Sakarya, deprem dendiğinde akıllara gelebilecek 3-5 memleketten biridir, Türkiye çapında. İyi ve haklı bir ün değil maalesef ama durumumuz böyle.
Toprağımız verimli mi verimli ama gelin görün ki üzerine "kara cahil" binalar yapılmasına müsaade etmeyecek kadar da "aksi ve huysuz" maalesef...
Sakarya'nın bir "deprem şehri" olmasının büyük ama gerçekten büyük avantajları olabilirdi. Ama maalesef bu avantajların "a"sı bile henüz ortalarda yok! Belki bir gün çıkar gelirler...
Depremin avantajları ne olabilir diye merak edenlere, en azından benim fikriyatıma göre bu avantajlarını sıralamak isterim yazının temasını daldan dala uçurmadan başarabilirsem kendimi çok mutlu sayacağım, şimdiden...
Deprem avantajı demek; bina ve inşaat yapmayı kesinlikle bilmek demektir. Verimli topraklar üzerine 1-2 katlı sözde güvenli binalar yapmaktansa, 15-20 katlı süper binalar yapmaktır...
Bu fikri pek sakıncalı bulanlar vardır mutlaka ama benim fikrim kesinlikle bu yöndedir. Çok katlı ama öyle az buz değil en az 15-20 katlı devasa binalar sayesinde deprem zararlarını çok aza indirebiliriz...
Deprem olacak diye, sürekli 1-2 katlı binalar yaparsanız, 5-10 yıl sonra toprak altından daha değerli olur. Bir kilo patatesi bugünkü parayla 15-20 TL'ye bile almak hayal olur. Çünkü onun yetişeceği toprak çoktan bitmiş olur...
15-20 liraya patates alınabilir belki ama onuda alabilecek verimli toprağımız kalırsa...
Bu bakımdan deprem bölgelerinde bilimin ve teknolojinin müsaade ettiği kadar yüksek katlılar yapılmalı. Hele hele Adapazarı gibi toprağı çok bereketli bir bölge için bu kesinlikle dikkate alınmalı ve üzerinde düşünülmelidir.
Yoksa bugün birinci derece deprem bölgesi olan Adapazarı ve civarının yıllar geçtikçe durumunda bir değişiklik olmayacak...
2011 yılında birinci derecede deprem bölgesi olan Adapazarı, 1920'de de birinci derecede deprem bölgesiydi, milattan öncesinde de! İnsanlık yeterli bilimsel seviyeye ulaşmadığı için bilemiyordu. Ama bugün biliyoruz ve bu bilimsel gerçeklik kıyamete kadar devam edecek. O zaman hala abidik gubidik 3-4 katlı toplu konutlar yapmanın mantığı var mıdır bilemiyorum...
Deniyor ki "Bizim insanımız malzemeden çalar, kötü beton ve malzeme kullanır. Bu bakımdan biz bunlara en fazla 3-4 kat verelim ki o da toplu konutlar için, fazla sorun olmasın!" Eğer en başında suistimale her daim açık olan insanı sorunun baş köşesinde tutarsak hiç bir işimizin çözümüne şahitlik edemeyiz...
Depremin yıkıcı etkisini silmek, çevre ve toprak kaybının önüne geçmek için bugün değil ve belki yarın da değil ama bir gün mecburen deprem bölgesindeki imar "çok katlı" sisteme dönecektir...
Bilimi, teknolojiyi ve mühendisliği tam anlamıyla kullanmak şartıyla. Öyle uyduruk projelerle değil...
Deprem bölgelerine çok katlı binaların yapılmasını yasayla engellemek ancak kısa süreli bir çözüm olacaktır.
Henüz, kontrolün ve sorumluluğun tam olarak yerleşmemesinden ve gerekli denetim kurullarının tam olarak teşekkül etmemesinden dolayı "şimdilik" çok katlılara izin verilmesi mümkün değil. Bu konuda acil ve baskıcı olmak akıllıca bir tutum da değil zaten.
Bu konuda Erenler Belediye Başkanı Cavit Öztürk'ün açıklamaları vardı. Ancak bu açıklamaları anında şimşekleri üzerine çekivermişti. Başkan Öztürk'ün fikrinin yönünde herhangi bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum ama "şimdilik" bu konuları çok yüksek sesle tartışmanın pek zamanı olmadığının farkına vardı sanırım...
Yapı sektörü de yavaş yavaş çok katlıya kaymaya hazırlanıyor zaten. 20 yıl önceki binaların temel sistemleri ile şimdiki binaların arasında inanılmaz farklılıklar var. Şimdiki inşaatların ömürleri çok daha uzun, malzeme kaliteleri yüksek. İstisnaları perişan edip boynunu bükük bırakacak kadar saçma yapılar ve işçilikler de vardır mutlaka ama, onları örnek olarak göstermemizin manası yok!
Toplu konut için uygun alanlar olarak gösterilen Yenikent Bölgesi, sanıldığı kadar devasa büyüklüğe sahip değil.
Sonuçta, toplu konutları yaparken artık Avrupa Birliği standartlarında "yeşil alan" da bırakmak zorundasınız. Hâl böyle olunca gözünüzün alabildiğine uzandığını sandığınız arazilerin tümü toplu konut için kullanılamaz. En az yarısı, o da inşaat yapımı için izin verilenlerin yarısı yaşam alanı olarak bırakılmak zorundadır.
Bu Avrupa Birliği'nin bir emri değil, aksine "insanca" yaşayabilmenin birinci önceliğidir. Yoksa dip dibe yapışık binalarla komşuluk gelişmiyor, aksine insanlar birbirlerine bina olarak yaklaştıkça daha da tahammülsüz olabiliyorlar.
Sözün özü, dünyada Japonya örneği var. Dünya da en çok deprem olan coğrafya...
Tamam orada zaten pek toprak yok hep kayalık ama olan toprak da inanılmaz pahalı. Bu yüzden yapılar kesinlikle çok katlı ve son derece güvenli. Adım adım yaklaşıyoruz ama adımları biraz hızlandırmamız gerekiyor sanırım...
Yazı Tarihi : 28 Kasım 2011 Pazartesi
Bu yazı 47 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar