"Sosyal Politikalar" üzerine karamsar bir yazı!

Cem Hatunoğlu

Cem Hatunoğlu
Oturdum, aylık ev giderlerimin genel başlıklar halinde bir dökümünü yapmaya çalıştım. Sonra listeye karşıdan bir baktım. İnanın oldukça mütevazı bir liste çıktı. Önce, listelenenlerin bir kısmından, yaşamsal olmadıklarından dolayı vazgeçebilirmişim gibi geldi. Sonra düşündüm; yaşamaktan ne anladığımız önemli. Dolayısıyla, vazgeçebilecekmişim gibi gelenlerin bir kısmının çağımızda insanlık onuruna yakışır standartlarda yaşayabilmek için "temel ihtiyaçlarımız" kapsamında olduğunu gördüm. Yani, olmazsa olmaz, olur da, bunlardan kısarsanız 2009 yılından "taş devri uygarlığına" doğru tarihte yolculuğa başlarsınız. Acaba Sakarya'da kaç aile hiç sıkıntıya düşmeksizin, bu gibi temel giderlerini karşılayabiliyor? Yaşadığımız çağın gereği olarak sorunlar azalmayıp artıyor. Teknolojik gelişme sosyal gelişmeye fark atmış, almış başını gidiyor. Her geçen gün yeni ihtiyaç ve talepler ortaya çıkıyor, aile bütçemize yeni yeni harcama kalemleri ekleniyor. Bu arada eğitim, sağlık, güvenlik başta olmak üzere hemen her hizmet piyasalaşıyor. Hadi bu gün sorunlarımızla, piyasa koşullarına rağmen baş edebiliyoruz, ya yarın ne olacak? Gelirimiz yetecek mi? En temel sorunumuz olan "geçim" ile, tek başımıza, onurumuzdan ödün vermeden daha ne kadar baş edebileceğiz? Çağ atlayabiliriz ancak bana çağ atlayışın insani yönünü göz ardı ediyoruz gibi geliyor... Bence toplumun küçük bir kesiminin nitelik kazanması veya olumlu yaşam koşullarına sahip olması toplumsal gelişme düzeyini yükseltmez, aksine kitleler arsındaki farklılıkları arttırarak toplumsal çözülmeye sebep olabilir.
Bu günkü dünya sisteminin, ki ona "Kapitalist Dünya Sistemi" diyoruz, temel hedefi; "sonsuz" sermaye birikimini gerçekleştirmek, yani her şeyi ticari meta haline, satılabilir ve pazarlanabilir hale getirmektir. Bunun da "sonu yok". Bu demektir ki; bu gün bedava olan ve satılmadığı için tahayyül edemeyeceğimiz birçok şey, gelecekte parayla alınır ve satılır olacak. Bu tamamıyla kötü mü? Hayır. Zira insanlar kendilerine yeni ve akla gelmedik iş alanları yaratmak zorundalar ki hem hayatta kalabilsinler, hem de insanlık iyiye doğru gelişsin. Ancak görüyorsunuz, sıradan vatandaş için yaşamak ve hayatta kalmak gün be gün daha pahalı hale, neredeyse külfet ve yük haline geliyor. Maalesef yaşama şansımız giderek piyasa kurallarına göre belirleniyor, piyasa kurallarına terk ediliyoruz. Devlet her geçen gün daha çok seyirci pozisyonuna çekiliyor. Devletin toplumsal sorumluluğu adeta ortadan kalkarak, devlet dünya piyasasının ve uluslararası kuruluşların ulusal düzeydeki bir uzantısı olmak durumuna geliyor. Bize vaat edilen, liberalleşmeden yana politikaların tek tek bizlerin zenginliğini yaratacağı değil mi? Önce kalkınılacak ve pasta büyüyecek, sonra pastadan herkese pay düşecek deniyor. 2009'da kişi başına milli gelir 10 bin 784 ABD doları deniyor. Bu para hangimizin cebinde, pastanın bize düşen dilimi nerede? Bugün, rakamlar neyi gösterirse göstersin, gencecik insanların gelecek ve iş korkusu artıyor, "Çalışan Yoksulların" sayısı çoğalıyor. Sanayi Sektöründe yeterli iş imkânı yaratılamazken kırsal kesim ihmal ediliyor, dolayısı ile tarımda da istihdam düşüyor. Halbuki Sakarya gibi tarım cenneti bir şehirde, tarımdaki verimliliğin arttırılması, kırsal alanlarımızın, buralardaki çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi yararımıza olabilir. Sadece Hizmet Sektörü büyüyor, ancak bu sektör de istihdam açısından nispeten daha küçük işletmelerden oluşuyor ve daha istikrarsız bir yapı sunuyor. Büyüyen diğer bir sektör de Finans ve Bankacılık. Ancak bu sektör de, ileri teknoloji kullanımı nedeniyle nitelikli ve az sayıda iş gücüne ihtiyaç duyuyor. Yani nereden bakarsanız bakın, işsizlik, yoksulluk, güvencesizlik azalmayıp bilakis artıyor.
