O avukatlar Vacit Öktem'den özür dilemeli!

Tarık Bulut

Tarık Bulut
Gücenmeyin. Hangi düşünceden olursanız olun bu yazıyı sonuna kadar okuyun demiştim. 10 Aralık 2010 tarihinde söylemiştim bunu.
***
Malum bugünlerde MİT tartışması var. MİT Görevlilerini ifadeye çağıran savcı görevden alındı. Sanırım sonu Deniz Feneri E.V. savcıları gibi olacak. İzlenim o. Bununla yetinilmedi. Bu kişiler için bir de kanun geliyor. Aslında bugünlerin geleceği taa o günlerden belliydi. O zamanlar hukuk vurgusu yapılmıştı, özel yetkili mahkemeler ve savcıların yetkilerinin fazla olduğu dile getirilmiş. Ama bugün bağıranlar o gün ses çıkarmamıştı. Çünkü kendilerine dokunulmuyordu. İsterseniz o günleri bir hatırlayalım.
***
Her şey bir şubat günü başlamıştı.
Ajanslara düşen haberlerden aktarmıştım.
Sakarya Barosu'nun o dönemki Başkanı Av. Vacit Öktem bir açıklama yapar. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in evinin, adliyedeki makamının aranması, polis merkezine götürülmesi ve en nihayetinde de tutuklanmasının ağır bir hukuk ihlali olduğunu söyler. Şunları kaydeder ayrıca, " 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunun 98.maddesine göre, kişisel suç-görev suçu ayrımı yapmaksızın birinci sınıf hakim ve savcılar ile ilgili soruşturma ve kovuşturmalar, Yargıtay üyeleri hakkındaki hükümlere tabidir. Aynı kanunun 88. maddesine göre Ağır Ceza Mahkemesi'nin görev alanına giren suçüstü hallerinin dışında suç işlediği ileri sürülen hakim ve savcılar yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya çekilemez "
***
Yani herkes herkesi kafasına göre gözaltına alamaz. Kanunlar açık. Yani şimdi İlhan Cihaner de gidip kafasına göre Başbakanı ya da başka bir başsavcıyı gözaltına alamaz...
Yani kurallar var. Herkes bu kurallara uymak zorunda.
Neyse...
Öktem'in açıklamalarına devam etmiştim. Sözlerini şöyle bitiriyordu. " Sakarya Baro Başkanı olarak, Avukatlık Yasası' nın 98. maddesinin bizlere vermiş olduğu 'hukukun üstünlüğünü' savunma görev ve yetkisi kapsamında ilgili tüm kişi ve kuruluşları hukuka uygun davranmaya davet ediyorum. "
***
Öktem, bu açıklamayı Sakarya Baro Başkanı olarak yapmıştı. Yetkisi var. Ayrıca Baro Başkanları yönetimden bağımsız seçilir. Bunu da belirtmekte yarar var. Yani açıklama yaparken yönetimden izin alması gerekmez. Bir baro başkanının yerine getirmesi gereken sorumluluk çerçevesinde görevini yapar. Bu açıklamaları Öktem görevi bıraktığı Baro Genel Kurulu'nda da yapar. Buradaki görüşlere katılmayan var mı diye sorar. Aldığım bilgilere göre çıt yok...
***
Sen misin görevini yapan...
Bazı avukatlar birkaç gün sonra cüppeleri ile adliye binasının önünde eylem yaparlar... Yine aynı yazımdan devam ediyorum.
Açıklamayı Av. Zafer Kazan yapar...
Oradaki eyleme katılanlar arasında şu isimler de vardır. Tanıdıklarım ve sorup öğrendiğim kadarıyla bazı isimleri vereyim... Resimden de diğer avukatlar görülebilir.
Av. Musa Adıyaman, Av. Leyla Ekmenepözdemir, Av. Hikmet Ekmenepözdemir, Av. Arif Acar, Av. Kubilay Köse, Av. Ayşegül Özer Şahin, Av. Seçkin Yokuş, Av. Serdağ Yılmaz...
***
Açıklamaları dillere destan... Hepsi birer demokrasi fedaisiydi;
Baro Başkanı Vacit Öktem'in yukarıdaki açıklamayı yapmasını eleştirir.
İlhan Cihaner ile ilgili bana göre görevini yapan o dönemki HSYK kararını eleştirir.
Yazımı ilgilendiren kısma geleyim.
***
Cüppeleri ile eylem yapan demokrasi savunucuları şu açıklamayı yaparlar, " Hakkın, hukukun tarafı ve yandaşı yoktur. Tarafsızlık evrensel bir ilkedir. Şu çok iyi bilinmelidir ki biz hukukçular, hepimiz, birlik olarak hukuka sonuna kadar sahip çıkacağız, zira bu kutsal emanet bizlerin varlık sebebidir. 1980' de olduğu gibi 16-17 yaşındaki çocukların yaşlarını büyütüp idam edenler, ülkenin seçilmiş hükümetlerini silahla devirenler, bu sıkıyönetim sırasında yüzlerce insanı işkenceden geçirenler, yine millete " Balyoz " planı yapanlar şunu iyice bilmelidirler ki Türkiye Cumhuriyeti'nin hukukçuları bir daha asla sessiz kalmayacak, göz yummayacak ve hukukunu sonuna kadar koruyacaktır. "
***
Çok güzel sözlerdi değil mi?
Hem bu sözleri söylüyorlar, hem fikrini açıklayan Baro Başkanı'na tepki gösteriyorlar. Kaldı ki sonuçta Baro Başkanı'nın dedikleri yönünde hukuk karar aldı. Şu anda o dava süreci işliyor.
***
Gelelim demokrasi aşıklarının, ifade özgürlüğü sevdalılarının başka çelişkisine. Şöyle yazmıştım: "Bu olayda o dönemki HSYK'yı (Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu) hukuka müdahale etti diye eleştiren bu demokrasi aşıkları bir Cumhuriyet Başsavcısı'nı devam eden bir soruşturma ile ilgili arayan bir hükümet yetkilisini nedense eleştirmiyor, ya da eleştiremiyor. Bunun için Adliye önlerinde cüppelerle eylem yapılmıyor.
***
Ve...
Haklarını aramak için, kendilerini ifade etmek için İstanbul'a yola çıkan ancak şehre dahi girmelerine izin verilmeden durdurulan dayak yiyen, biber gazı yiyen öğrenciler...
Bebeğini düşüren öğrenciler... Daha geçen günlerde yaşandı bunlar.
Ortada açık bir orantısız güç var. Hükümet bile kabul ediyor.
Ey demokrasi aşıkları, cüppeleri ile eylem yapanlar neredesiniz? Bu konuda neden tek bir lafınız yok?
Hani hukuka sahip çıkacaktınız? O bebeğini düşüren kızın hukukuna kim sahip çıkacak?
Hani analar ağlamayacaktı? O kız, o bebeğini kaybeden anne, daha yavrusu karnındayken ağladı. Üstelik alay ettiler onunla. Neden sesiniz çıkmıyor? Yoksa sizin demokrasi anlayışınız bu mu?
Bu avukatlar nerede, Sakarya Barosu nerede? Sizin eleştirileriniz belli kurumlarda yönetim olmayı sağlamaya kadar mı? O bebek sizin rüyalarınıza girmiyor mu hiç? Vicdanınız sızlamıyor mu?
Yoksa o dönem yaptığınız eleştirilerin altında bir siyasi prim kaygısı mı vardı?"
***

DENİZ FENERİ e.v, HRANT DİNK, ÖĞRENCİLER
Gelelim bugünlere ;
Deniz Feneri e.v. savcıları ile başlayalım.
Yıllar sonra da olsa bir soruşturma başlatılmıştı. Ama sen misin başlatan. Bu savcıların başlarına gelmeyen kalmadı. Muhalefetin tabiriyle adeta kafalarında boza pişirildi desek yalan olmaz
Mesela öğrencilerden terör örgütü, Genel Kurmay Başkanından terörist çıkartanlar Hrant Dink'te örgüt bulamadı. Parasız eğitim isteyen öğrencilerden örgüt bulanlar burada bulamadı. Tüm bu olanlardan sonra soruyorum ;
Bu demokrasi fedailerinden ses var mı?
Nerede hukuk?
Nerede demokrasi?
Sesiniz niye çıkmıyor? Dokunan yanıyor diye sizde etliye sütlüye karışmak mı istemiyorsunuz?
***

İLİMİZDE OLAYLAR
Yine ilimizde iktidara yakın çevreler ile ilgili bir takım soruşturmalar yapıldı, yapılıyor. Bu soruşturmayı yapan bazı savcıların tayin haberleri geldi. Bu demokrasi aşıklarından ses seda yok ;
Nasılsa bizden değil diye herhalde susuyorlar.
***

