Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Uygun iklim şartlarında, yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş.
Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
-On yılda, demiş kavak.
-On yılda mı? Diye gülmüş ve yapraklarını sallamış kabak.
-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
-Doğru, demiş kavak.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim yere, birkaç ayda gelmeye çalıştığın için…
Bir sendikal yetki süreci daha tamamlandı. Etkili sendika olan Türk Eğitim-Sen, her yıl olduğu gibi yine açık ara önde yetkili sendika oldu. Bu kutsal hak mücadelesini veren, ilkeli onurlu, omurgalı ve dik duran bütün üyelerimize, yöneticilerimize şükranlarımı sunuyorum. İyi ki varsınız, Rabbim sizi hep var etsin…
Hormonlu kabak benzeri bir sendika ise yine her yıl olduğu gibi "bu sene yetkiliyiz, ha gayret aslan marabalarım, yalakalarım" ve "istifa et bize gel sana mama verelim" türkülerini çağırdılar yıl boyu. 5 üye ayartana gömlek ve kravat, 10 üye ayartana takım elbise, 20 üye ayartana tatil vaat ettiler. Birilerinin gömlek, elbise ya da tatil kazanması için kendisini alet edenlere de diyecek bir şey bulamıyorum.
Utanmadan, "hakkın değil, menfaatimizin peşindeyiz" diye nutuklar attılar. O da yetmedi, dünyayı geçtiler, Ahret'ten menfaat temin etme sözü verdiler. Menfaat beklentisi içindeki bazı sivri akıllılar avuçlarını yalarken, iktidarın nimetleriyle, önce can sonra canan diyerek kendi yöneticilerini idareci yaptılar.
Soros, CIA ve Atlantik'in ötesinden destekli organizasyonlarda, sözde sivil toplum örgütleriyle eylemlere katılarak, bir kabağın aklı ne kadarsa o kadar "milletin ortak aklı" oldular. Hallerine bakmadan; iktidara yalakalık yapmayan, dik duran, önce vatanım, milletim, ülkem ve inançlarım diyen herkese "darbeci" dediler.
Nereye hizmet ettiklerine, kimin sülüğü olduklarına, bir yerin arka bahçesi değil foseptik çukuru olduklarına bakmadan, ilkeli, onurlu ve dik duranları, siyasal yapılarla ve çeşitli organizasyonlarla ilişkilendirmeye çalıştılar.
Okullarımızda okunan Andımıza ve İstiklal Marşı'na karşı oldular, bunları kaldırmak için deklarasyonlar yayınladılar. Atatürk'e ve Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerine savaş açtılar. Türkiye'de etnik dillerde eğitim yapılmasını istediler. Misyonerliğe ve Ruhban okulunun açılması talebine destek oldular. Milletin inançlarıyla dalga geçtiler, Allah ile aldattılar. Doğuda bölücülük, İç Anadolu, kuzey ve güneyde din-iman tüccarlığı, batıda demokrasi çığırtkanlığı yaptılar. Velhasıl değiştirmedikleri gömlek, girmedikleri don kalmadı.
Yalan, yanlış, isnat, iftira, çirkinlik ne varsa yaptılar. Sadece sendikacılık yapmadılar, yapamadılar, eğitim çalışanlarının hakkını aramadılar. Zaten öyle bir dertleri de yoktu…
Eğitim çalışanları, malum sendika haricinde hangi sendikaya üye olursa olsun anlaşılabilir, izah edilebilir bir taraf mutlaka bulunur. Ama aklı başında bir eğitimcinin bu yapıya üye olmasının izah edilebilir hiçbir yanı bulunamaz.
Bütün bunlara rağmen böyle bir yapı eğitim çalışanları içerisinde destek buluyorsa, eğimciler sosyolojik ve psikolojik olarak kendilerini, çevrelerini, mesai arkadaşlarını ve geleceklerini sorgulamalıdır.
Bu yapının Genel Merkez yöneticileri, kendi üyelerini ve taşra yöneticilerini de kandırdılar. Kesinlikle yetkiliyiz dediler, tutmayacakları sözler verdiler, bol keseden attılar. Bu lafı edenlerin kalitesinden habersiz zavallılar ise, bunlara güvenerek çeşitli haber sitelerine yorumlar yapıp yeminler ettiler.
Bu yorumları yapan, bu lafları eden şahıslardan sözlerinin gereğini yapmalarını beklemenin gerçekçi olmadığının farkındayız. Çünkü yukarıda sözü edilen yöneticilerin ne kalitede adam, nasıl riyakâr olduklarını ve nereye hizmet ettiklerini iyi biliyoruz. Fakat kandırılan, aptal yerine konan bu malum sendikanın üyelerinin hepsinin bu kalitede olduğuna veya aptal olduğuna inanmıyoruz. Mutlaka, niye kandırıldıklarını, neden aptal yerine konduklarını sorgulayanlar, bunun hesabını sormak için gerekli tepkiyi gösterecek kaliteli insanlar olacaktır. İşte o insanlara biz de dâhil herkes saygı duyacaktır. Bu kepazeliği sorgulamayan, kabullenen veya önemsemeyerek bu yapının içerisinde bulunmaya devam edenler, "yapı taşı" değil, ancak "dolgu malzemesi" olurlar ve zaten pek değerleri yoktur.
Kabak, nerdeyse kavağın boyuna ulaştı sayılır. Kavak ağacı gibi omurgalı olmayan, dik durma becerisine sahip olmayan, ancak bir ağaca sarılıp asalak olarak boy atabilen kabak için sınır kavağın boyudur. Ondan sonra kurumaya başlar ve şayet ekilirse aynı tarlaya, bir dahaki mevsimi bekleyecektir.
(TES Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Mustafa Kızıklı'nın 25.05.2009 Tarihli yazısı)
Yazı Tarihi : 28 Mayıs 2009 Perşembe
Bu yazı 146 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
28 Şubat postmodern darbesinin bakiyesi iktidarlar döneminde neşv-ü nema bulmuş yapılar, tek tek erimektedirler. Artık korkutmalar, ürkütmeler, tahkirler fayda etmemekte, ülkemizde sular yatağına çekilmektedir. bu yazıyı yazan ve bu köşeye taşıyanların ifadeleriyle kabaklar kışın etkisiyle yapraklarını dökmekte, gövdelerini kaybetmekteler. Uzun ömür olarak hayal edebildikleri ise kavaktır. Ne diyelim, Üstat N. Fazıl?ın ifadesiyle, bu zatlar, ?Kendi küçüklükleri içerisinde büyüklük kavramını unutmuşlar.? Halbuki ağaçtan uzun ömür biçilecekse, bu asla kavak olmayıp, uzun ömrün Divan Edebiyatı literatürü ile maznunu çınardır.
ali can karataş @ 03.06.2009 12:26:25