsa, yine soyunurum.
Başka bir şartım ise benim fotoğraflarımı Zafer Tokuş çekecek. Çünkü Tokuş'tan gizli saklım yok. Tokuş'a boy boy cesur pozlar verebilirim. Örneğin bir şelalelin altında vahşi bir bakış ya da bir yatakta kucağımda laptop ile e-mail çeken ateşli bir aşık pozu olabilir. Hatta ve hatta ormanda ateşi başına vurmuş azgın tekenin serinlemek için ağaca çıkışını bile oynayabilirim.
Ne olacak yani...
Bu memlekette sanat için millet yıllardır kıçını başını açmadı mı?
'Sanat için' bahanesiyle malak gibi yayılmadı mı? Konumuzla alakası yok ama bankaları soymadı mı? Yani biz soyunmaya çok da uzak insanlar değiliz.
Millet sanat için soyunduysa, biz de zevk için soyunalım, ne olur? Ayşe Arman'dan benim neyim eksik? Hatta fazlam var. O soyunduysa ben de soyunurum.
Ama ne olursa olsun bu cesur pozları Tokuş kareye almalı... Hem ben onun yanında rahat olurum. Hem de Tokuş'un çekimi mükemmeldir.
Kısacası...
Ben belli koşullarda kesin soyunurum. Ama benim çıplak pozlarımı usta deklanşör Zafer Tokuş çeker mi? Tokuş o anı dondurmak ister mi? Ayrıca benim yağlı basenlerimi hangi basın kuruluşu yayınlar?
Yayınladığı takdirde ne kadar tepki alır? İşte onu kestirmek şimdiden zor...
Hele o gün bir gelsin.
Bakarız !
Kankiler mesaide...
Geçen yazmıştım. Eskiden ‘aralarından su sızmaz' diyorlardı. Şimdi ise ‘kanki' diyorlar. Büyükşehir Belediyesi Başkanı Zeki Toçoğlu ile Sapanca Belediye Başkanı İbrahim Uslu sıkı dostlar. Yani başka bir değişle kankiler...
Eeee...
Kanki olmak kolay değil. Başkan Toçoğlu kankisine destek vermeye başladı. Dün ilk kez Sapanca'nın giriş, çıkışı ve içinde hareketlilik gördüm. Çiçekler dikiliyor, otlar biçiliyor, parkeler döşeniyor.
İyi.. İyi...
Bu dönem Sapanca'da bir şeyler olacak gibi... Ne de olsa kankiler mesaide...
Yazı Tarihi : 20 Haziran 2009 Cumartesi
Bu yazı 29 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar