Anayasa Kimin Karnını Doyuracak?

Erol Afşar

Erol Afşar
Sokaktaki insanın umurunda değil Anayasa?

Onun öyle bir derdi yok?

Onun adına ahkam kesenlerin hazırladığı alternatif anayasa taslaklarının hiç

birisi onun derdine derman olamıyor, karnını da doyurmuyor çünkü?

Peki kime bu anayasa ve niye?

Bakın Anayasa değişikliği söylemi ile yatıp kalkanlara, hayatta birbirlerine

selam vermeleri bile mümkün değildir ama bir noktada birleşiyorlar?

O nokta; milli devlet anlayışını ve kurumsal yapıyı yıpratmak,

Türk toplumunu milletleşme sürecinden geriye döndürmek,

Sosyolojik anlamda onu bir kalabalık (yığın) gibi değerlendirmek,

Türkiye Cumhuriyetinin millete dayalı devlet modeli yerine, milletler sistemi

ikame etmek,

Anayasanın birleştiricilik ruhunu bertaraf edip ayrılıklara vurgu yapmak?

Kim ne derse desin, bence Türkiye Cumhuriyeti Devleti, savaşmadan, uğraşmadan,

tek mermi yakmadan nasıl tasfiye edilebilir sorusuna cevap veren taslaklar ve

talepler bunlar.

Ama etnik köken hakları cart curt?

Biz zaten bu ülkeyi kafatası üzerine inşa etmedik.

Bizim kurucu felsefemize göre Milletleşme, biyolojik bir tasnif değil; Milli

seviyede ortak bir yaşama tarzına kavuşulması, milli mutabakatların

geliştirilmesi, milli seviyede ortak kabul ve retlerin, müşterek paydaların ortaya çıkmasıydı.

Kaldı ki demokrasi; sosyolojik anlamda basit kalabalıkların değil neden ve

niçin bir arada bulunduklarını fark eden milletleşmiş toplumların rejimidir.
Biz diyoruz ki;
Milli birliğini kuramamış, mutabakatları gelişmemiş, milli devlet olma

özelliğini kazanamamış toplumlar demokrasiyi sadece tartışırlar; ama

yaşatamazlar.

Milletleşme; her türlü etnik, mezhep, aşiret, boy ve bölge taassubunun

aşılarak milli seviyede ?biz? duygusunun hissedilmesidir.

Milletleşme ile demokrasi arasında doğru bir ilişki vardır. Demokrasi

milletleşme üzerinde yükselir.

Demokrasi ile etnik ırkçılık ve taassup uzlaşmaz.

Etnik ırkçılığa teslim olacak bir anayasa hazırlık çalışmasının demokratik

olduğu kabul edilemez.

Farklılıklar, bütünü zedelemediği ölçüde demokrasi yürüyebilir.

Sosyal bütünleşmenin olmadığı yerde demokrasi çok teorik kalır.

Milli devlete, milli kimliğe ve milliyete karşı alternatif kimlik ve mahalli

egemenlik alanları açmak, demokratikleşme değil; milli devlet anlayışı ile

bağdaşmayan, egemenliğe ortak aramak, yeni ve farklı egemenlik alanları ihdas

etmek olur.

Farklılıklar bütünü tamamladığı oranda anlam kazanır.

Bir ülkede hâkim kültür ve milli kimlik reddedilerek farklılıkların, bütünü

zenginleştireceğinden bahsedemezsiniz.

Milli kimlik bir ülkede mevcut alt kültür gruplarını da kapsar.

Alt kültür gruplarının varlığı ile milliyet çelişmez ve bunlar birbirinin

rakibi de değillerdir.

Farklılıkları kutsallaştırarak, vatandaşlığı ve devletin varlığını reddederek

etnik ırkçılığa varan sapmaları teşvik ederek, silah bırakmamış terör örgütü

ile müzakereye girişerek, insanları birbirine ötekileştirerek, demokratik bir

anayasa yapılamaz.
Böyle bir yol sosyal bütünleşme ile de çelişir.

Hiçbir ciddi devlette çözülme ve etnik ufalanma, demokratikleşme ve

özgürleştirme olarak kabul edilemez.

Bunun hiçbir ciddi devlette yaşanmış bir örneği yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri her şeyden evvel, devletin temel kuruluş

felsefesi ve varoluş gerekçeleri ile uzlaşmak, onlara sadakatle bağlı kalmak

zorundadırlar.

Kendi kendini ötekileştirme sorunları çözemez.

Bölücü ve ırkçı terörü hak elde etmede doğal bir yöntem olarak kabul eden

terör örgütünün tehdidi altında, onun taleplerini karşılayacak ve şiddeti

yatıştırmak için anayasa yapmak çözüm değildir.

Ülkemizdeki asıl sorun; maalesef, siyasi iradenin, terör ve teröristin

haklarını teslim etmek üzerinden sözde bir çözüme yönelmiş olmasıdır.

Milletleşme sürecinde kimlik arayan, mensup olduğu devleti, milleti ve

vatandaşlığı reddeden bir grubu tanıma adına, anayasada yer vermek ve milli

kimliği bunun için etniklik seviyesine indirmek toplumsal bir intihardır.

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinde görülmemiş bir şekilde demokratikleşme ve

özgürleşme adı altında, parçalanma süreci ile karşı karşıyadır.

Buna izin vermeyeceğiz, vermemeliyiz



Yazı Tarihi : 09 Ocak 2012 Pazartesi
Bu yazı 87 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-