MİT OLAYI
Askeri içeri attık diye demokrasi havası yaratanlar, gazetecileri içeri attık diye demokrasi havarisi kesilenler, askerin ve ona bağlı istihbaratın en mahrem yerlerine girildi diye demokrasi narası atanlar, bilim adamları, savcılar, spor adamları, akademisyenler, muhalif düşünceye sahip siyasiler içeri atıldı diye demokrasi havarisi kesilenler, Şemdinli'de Genel Kurmay Başkanı hakkındaki iddianameyi demokrasi bayramı olarak niteleyenler, milletvekillerinin suçlarını bilmeden hapiste kalmasına göz yumanlar iş MİT'e geldi mi başka bir tabirle belki uçları ilerde kendilerine dokunabilecek bir konu ile ilgili ters yönde açıklama yapıyor.
Kahraman olan savcılar birden eleştiri yağmuruna tutuluyor.
***
Yani nasıl iştir?
Hani herkes bu ülkede yargılanabiliyordu?
Ne oldu? İsmi geçen isimler neden ifadeye gitmiyor? Sabaha karşı 83 yaşındaki İlhan Selçuk'u ve birçok kişiyi evinden alanların güçleri niye bunları yetmiyor? Selçuk ve diğerlerinin suçu sadece muhalif olmak mı? İnsanlar aylardır delil karartma şüphesi ile içerde. Peki, bu kişilerin bu şüphesi yok mu?
İşin bu konuları da ayrı.
***
Ama bununla yetinilmiyor.
Bir de kanun teklifi hazırlanıyor.
Bu konuda bir siyasi parti lideri çarpıcı açıklama yaptı. Ben de açıklamanın sonuna iki örnek daha ekledim.
"Bakın getirdikleri kanun teklifi ne diyor, okuyorum: " MİT mensuplarını veya Başbakan tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilenleri ; " Dikkatinizi çekiyorum. " Başbakan tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilenleri. " Kim bunlar? Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı mı? Belli değil. Kamu görevlisi mi? Belli değil. Yabancı ajanlar mı? Belli değil, Başbakan görevlendirecek. Görevlerini yerine getirirken görevi niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı bunlar hakkında soruşturma açılmayacak. Ayrıca, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250'nci maddesine göre de ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma açılması Başbakanın iznine tabi olacak. Değerli arkadaşlar, bakın " görevlendirilenler " diyor, görevlendiren değil, " görevlendirilenler " diyor. Birden fazla görevlendirme yapabilirsiniz. Bunların yetkileri sonsuz, her türlü yasa dışı işi yapabilirler. Peki, sorumlulukları var mı? Hayır, hiçbir sorumlulukları yok. Değerli arkadaşlar, görevleri suç işleme yetkisine sahip olup özgürce suç işleyebilme güvencesini almalarıdır. O güvencenin kaynağı da Başbakan. Verilen yetkileri okuyorum size. Hangi suçu işlerlerse haklarında bir şey yapılmayacak. Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, madde 220. 220'inci maddeye göre suç işlemek amacıyla örgüt kurarlarsa bunlar yargılanmayacaklar, Başbakan izin vermeyecek soruşturulmalarına.
Cumhurbaşkanına suikast ve fiilî saldırı, soruşturma konusu olmayacak Başbakan şunu söyleyebilir: "Gidin Cumhurbaşkanını öldürün." Bu yasa çıkarsa, bu imkânı var, gidin öldürün, nasıl olsa "Ben sizi görevlendirdim" diyecek, "özel görevle görevlendirdim sizi" diyecek. "Benim iznim olmadan da kimse soruşturma açamayacak senin hakkında" Böyle bir anlayış olabilir mi? Bu mümkün mü? Mümkün. Efendim, böyle şey olmaz. Biz hep böyle şeyler olmaz dedik ama nelerin olduğunu hep beraber gördük. Bir insan devletin güvencesi olabilir mi? Denebilir ki böyle bir şey mümkün değil, bu yetkiler veriliyor ama Başbakan bunu yapmaz. Yapmayacaksa bu yetkileri niye veriyoruz o zaman, vermeyin. Hukuk var, hukukun üstünlüğü var. Reddedelim bunları, böyle saçmalıklar olmaz, hukuk devletinde böyle saçmalıklar olmaz, demokrasilerde böyle saçmalıklar olmaz. Diyebilirsiniz ki Başbakan bu tür şeylere pek girmez. Girer efendim, girer. İl başkanları toplantısında açıkça Ana Muhalefet Partisi Liderine, okuyayım aynen: "Kılıçdaroğlu artık mercek altındasın, adım adım aldığın nefes bile bu ülkede takip ediliyor" dedi. Yarın talimat vereceksin çeteye, git şunları da imha et diyeceksin. Madem nefes alışımızı takip ediyorsun, adım adım ne yaptığımızı takip ediyorsun, bir eksiğin vardı, gereğini yapmak için çete kurma yetkisi, onu da sana veriyorlar, gereğini yapacaksın o zaman. Bu yasa teklifi nedir biliyor musunuz? Bu, trafik ışıklarında kırmızı ışığı kaldırmak kadar aptalca bir tekliftir. Böyle şey olabilir mi? Hukuk devletinde bu olabilir mi? Yine diyelim ki İstanbul Büyükşehir Belediyesinde yolsuzluk iddiası var. Peki, Başbakan ' Bu kişiyi ben görevlendirdim' derse yolsuzlukları da mı buradan koruyacaktır? Bu kişiler yargılanabilecek mi? Mesela bir o özel görevli. Uyuşturucu kaçakçılığı yapsa, suçüstü yakalansa ; O kişi dese " beni Başbakan görevlendirdi" . Başbakan izin vermeden bu kişiler yargılanamayacak. Yasa bunu getiriyor. Böyle bir şey olur mu? Faili meçhul cinayetler bundan sonra olduğu takdirde sorumlu kim olacak? Yarın başka iktidar geldiğinde bu yetki durumu nasıl olur? O da başka türlü kullanırsa ne olacak?"
***
Çok kritik cümleler bunlar.
Neyse yazımıza devam edelim.
Daha skandallar bitmiyor.
MİT ile ilgili ;
Suça bulaşmadan örgüte sızmak mümkün değildir' diyen ve illegaliteyi meşrulaştıran bakan ifadeleri var. Yani o zaman sen bugün askeri niye yargılıyorsun o zaman. Belki onlar da sızma yapmak için suç işlediler. Bugün sen kazma kürek toprak altında niye ceset arıyorsun. Ayıptır, günahtır. Bu nasıl mantık. (NOT: Cihaner'in tutuklanma olayı, askeri istihbarat birimlerinin şaşalı aranması da, MİT ile ilgili soruşturmalarda birçok olumsuzluk içeriyor. Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılmalı. Devletin temel kurumları ve özellikle istihbarat ile ilgili kurumları yargılanacaksa titiz olunmalı. Hukuk kurallarına uyulmalı. Erzurum' da MİT' in görevlileri tutuklanırken ses çıkarmazken, şimdi ifadeye çağrılmaya ses çıkarırsan bu olmaz. Her şeyin üstünde hukuk vardır. Yanlışı senden olsun veya olmasın söyleyeceksin ki bugünler yaşanmasın. Bizim hakkımız hukukun üstünlüğü, güçler ayrılığı ilkesidir. Bir siyasinin dediği gibi yine kim olursa olsun, unvanı ne olursa olsun, rütbesi ne olursa olsun, makamı ne olursa olsun hukukun üstünlüğü bu coğrafyada yaşayan herkes için geçerlidir).
Bir de aklım ermiyor demişlerdi.
Güzel bir söz. Basına da yansıdı ;
" Başkasının başına gelirken aklın eriyor, yandaşının başına gelirken aklın ermiyor. "
***
Böyle kanun teklifi olmaz.
Kişiye özel kanun teklifleri olmaz. Yanlıştır. Ekstra dokunulmazlık kimseye getirilemez.
Bu yanlıştır.
Tabi bunu benim demem yetmez. Herkesin hukukun üstünlüğünü dile getirmesi lazım.
Özellikle yukarıda cüppelerini giyip Sakarya Adliyesi'ndeki avukatlar ;
Sormak isterim ;
Bu yaşananlar demokrasinin gereği midir?
Yine cüppelerinizle eylem yapacak mısınız?
Yoksa Silivri korkusuyla susacak mısınız, ya da işin ucu size gelecek diye bunlara göz mü yumacaksınız?
***
Av. Zafer Kazan, Av. Musa Adıyaman, Av. Leyla Ekmenepözdemir, Av. Hikmet Ekmenepözdemir, Av. Arif Acar, Av. Kubilay Köse, Av. Ayşegül Özer Şahin, Av. Seçkin Yokuş, Av. Serdağ Yılmaz...
Konuşun ;
Olumlu ya da olumsuz ;
Konuşun ; Korkmayın ;
Sakarya Barosu Başkanı Av. Nihat Nalbantoğlu konuşun. Bilgi verin. Ses verin ;
Olumlu ya da olumsuz
Bu kişilere daha önce yazdığım yazılardan bir başka bölümü daha hatırlatıyorum.
" Ey Ziya Paşa kalk da haykır
Söz bulamıyorum ben
Sen haykır...
" SEN HERKESİ KÖR, ALEMİ SERSEM Mİ SANIRSIN " diye...
Bu arada siz insan haklarını çok savunursunuz ya...
Bugün 10 Aralık... Bir bakın bu tarih neyi ifade ediyor..."
***