Peki bu ülkenin vatandaşı olmanın bize sağlamasını beklediğimiz haklar ve güvenceler neler? Maalesef, sosyal politikalarda "hak" temelinden gittikçe uzaklaşıyor, "yardımseverlik ve merhamet anlayışına" doğru kayıyoruz. Devletin, belediyelerin, cemaatlerin, hayır kurumlarının, sivil toplum örgütlerinin yardımseverlik anlayışı ile uyguladıkları yöntemlerle, sosyal politikaları birbirinden ayırmalıyız. Aksi takdirde neyin "hak", neyin "lütuf" olduğunu karıştırırız. Hâlbuki sosyal politikalar; merhametten çok adalet düşüncesine ve lütuftan çok hak temeline dayanmalı, gönüllü, gelip geçici, dar kapsamlı uygulamalardan çok kalıcı ve yaygın uygulamalar haline gelmelidir. Çünkü yoksullara yardım anlayışı ile uygulanan bu gibi önlemler yoksullar için geçici bir rahatlama sağlayabilir, ancak yoksulluğun azaltılması yolunda bir katkı sağlamaz.
Hayatta kalabilmek her zaman mücadele gerektirmiştir, ancak bu durum gittikçe daha acımasızlaşıyor… Bu mücadelede devlet seyirci konumuna çekildikçe koşullar sertleşiyor. Ahlak kuralları ve dayanışma gibi insan olmamızı, sosyal birer varlık olmamızı ayırt edici değerler kaybolmaya başlıyor. Hâlbuki medeni olmak demek, yalnız teknolojik ve ekonomik gelişme demek değil, birey, toplum, hukuk sistemi, ahlaki anlayışlar açısından da gelişmek demektir. Yok olmamak, ailesini geçindirebilmek için herkes bir şekilde hayata tutunmak zorunda. Bu da bizi güçlünün yanında güçsüze şans tanımayan bir tür "modern orman yaşantısına" doğru sürüklüyor. Gazetelerde ve televizyonlarda her geçen gün yeni bir cinnet vakası, borçlarından veya çaresizliğinden dolayı umutsuzluğa düşüp yaşama heyecanını kaybeden insanların haberleri… Birçoğumuz kendimizi yalnız hissetmememizi sağlayan, sıkıntıya düştüğümüzde borç para isteyebileceğimiz iyi bir dostumuz olduğunu düşünüyoruz. Yani "Bankalar"… Hangimizin bir bankaya borcu yok ki? Tabi bu dostumuzla ilişkilerimiz borçlarımızı ödeyebilene kadar, sonra işler tersine dönüyor, bir çıkmazın içine giriyor, kısır bir döngüye saplanıyoruz.
