Bihamdillah ki biçareyiz
Prof. Dr. Hayrullah Şanzumi
Bihamdillah ki biçareyiz, hem şanımız vardır. Yıllardan beridir Avustralya ve ABD'de yaşayan dostu kadimim Dr. Salih Yücel Bey derdi ki: Katil olmaktansa maktul olmayı, zalim olmaktansa mazlum olmayı tercih ederim. (Allah kendilerine selamet versin). Çünkü bir hadis-i kutside "Mazlumla Allah'ın narasında perde yoktur; velev ki bu mazlum kişi kafir dahi olsa" şeklinde ifade buyurulur. Pek tabiidir ki bu zalimlik veya mazlumluk ameli müstetir olarak itikatla alakalı olup alışılageldiğinden mütevellit anlamsızca yapılan ibadetlerle ilişkilendirilmesi veya sureta ameli salihten gözüküp haddi zatında münafıklıkla zirve yapan zevatı iyi dercetmek gerekir kanaatindeyim.
Zevatı mahluka sureti haktan görünüp her türlü itimada müstahakmışçasına büyük bir kazanımdan sonra mazlum avına çıkar, dişine kestirdiğini indirir, dişine kestiğini indirir, önden tepeler, arkadan tepikler, yer içer, semirtir ve dahi yellenir. Artık bu hayat serencamı sahibine büyük bir rayiha vermektedir. Oh be gelsin kelleler, gitsin kebaplar. Eğer fırsatın varsa fiili müsakeşe, yok eğer yakalanıp rezil-ü rüsvay olmak varsa ufukta o zaman şii fıkhını irdeleyip mut'a yapmak için fırsat kollayıp avlanma, bu meyanda da çevredeki mağdurların beynini sulandırma faaliyeti ve de ifsat hareketi. Beyefendiler pek tabiidir ki şia da bir mezheptir. Hem de çok köklü bir geleneği vardır. Mut'anın da şartları vardır. Başta şii olmanızı gerektirir. Bir de sen kendine kestirdiğin birilerine mut'a yapma hakkını kendinde gördüğün gibi gibi vakti saati gelip öteki de senin efradına mut'a yaptığında bunu da içine bal gibi sindireceksin tamam mı? Yoksa bir taraftan ehlisünnete mensubiyetini sürdürüp, öbür taraftan da şianın bütün imtiyazlarını kullanacağım dersen sana sadece geçmiş olsun derler. Bu konuda hangi fakih fetva verecek olursa olsun onu da fetvasını da milletim adına yerim demekle iktifa ediyorum.
Şüphesiz ki biçarelerin sahibi Cenabı Haktır. Öyle kimse kendisini dev aynasında görüp bir iki kokteyl veya telefon görüşmesiyle makamından makamına flört yaptığı insanların mal mülk, titr, rütbe, güç veya kudretine güvenerek kimseye kefen biçmesin. Bir gün gelir bu söz konusu kudret kendinizi kapana kapar gibi kapar, vaveyla koparırsınız. Vakti zamanında bir mazlumu çöp arabasıyla taşıtan bir firavunun tahtının tacının devrilip kaderin tecellisiyle leşinin çöp arabasıyla taşındığına çok şahit olmuştur insanoğlu ama ne yazık ki bu filmi hep tekerrüren seyrettik. Kimse bundan akıl almaya tevessül etmedi.