VACİT ÖKTEM'E ÖZÜR BORÇLU O AVUKATLAR
Av. Vacit Ökdem'in o dönem uyarıları dikkate alınsaydı bugün bu olanların birçoğu belki yaşanmayacaktı. Vacit Öktem'i o dönem eleştirmek yerine "Yahu sen ne diyorsun" diye dinleseydin bugünleri belki görürdün.
Vacit Öktem maalesef doğruları görmüş. Bugünleri görmüş. İlhan Cihaner olayındaki uyarı bugün gerçekleşiyor. Herkesin yargılama usulleri belliydi. O savcının gözaltına alınması ile ilgili olaya göz yumanlar bugün MİT'e bağırıyor. Belki yarın Başbakan hakkında da bir karar çıkartabilirler. O zaman bakalım ne yapacaklar? Keşke en başından şu hukuk uygulansa. Hukuk bir gün size de lazım olacak anlayışı herkeste oluşsa.
Yukarıdaki avukatların sanırım Vacit Öktem'e bir özür borcu var.
Hadi bize söylemeyin. Kendisinden şahsi olarak gizli olarak özür dileyin.
Kul hakkı açısından bu şart, insan olma gereği açısından bu şart.
Tabi göreceğiz bunları.
Ha bir de bu görüşleri benzer şekilde savunan, uyarılarda bulunan başta CHP olmak üzere MHP yetkililerinden de özür dilemeli.
***