Neden dilimizde bir "Devlet Baba" lafı vardır? Ben diyorum ki; yaşadığımız hayattan biraz da tat alabilmek, yaşadığımızı anlayabilmek ve kendimizi güvende hissetmek için "Sosyal Politikalara" mutlaka ihtiyacımız var. Gerçek bir "Sosyal Devlete" ihtiyacımız var. Bu hükümet için de böyle, belediye için de böyle… Orada olduklarını bilelim; yanımızda olduklarını, sahip çıkıldığımızı, umursandığımızı, değer verildiğimizi görelim.
Ben, çok önemli olmakla beraber, çözüm için yalnızca ulusal düzeyde bazı istihdam hedef ve politikalarını da beklememek gerektiği kanısındayım. 2003 yılında tekrar gözden geçirilen AB istihdam politikası çerçevesinde, istihdam artışının sağlanmasında yerel yönetimlere de epeyce yer veriliyor. Ben, yerel düzeyde istihdam olanaklarını belirleyebilmek üzere, geniş katılımlı bir yapıya sahip "İl İstihdam Kurulu" oluşturulması ile; kendi şehrimizin ihtiyaçları ve potansiyelinin barıştırılabileceği, yoksulluğun önlenmesi için önemli bir adım atılabileceği düşüncesindeyim.



BİLGİ NOTU:
Sosyal Politika kavramı ilk kez Almanya'da kullanılan bir kavramdır.
Dar anlamı ile, endüstrileşme ve kentleşme nedeniyle ortaya çıkan iş kazası, hastalık, işsizlik, yaşlılık gibi sorunlara karşı "işçileri" korumak ve "onlar" için bazı önlemleri hayata geçirerek işçi ile sermaye sahibi arsındaki çatışmayı azaltmayı ve nihai olarak da toplumsal çatışmanın önlenmesini hedefleyen bir politikalardır.
Geniş anlamı ile; işsizliğin ortadan kaldırılmasını, yoksulluğun önlenmesini, herkesin belli bir eğitim ve sağlık hakkıyla donatılmasını, gelir dağılımındaki eşitsizliklerin belli bir ölçüde de olsa giderilmesini, barınma olanaklarında herkes için asgari bir düzeyin sağlanmasını ve sosyal adaleti hedefleyen politikalar anlaşılır. Bunlara ilave olarak; kadın erkek eşitliği, çocuk haklarının hayata geçirilmesi, yaşlıların bakımları, engellilerin, tüketicinin, çevrenin korunması da sosyal politikaların hedefleri arasındadır.



Yazı Tarihi : 08 Haziran 2009 Pazartesi
Bu yazı 113 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Sayın Veysel SAKA,yorumunuza cevap verebilmek için mail adresinize ulaşamadım.Haklısınız,keşke bir ön seçim olsaydı,rakiplerim olsaydı,ozaman delegeden kaç oy alacağımı ben de çok merak ediyorum.Keşke bu işi daha iyi bilen,daha halktan;benim gibi jakoben,seçkinci,elit olmayanlar,siyaseti de bürokrasiyi de benim gibi yalnızca kendine hak görenler değil de,yalnızca kendisini sıradan vatandaş olarak gören seçkinler seçme ve seçilme hakkına daha cesaretle sahip çıksaydı da, bir ben,bir emekli olarak aile bütçemi,çoluğumun çocuğumun rızkını bildiklerimi ve gördüklerimi paylaşabilmek heyecanı ile harcamak zorunda kalmasaydım.Ancak keşke siz de bu güzel yorumunuza,hiç tanımadığınız halde kişiliğimle ilgili ithamlarınızı katmasaydınız.Saygılarımla
Cem HATUNOĞLU @ 13.06.2009 11:03:20
Hatunoğlu sosyal politikaların sadeceekonomik yanını ortaya koymuşşun nerde siyasal nerede özgürlük eşitlik DEMOKRASİ YANI hatunoğlu tam bir seckinci tam bir jakobensin
siyaseti bürokrasiyi sizin gibi elitlermi yapacak hatun oğlu acaba CHP de ön secim olsaydı yani rakibin olsaydı delegeden kac oy alırdın acaba cok merak ediyorum
Veysel saka @ 09.06.2009 18:31:15
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk