EMİRSULTAN MEKTUBU
Bilal Maruf Şimay parlakay@msn.com
Namaz kişinin sığınağı, sıkıntıda olanların, en büyük yardımcısıdır. Çok önceleri, Horasan ilinin çok âdil bir valisi vardı. Adı, Abdullah bin Tahir. Bu valinin jandarmaları birgün bir kaç hırsız yakalamış, vâliye bildirmişlerdi… Getirilirken
hırsızlardan birisi kaçtı. Hadisenin olduğu sırada Hiratlı bir demirci de Nişabur'a gitmişti. Bir zaman sonra evine dönerken, yolu Horasan'dan geçiyordu… Kaçan hırsız olduğunu zannederek, yakaladılar bunu. Diğer hırsızlarla valinin huzuruna çıkardılar… Vâli:
- Hepsini hapsedin! dedi.
Bu suçu olmayan demirci, hapishanede, abdest alıp, namaz kıldı. Ellerini uzatıp:
"Yâ Rabbî! Bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın!" diye duâ etti.
Bu mazlum demirci böyle yalvarırken, vali evinde uyuyordu. Uyurken dört kuvvetli kimsenin gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uyandı uykudan. Bu rü'yadan çok korktu. Hemen kalkıp, abdest aldı. Namaz kıldı iki rek'at. Tevbe istiğfar etip, tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir mazlumun âhı olduğunu anladı. Gündüz ki hırsızlar hatırına geldi. Acaba içlerinde suçsuz olanlar mı var?
Vâli hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu:
- Acaba bu gece hapishanede mazlum birisi kalmış mı?
Müdür dedi ki:
- Bunu bilemem efendim. Yalnız biri namaz kılıyor, çok duâ ediyor. Gözyaşları döküyor.
- Hemen o adamı buraya getiriniz!
Demirciyi vâlinin huzuruna getirdiler. Vâli hâlini sorup, durumu anladı. Ve dedi ki:
- Sizden özür diliyorum. Hakkını helâl et ve şu bin gümüş hediyemi kabûl et. Ayrıca herhangi bir arzun olunca bana gel!
Demirci cevaben ne dedi biliyor musunuz?
- Ben hakkımı helâl ettim… Verdiğiniz hediyeyi de kabûl ettim. Fakat, işimi dileğimi senden istemeğe gelemem.
- Niçin gelemezsiniz?
- Çünkü benim gibi bir fakir için senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çeviren sahibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğa yakışır mı hiç? Namazlardan sonra ettiğim duâlarla beni nice sıkıntılardan kurtardı. Nice muradıma kavuşturdu. Nasıl olur da başkasına sığınırım. Rabbim, nihâyeti olmayan rahmet hazinesinin kapısın açmış, sonsuz ihsân sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi de vermedi? Kim geldi de boş döndü? İstemesini bilmezsen, alamazsın. Huzûruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın…
Tabiî ki, namazın insanı sıkıntıdan kurtarması için şartlarına uygun ve cenab-ı Hakka tam bir tevekkül içinde kılınması şarttır. Allaha tam bir teslimiyet sağınma şeklinde kılınmalıdır. Gerçekten, insan sıkıntıya düştüğünde hemen abdest almalı, namaz kılmalı. Kur'ân-ı kerîm okumalıdır. Tecrübeyle sabittir, böyle yapanların çok kerre, sıkıntılarının hafiflediği görülmüştür. Fakat, kılınan namazın şartlarına uygun olması lâzım.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhisselam; "Çalışmadan duâ eden, silâhsız harbe giden gibidir" (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî) buyurdu. Bunun için çalışmalı, gayret etmeli, sonra da şartlarına uygun edeple duâ etmelidir.
Bu konuda, büyük velî Şerefeddîn Ahmed Yahyâ Münîrî şöyle buyurmaktadır: "Allahü teâlânın âdet-i ilâhiyyesine uymadan, sebeplere yapışmadan, çalışmadan O'na duâ etmek, Allahü teâlâdan mu'cize istemek demektir. Müslümânlıkta, hem çalışılır, hem de duâ edilir. Önce sebebe yapışmak, sonra duâ etmek lâzımdır."
Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhisselam, duâ hakkında muhtelif hadîs-i şerîflerinde buyurmuştur ki:
"Mü'minin, dîn kardeşi için, arkasından yaptığı hayır duâ kabûl olur. Bir melek, ‘Allahü teâlâ, bu iyiliği sana da versin! Âmin' der. Meleğin duâsı reddedilmez." (Riyâzü's-Sâlihîn)
"Ümmetimin günâh işlemeyen gençlerinin duâları kabûl olur." (Künûzü'd-Dekâik)
"Kendinize, evlâdınıza, kötü duâ etmeyiniz. Allah'ın kaderine râzı olunuz. Ni'metlerini arttırması için duâ ediniz." (Berîka)
ADALET AMA HERKESE
Bir gün hırsızlık yapan Fatıma adında bir kadın Hz. Peygamber'in sallallahu aleyhisselam huzuruna çıkarılır. Suçu tespit edildiği için Hz. Peygamber sallallahu aleyhisselam onu cezalandırmaya karar verir. Fakat Mekke'nin ileri gelen bir kabilesinden olan bu kadının affedilmesi için bazı kişiler Peygamberimizin çok sevdiği Hz. Üsame'yi aracı olarak gönderirler. Bu duruma kızan ve üzülen Peygamberimiz sallallahu aleyhisselam yüksek bir yere çıkarak şunları söyler:"Ey İnsanlar! Geçmiş milletlerin ne yüzden yollarını sapıttığını biliyor musunuz? Onların asilzadeleri bir şey çalarsa onu cezalandırmazlar, itibarı az olanları çalarsa onu cezalandırırlardı. Allah'a yemin ederim ki böylesine adi bir işi o Fatıma değil de kızım Fatıma yapmış olsaydı onu da cezalandırırdım."
Fatih Sultan Mehmet Meşhur Fatih Cami'ni yaptırırken, Rum ustalardan İpsilanti cami sütunlarını padişahın istediği gibi uzun değil de kısa kesmiştir. Fatih buna hiddetlenerek İpsilanti'nin sağ elini kestirir.
İpsilanti usta mahkemeye müracaat ederek padişahtan davacı olur.
Mahkeme günü, İstanbul kadısı Sarı Hızır efendi, davacı ve davalıyı ismen çağırarak huzuruna alır. İpsilanti usta mahkeme salonunda ayakta dururken Fatih mağrur bir eda ile içeri girip suçlu sedirine oturur.
Bunun üzerine Hızır Efendi: "Davacı ayakta durmaktadır. Siz davalısınız oturmanız olmaz. Burası adalet yeridir; ayağa kalkınız!" diye ihtar ederek padişahı ayağa kaldırır.
İki tarafı dinledikten sonra Sarı Hızır padişahın sağ elinin de aynı şekilde bileğinden kesilmesine karar verir. Fatih Sultan Mehmet hiç tereddüt etmeden kolunu sıvazlar. Durumdan herkes müteessir olmuştur. Ama mahkemenin hükmü kesindir.
Adaletin verdiği bu karara saygı duyan İspilanti usta: "Ben davamdan vazgeçtim. Padişah eli kesilmekle benim elim yerine gelmez. Yalnız bana ve çocuklarıma yetecek kadar tazminat verilmesini istiyorum" diyerek padişahın elini kesilmekten kurtarır.
Kadı Hızır, günlük nafaka tutarının elli akçe olduğunu ve bu paranın mağdura ve ailesine hayatlarının sonuna kadar verilmesi gerektiğini, ayrıca eli kesilmekle toplum içinde itibarı kaybolan bu şahsa itibarını iade için bir defaya mahsus olmak üzere, suçlunun yüz bin akçe ödeyeceğini karara bağlar.
Yani padişah olduğu için Fatih'e iltimas geçmez.
Fatih'in Rum ustaya yüz elli bin akçe verdiği ve bir de ev yaptırdığı Osmanlı arşivlerinde ve çeşitli kaynaklarda yer almaktadır.
Bunlar gibi sayısız örnek var İslam ve Türk tarihinde.
BİR SOHBET;
Efendiler! Evliyâullâh'a yakınlık peyda etmeye çalışın. Çünkü Allah'ın velîsini seven, Allah'ı sevmiş; ona düşmanlık eden, Allah'a düşmanlık etmiş olur.
Zikre devam ediniz. Çünkü zikir, vuslat-ı ilâhî için bir mıknatıs, kurb-i ilâhî için sağlam bir iptir. Zikrullâha devam edenler, Allah ile hoştur. Allah ile hoş olan, O'na kavuşmuştur. Zikrin kalbe yerleşmesi sohbetin bereketiyle mümkün olur. Çünkü kişi dostunun yolundadır.
Tefekkür, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in ilk amelidir. Nitekim bütün farzlardan önce O'nun ibâdeti Allah'ın mahlûkâtını ve nîmetlerini düşünmekten ibaretti. Öyleyse siz de tefekküre iyi sarılın ve ibret vesîlesi yapın.
Dikkat edin! Elek gibi, unun incesini döküp, kepeğini kendinize koymayın. Sakın ağzınızdan hikmet dökülürken kalblerinizde hîle ve fesâd olmasın. Yoksa, "İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutur musunuz?" (el-Bakara, 44) âyetince hesaba çekilirsiniz.
Kalblerinizi tertemiz yapınız, çünkü kalb temizliği üst-baş temizliğinden daha önemlidir. Zaten Allâhu Teâlâ elbiseye değil, kalblere nazar eder. İstikâmet hududunu gözetip Allah'tan başkasını taleb ve ihtiyar etmeyin.
Efendiler! Tevazu ve sükûnetle kapıyı çalana kapı açılır. İçeriye kabul edilir. Boynu bükük olarak içeriye giren, izzetle ağırlanır. Ahmed er-Rifâî -kuddise sirruh- (d. 1118, v. 1182)
……………………………….
Bu haftaki yazımızı bir dua ile bitirelim inşallah,Fatiha okumayı unutmayalım…
Ya Rab.. Sevgilin Muhammed Mustafa sallallahu aleyhisselamın hürmetine İsm-i azamın hürmetine, güzel isimlerin hürmetine, Kuran-ı Hakimin ve sürelerinin, ayetlerinin, sırlarının, nurlarının, kelimelerinin ve harflerinin hürmetine, Resul-ü Ekremin (aleyhisselam), mucizelerinin, kemalatının, şeriatının ve sünnetinin hürmetine, onun Ehl-i Beytinin, sahabilerinin ve bütün evliyaların ve sadatlarının din yolundaki hizmet ve inlemelerinin hürmetine Ey Sevdiklerini Sevindirmekten Hoşlanan Rabbim,Sana Açılan Ellerimizi Geri Çevirme,kalplerimize Aşkınla Tecelli Et Ki,Senden Başka Hiçbir şey Kalmasın O Kalpte,Senden Başka Hiçbir şeyi Olmayacak Kadar Zengin Eyle bizleri Her şey de Seni Anmayı Her şey de Seni Görmeyi Nasip Eyle.amin.
'...Mevla'ya has olmayan gönül..dünyaya paspas olur...'
Yazı Tarihi : 18 Kasım 2011 Cuma
Bu yazı 522 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
Değerli yorumlarınız için teşekkür eder iki cihan mutluluğu temenni ederim..
ŞİMAY @ 23.11.2011 01:18:51
Hz. Yusuf peygamberin zindan cezasını cekerken Gaflete düşüp rüyasını yorumladığı kişiye ,firavuna söyleki bizi ne zaman cıkaracak demesiyle,asıl sahibini hatırlayıp secdeye kapılarak tövbe etmesindeki samimiyet biz garip kullar için gecerli değilmidirki eğilmeye zorlanıyoruz.
Var olan Allah'a tabii olmak için Allah dostu Yunus'un heybesinemi,Mevlanayı baştan cıkaran şemsin sözlerinemi,.Hz.Musanın tur dağında musevilere işte tanrınız bu dur demesiylemi kabullenecez ve teslim olacaz.Doğrusunu yine O bilir.
şahbazın kulu @ 21.11.2011 19:07:49
Hacı bayram'ı velinin,talebelerini bir tavuk sınavından gecirmişti.Issız kimsenin olmadığı bir yerde kesin ve yiyelim demişti.Herkez ıssız bir yer bulup kesmişlerdi.Ak şemseddin bir türlü kesmemişti .Kesememişti.Issız denilen bir yer olmadığını,bizi gözetenin biri olduğunu dile getirerek sınavı gecmişti.Ya bizler bu sınavdan kacımız gecebilirdi.Allah kavramını benimseme,kabullenme adına neredeyiz.
Hz. İbrahim peygamberimizi ateşe atarlarken ,Allahın salih kulları ve melekleri yardım edebilmek için cırpınmalarına karşı,Allah bana yeter dedi ve ondan başkasından yardım almadı.Görmediği İlahına bu kadar tereddütsüz teslimiyetin bizlerde ne kadarı vardır diye sorguladıkmı.
Saygılar
şahbazın kulu @ 21.11.2011 19:05:02
Hani, Mevlana hazretleri bir yalan habere,neyi varsa elindekilerini verdi.Doğru habere canımı veririm dedi.Tebrizli şems için canını vermeye hazır bi kul.Ne gariptirki yaratılmışa canı teslim etmekte terettüt etmedi.Ya bizler,yaradanı bilme anlama adına neyimizi verebiliriz?Benlikten arınmamış bu benliğim,yaradanı bildiren belleten kula,bize emanet olan canı verebilirmiyim diye kac gecedir sorguluyorum.Çıkmaza girdim.Uykularım kactı.
Büyüklerimiz, Verdim dersen alan O,yok vermem dersen vermeyen O. Sana ne oluyor.Sen, sende olanı ver kurtul.Gerisini O düşünsün.Yeterki acısı sende kalmasın derler.Bizi saldılar pazara,Düştüm aranıza kazara.Saygılar
şahbazın kulu @ 21.11.2011 18:57:23