KORKUYORUM
Ben korkuyorum. Beni savunacak kimse olmamasından korkuyorum.
Bakın ben 50 kilo zayıf biriyim.
Hayatımda kavga etmedim. Oyuncak silah alsam korkarım. Mafyayla falan işim olmaz.
Benim tek güvencem, haksızlığa uğradığım zaman tek güvencem bağımsız hukuktur.
Ben hakkımı orada arayacağım.
Evim sabahın köründe nasıl basılacak diye kaygı duymamalıyım ben bu ülkede. Sabah kapım çalındığında " Gelen sütçüdür " demeliyim, " Eyvah polis mi? " dememeliyim. Ben bu ülkede özgürce düşüncelerimi açıklamalıyım.
İşte ben iktidarla aynı düşünmüyorum, yargı benim hakkımda ters karar verir mi diye düşünmemeliyim.
Gönlüm, vicdanım rahat olmalı. Hukuku kendi güvencem olarak görürüm. Ben başkasını görmem. Görmemem de lazım.
Benim hukuktan başka güvencem yok.
Ama artık korkuyorum. Hukukun benim hakkımı aramama endişesinden korkuyorum.
***

NOT: Ahmet Çil ve Islak İmza olayı, Meclisteki başarılı MHP boykotu, CHP'nin TBMM'de kürsüyü işgalden kurtarma olayı, Dişli' nin açıklamaları... Bunlara da değinirim. Hukuku yazdım. Çünkü bir ülkede hukuk olmazsa bunları istediğin kadar konuş faydası olmaz.

Her işi halledip basını eleştiren Sakarya Anakent (Büyükşehir) Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu'na mesaj: Demokrasilerde iktidar değil, asıl olan muhalefettir. İnsanlar iktidara değil, muhalefete kulak verir ne diyecekler diye. Medya iktidarın şakşakçılığını yapmaz, eksikliklerini, yanlışlarını kamuoyuna açıklar. Demokrasi budur, özgürlükler bunun yapılmasını öngörür.
***

Saygılarımla / 15 Şubat 2012



Yazı Tarihi : 15 Şubat 2012 Çarşamba
Bu yazı 208 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu kadaaaar uzun yazıyorsun hiç bakıyor musun kaç kişi yazını okumuş diye? Benle birlikte 3 (üç) evet üç kişi...
Adnan @ 15.02.2012 17:36:51
Online Ziyaretçiler
-