Gitti canım Range Rover Evoque Coupé!

İbrahim Bulut

İbrahim Bulut
Range Rover Evoque Coupé sahibi olmamın "tek yolunun" piyangoda büyük ikramiyeyi kazanmak olduğunu anladığımda, Google'daki görseller bölümünü hışımla kapatıp soluğu Milli Piyango bayiinde aldım...

Umudunu benim gibi piyangoya bağlayanlarla omuz omuza ve biraz da sıkış tepiş biletimi özenle seçtim.

O andan itibaren Google'da gördüğüm arabamsı şeyin hayalini de kurmaya başladım...

Arabamsı diyorum çünkü hem bildiğiniz dört çekerli bir jip, hem acayip havalı bir spor araba hem de tüm ailenizi alacak kadar geniş bir minibüs.
İşte öyle bir "makine" bu!..
Yakından tanıyanlar bilir. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım o ulaşılmaz armanın hayaliyle geçti.

Mercedes...

Ve mutlaka sarı olmalıydı. İlk gençlik yıllarımın ulaşılmazı gurbetçilerin de büyük desteğiyle Mercedes'ti...

Sonra yıllar birbirini kovaladıkça hayalini kurduğum "makine"nin de markası değişiverdi.

Genellikle gençlik yıllarının büyük hayali olan "BMW" benim için gençlik sonunun hayali olmuştu. Hala da favorim BMW'dir. Ama işte hayat insanı nereden nereye getiriyor. Hiç aklıma gelmezdi bir gün Range Rover delisi olacağım...
Aslına bakarsanız "Renç" delisi falan da olmadım laf ardamızda. Piyango biletini aldığımın bir saat öncesinde "İlhan Mansız'ın Senegal'e attığı o muhteşem golü"izliyordum Youtube'da. Sonra ne olduysa kendimi Range Rover'in yeni modelini hayran hayran izlerken buldum...

İşte o an çakmıştı beynimde bir şimşek. "Madem bu arabayı istiyorsun, bu maaşla ancak 75'inden sonra alırsın, onu da hiç yemez içmezsen" diye içimden geçirdim.

Sonrası malum doğru piyangocuya...

Önce kapının önünde nasıl görünebileceğini düşündüm.
Komşuların dandik arabalarının yanında pek havalı duracaktı benim "Rençim..." Uzun uzun bakacaklar "gazeteci parayı bulmuş" diyeceklerdi. Kıskanç gözlerini ise hiç umursamayacak onlara tepeden bakmaya alışmakla geçirecektim ilk bir haftamı.

Piyangodan parayı indirip, hemen başka memleketlere yelken açmak olmazdı. O kadar görgüsüz değilim diye karar verdim kendimden emin bir havaya bürünerek.

Sonuçta İlk havayı burada tanıdıklara basmak şarttı. Yoksa bir anlamı olmazdı, zengin bir halde sosyetik bir muhitte yeni bir yaşama başlamanın.

Orada kendini tanıt, paranla hava at, ona buna caka sat. Uzun ve yorucu işlerdi bunlar. En azından 3-5 ay Adapazarı'nda kalırım diye bir plan da yapmıştım, sadık kalmak için de kendime telkinler verip durdum hep.

Yakın çevrenin "ihya" edilmesinden sonra, ne tür bir işe kendimi yormadan dahil olabileceğim konusunu ciddi olarak düşünmeden geçirmeye başladım son üç dört günümü...
Hep hayalimdi, deniz kenarında güzel bir evde yaşamak.
Ev dediysem adı ev. Kocaman bir yalı paklardı o kadar parayı.

Denizin getirdiği rüzgarlarla uyanıp, hizmetçilere kahvemi nasıl hazırlayacaklarını küstah bir tavırla her sabah yeniden tarif etmek...

Ne büyük bir görgüsüzlük olurdu kim bilir? Yanında çalışanların nefretini kazanmak ama para kazanmak için katlanmak zorunda olduklarını da içten içe çok iyi bilmek!..

Sonuçta 40 milyon büyük bir para.

Böyle bir paranın sahibi olunca hizmetçilerle dolu devasa bir evim olmalıydı. Ancak yer konusunda pek kararsızdım. Ama ne olursa olsun Türkiye dışına çıkmayacak hatta yurt dışı seyahati bile yapmayacaktım. Sonuçta güzel yurdumda gezecek çok yer vardı. İyice gezdikten sonra "kalıcı" olarak yaşayacağım yerin de kararını verecektim.

Favorim her zaman Bodrum'du, ama alternatif yerlerin de bir listesini çıkarmıştım.

40 milyon çıktığında şaşırmamak ve plansız oraya buraya saldırmamak için her adımımı hesaplamıştım.

Bir "Renç" sahibi olmakla başlayan ve gittikçe inandırıcı hale gelen hayalim, yavaş yavaş yalı ve hizmetçilere doğru kaymıştı. Bu "pahalı" kaymayı kendimden emin bir şekilde gözlemledim kendi içime usulca inerek...
Heyecan olsun diye, 31 Aralık gece yarısı yapılan piyango çekilişini eşimin bütün ısrarlarına rağmen izlemedim, izlettirmedim.

Ertesi gün yani dün 1 Ocak 2010'da öğlene doğru kahvaltı masasında bir televizyon kanalının alt yazısını okurken "kendime geldiğimi" hissettim. Büyük ikramiye Isparta, Adana, İstanbul ve İzmir'e çıkmış. Google'da büyük umutlarla baktığım "Rençi" düşündüm bir an. Ama bir türlü gözümün önüne getiremedim. Bu şekilde kaç saniye geçti bilmiyorum ama eşimin "ne bakıyorsun boş boş çayın soğuyor" uyarısıyla kendime geldim ve işte karşınızdayım.

Bu yılbaşında garip bir his vardı içimde. Piyangonun çıkacağına dair. En azından bir süre hayal kurdum. Şimdi amorti var mı hesabındayız.

İnsan işte "Renç"ten amortiye bir hikaye...



Yazı Tarihi : 01 Ocak 2012 Pazar
Bu yazı 56 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-