Zaman zaman kendi kendime nefis muhasebesi yaparak yahu keşke bizde de bazı dünyalık kudretleri olsaydı da bu zalimlerle daha rahat mücadele etseydik diye münacatta bulunurdum. Meğer çok yanlış bir niyazmış bu. Çünkü eğer güç ve de kudret sahibi olsaymışız bu zalimçüş mahlukatın size bırakın zulmetmek, hergün halis zeytinyağıyla husyelerinizi yağlayıp ince ince sosyal mühendislik fesatlarıyla bizleri kafaya alıp diğer mazlumları bizlere ezdireceklerini ve de hiç farkına varmadan kul hakkına gark olabileceğimiz ihtimalleri göz ardı etmediğimden mütevellit bu makaleme de başlık yaptığım gibi Allah'a hamd sadedinden bihamdillah ki biçareyiz şükrünü eda ederek Salih Yücel kardeşimin de buyurduğu gibi: Tanrı Teala hamdolsun ki zalim değil mazlumuz, katil değil maktulüz, diyerek bu mütevazı satırlarımı sizlerle paylaşıyorum. Yazabilmek, doğru yazmak veya yanlışı yazmak; ama sonuçta yazabilmektir. Kendinizi ortaya koyduğunuz ve de gönlünüzü kainata açıp bu gönül sofrasına herkesi davet ettiğiniz için büyük bir mazhariyettir. Bihamdillah ki Tanrı kalemi yaratıp elimize tutuşturdu. Bugün için doğru bildiğimiz her şeyi yazmaya sayü gayret etmeye çalışıyoruz. Amma velakin ötekinin neye inandığını veya inanmadığın, ne ifade etmeye ve nede yazmaya asla ve de kata yüreği tutmaz, cüreti kesmez. Belki bugün için üstte olsalar bile acaba bir gün altta olmak vakiiyse kendimi nasıl gözlerim endişesi onları bir ömür dengeleri tutmakla adeta ihtiyar etmiş. Hatta ki bir musibet onları onlar olmaktan çıkarıp mecnun olana kadar devam, devam, devam. Daha düne kadar dosyaları dosya üstüne koyup etrafa heyula azgını hissettirenlerin nasıl bir öksürük sesiyle ama ha ben yapmadım, ben demedim, ben söylemedim. Sen kimsin lan? Ya adam gibi mahlukat ya da adam gibi adam bu kadar dense ne bel, ne de kalça dayanır. Kibariye bile size şaşırdı. Bu kadar manevranın makada basur çıkartacağını da unutmamak gerekir.
Yine biiznillah ki ala külli hal istikamet üzereyiz. Hep münafıklarla dolu cengimiz öyle bir münafıklık yumağı ki ala külli hal istikamet üzereyiz. Hep münafıklarla oldu cengimiz. Öyle bir münafıklık yumağı ki her ne kadar suret-i haktan gözükse de hüviyetine sımsıkı sarılmışken galip geldiği günlerde hep müminliğini ön planda tutarken, yenilgi vaki olunca da gerçek hüviyet ve haşa yüce kitabın ifsat makinesi olarak nitelediği güruhun post modern ayaklarıyla iş birliği. Oh! Oh! Oh! Ne güzel. Artık yensem de yenilsem de gam yemem. Çünkü bu süfli teşarşur sayesinde saflar netleşti. Hukukullah bizden yana, fitne ise sizden yana bir şekilde mevzilendi. Ah ne güzel sana ve senin cibilliyet-i defter-i amaline de olsa, olsa bu kadarı yakışır. Artık gözüm arkamda kalmayacak. Çünkü ötekinin manevra dansı haklılığımı fazlasıyla perçinledi.
Eğer bir mahlukat bir mazlumun hakkını cebren ve de hile ile gasp etmek için her türlü desise, iftira ve hurucatı mübah görüp bu biçareyi alt etmek için bir ömür küfrettiği mahlukatın, bütün ideoloji, inanç ve de anlayış lobilerinin hepsiyle işbirliğine girip bütün hayat seyrini bu ednalığa serdediyorsa onu ancak teneşir temizler.
Gerçi bu denli ehveniyattan en ufak ümit var olmak hamakattan gelir amma bu zevat vakta ki güç kudret veya ölüm anı gelir de emaneti teslim ederlerken peşiman olup teslim olurlar amma fıkıh kaidesidir: Ölürken edinilen iman geçerli değildir.
Alışıla gelen veya görülebileni idrakten hareketle edinilen tecrübe iktidar sarhoşluğu sarhoşlukların en tehlikelisidir. Müskiratın verdiği sarhoşluk etki alanı geçtiği halde iktidar sarhoşluğunun geçmişi de ancak makam ve yetkilerinden azade olduklarında ele ayağa düşerler. Onun için bu zevatını çok iyi test etmesine rağmen bazen kader rüzgârın yelkencinin arzu ettiği yerden esmeyebilir ve böylece aldıkları iş de ellerinde yarım kalır ve de altında ezilirler. Peki nasıl ezilirler? Şekil A da görüldüğü gibi aslında muhataplarının istediği vakit bunları fazlasıyla kendilerinden geçirebilecek kudrette olmasına rağmen bu gibi çocuk oyuncaklarıyla oynamaya tevessül etmeye tenezzül etmemesini, öteki durumdan vaziyet çıkarıp ha bu zavallı tam dişimize göreymiş deyip huruç harekâtına geçerler ama bu mazlumun çevresi olayın seslendirilmemiş olmasına rağmen duyar ve de hafifçe bir öksürürler; hepsi o kadar. Şimdi behey mahlûkatı ucube-i garibe mademki er kişinin öksürmesinden bile ürkersin bu ne maslahat yağlayıp cilalanmasıdır. Herkes işini, eşini, aşını bilsin, evine helal ekmek götürmekle iştigal etsin. Hak edilmeyen kemik ne yalanır, ne de yutulur. Çünkü kursağınızda kalır. Onun için evli evine, köylü köyüne diyoruz atasözünde de olduğu gibi.
Bu vesileyle mahlûkatı ucubenin devran döndükçe bukalemun gibi renk değiştirdiğine herkesin şahit olduğu kadar bu fakir-ül hakir de hep şahit olmuştur. Kazara memleketimizde linga taşıyıcıları iktidar olsalar veya lingaya tapanların memleketlerinde mecburi ikamete tabi tutulsalar hiç ama hiç utanmadan hemen lingalar edinip evlerini yurtlarını lingalarla süsleyip boyunlarına lingadan kolyeler asıp ve her fırsatını buldukça lingaya tapındıklarını ifade edeceklerini, tapınacaklarını ve her an lingaya yüz sürecekleri konusunda en ufak tereddüdümün olmadığı gibi bu zevatı bu ahval üzere yakalasam asla ve de kata yadırgamayacağımı, bu meyanda da ancak bunların yaptıklarını beklediğimi paylaşmak istiyorum. Düşünün ki sizin için sizi ortadan kaldırmaya azmü cezmü kast ediliyor. Tam bu hengamede de hırslı bir zi ruh sadece telefonla öksürüp hey hemşerim o zevat bizimdir ha deyince her şey altüst olup size, birde bakıyorsunuz bırakın ortadan kaldırılmak bir de nimet sunuluyor. Aslında bu tespitler son asrımızın cilveleri falan da değil. Mahlûkat yaratıldı yaratılalı bu huyundan ödün vermedi. Hepsi o kadar vesselam!
Yazı Tarihi : 06 Haziran 2009 Cumartesi
Bu yazı 69 kere okudu
YASAL UYARI: Bu sayfada yayınlanan yazı, yazarın kendine ait görüşleridir. Yazılan yazıdan ve yorumlardan medyabar.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Yayınlanan fotoğrafların yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, önceden yazılı izin gerektirir. Portalımızda yayınlanan haberler ise, kaynak gösterilmek ve portalımızın ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.
herşeye rağmen yazma fikrine katımayarak,yazmanın gerekliliğine inanıyorum. Bu günlerde şia reklamları hemen herkesçe adet olmuş ehli sünneti uyarmak ehli sünneti anlatmakla olur.Tamrıyla Rab arasındaki farkı anlamak lazım;tanrı kalemi(Kalemi Allah yarattı)yaratmadı.Yazılan yazıların muhatabı insanlar olduğundan ata sözlerini seçerken insanlari ilgilendiren atasözler seçilmesi kanaatindeyim.Nasıl insan olursa olsun köpeklikle ithameilmesi
köpekleri darıltabilir.İnsanlar için olmasa bile yazmak yinede bir aktivasyon sayılabilir. Başarılar.
Şerafettin KULAÇ @ 08.06.2009 09:42:19