3 Kasım 2002'de iktidara gelen AK Parti'nin önünde değişimci bir politika izlemekten başka bir yol var mıydı? Bu soruya en kestirmeden hayır diyebiliriz.
Tayyip Erdoğan ve arkadaşları Türkiye'de uzun yıllar siyaset sahnesinde yer alıp, Türkiye'nin tarihi misyonuna uygun, yeniden güçlü bir ülke olması için yeni bir siyaset anlayışıyla hareket etmeliydiler.
Ve öyle yaptılar. Çetelerin üstüne gittiler, darbecilerden hesap sordular, askeri vesayetle, hesaplaştılar. Bu adımların yanı sıra ekonomik hamleler yapıp hastaneler, okullar, duble yollar, barajlar yaptılar. Birçok tarihi reformlara imza attılar.
Bu ataklar AK Parti'ye müthiş bir dinamizm ve vizyon kazandırdı. Yeniliğe devam ettikçe Türkiye'yi hep ileri taşıdı.
AK Parti'nin karşısında duranlar ise bu yeniliğe ayak uyduramadıkları için mevcudu koruma peşine düşüp statükocu/gerici pozisyonuna düştüler.
AK Parti'nin halk nezdinde bu kadar büyük ilgi görmesinin elbette birçok nedeni vardır. Ancak en önemli etkenler bu hizmetler olmuştur, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yeniyi temsil eden yönü olmuştur.
Başbakan Erdoğan, eğer bu yenilikçi vizyonlarına halel getirecek işler yaparlarsa…
Yeni bir statüko oluştururlarsa…
Dışa dönük olmaktan vazgeçip, içe kapanırlarsa işte o zaman kaybederler.
Demokratikleşme/sivilleşme yönünde gösterdikleri performans düşerse gerileyip kaybedecektir.
Artık bu çağın ruhu budur.
Biz bu yenilikçi/reformist ruhun Arap Baharı'nın yaşandığı ülkelerde ve Batı'da nasıl etkiler yaptığını görüyoruz. Bundan geriye dönüş yok. Statükoculuğun artık hüküm sürmesi mümkün değil.
Eski alışkanlıklarla, statükocu zihniyetle var olmamız, yeni çağın şartlarını okuyamadan ayakta kalmamız mümkün değil.
İşte bu nedenle, bu gelişmeler ışığında değerlendirdiğimiz zaman Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu'nun orta hasarlılarla ilgili yaptığı açıklamalar, verdiği mücadele daha büyük bir anlam kazanıyor.
2011 yılında, insanların tek bir tuşla dünyanın öteki ucunda yaşananlardan haberdar olduğu ultra teknolojik bir çağda yaşıyoruz. Japonya'da 7,5 şiddetinde bir depremde hayatını kaybedenlerin sayısının bir elin parmakları kadar olurken bizim hala orta hasarlı binalar diye bir gündemimizin olması kabul edilemez.
Bugün gelişmiş ülkelerde doğal afetlerin yol açacağı zararları minimize edici güvenli binalar, altyapılar oluşturulurken kendisine büyük hedefler koyan bir ülkede hala hayalet evlerin varlığına göz yumulabilir mi?
Kayseri'de, Konya'da, Bursa'da, Gaziantep'te estetik harikası işlerin yapıldığı bir süreçte, Sakarya'da orta hasarlı binalarda yaşayan insanlar kaderlerine terk edilebilir mi?
Van'da makyajı yapılan, dışarıdan bakıldığında herhangi bir problem yokmuş gibi gözüken evlerin nasıl da insanların ölümüne neden olduğunu herkesin gördüğü bir dönemde Sakarya'da makyajlanmış evler varlığını sürdürülebilir mi?
Hızlı tren ve yeni otobanın geçeceği, hidroelektrik santralinin yapıldığı, sürekli gelişen bir şehirde orta hasarlı bina kalabilir mi?
Dedik ya bu çağ bu anlayışı kaldırmaz.
Nedir Allah aşkına bu şehirdeki orta hasarlı binaların yol açtığı tehlike!
Tabii ki bunların elektriği de, suyu da, doğalgazı da, telefon bağlantısı da kesilmelidir. Hem de elbirliğiyle.
Bence bu binaların yıkıldığı gün Sakarya'nın kurtuluş günü gibi bir durum yaşanacaktır. Çünkü Sakarya'da insanların hayatını tehdit eden bu yapılan yıkılması az buz bir şey değildir. Bugüne kadar verilen tavizlerle, savsaklamalarla yıkılmaması da ayrı bir skandaldır. Ama artık bu binalar bu şehirde ayakta duramaz, durmamalıdır.
Bu ayıba bir an önce son verilmelidir. İnsanlığın, bilginin, teknolojinin, bilimin artık maksimum seviyeye ulaştığı bu çağ da orta hasarlı bina konusu tartışılması abesle iştigaldir. Hemen yıkılmalıdır.
Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu bu yoldan asla geri dönmemelidir. Bu gittiği yol kesinlikle doğru ve çağa uygun olandır. Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi bedeli ne olursa olsun yıkılmalıdır. Allah esirgesin olası bir depremde enkaz altında kalacak canların hesabını kimse veremez.
Halk artık eskisi gibi bir adım ileri iki adım geri atan siyasetçileri sevmiyor, benimsemiyor.
Bu nedenle Zeki Toçoğlu, kendi karakterine de uygun olan bu yenilikçi anlayışı sürdürmeli ve asla statükocuların tuzaklarına düşmeden, tavizsiz bir şekilde yoluna emin adımlarla devam etmelidir.
Yazı Tarihi : 17 Kasım 2011 Perşembe
Bu yazı 160 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
mucahit bey şu kongrelerle ilgilide yazsan demokratik geçen kongreler her ilçeden 5 adayla seçime girilen falan
fdgherdftg @ 02.12.2011 21:52:03
özgürlükleri savunan arkadaş muharrem incanin son konuşması (pamukova olayı) hakkında lütfen bir köşe yazısı yazarmısın,
hani sen siparişle yazı yazıyorsun ya..
ALİ VELİ @ 23.11.2011 10:31:23
geç bu işi kardeşim AKP sakaryada kaç yıldır iktidar
tek sorumlu AKP değil mi
bu kadar yıl susan idarecilere birden bire ne oldu. Hepsi canlı tabutlara savaş açttılar. Yıllarca niçin sustunuz ? Önce onu açıklayın bu millete. Sen sayın Türetken konuya bu açıdn bir bakda şu sakaryada yıllardır yöneticiyim cakası satanların forsunu bir yere indir eleştir tabi o cesaretin varsa ???
Hendekli @ 19.11.2011 15:28:03