Dostluğa yönelelim
Galip Boztoprak
Yaşı kemale ermiş, ununu elemiş eleğini asmış insanlar, bizim zamanımızda böyle miydi diyerek söze başlayıp gençlik günlerini yad ederek sözü günümüze getirip şikâyetlerini sıralarlar. Bu davranış biçimi tabii bir olgu gibi kabul edilse bile temelde çok önemli bir yanlışlığı da ortaya koyar. Bugünden şikâyetçi olanların, geçmişi ballandıra, ballandıra anlatıp kendilerini sütten çıkmış ak kaşık gibi göstermeye çalışmaları en büyük yanlışları. Bugün gelinen noktada sanki kendilerinin hiç kusuru, kabahati, yanlışlığı ve ihmali yokmuş gibi tavır bozukluğu içindedirler.
Oysa nefs muhasebesi dediğimiz eylem ve erdemin gereği geçmişte yapılan yanlışlar peşinen kabullenilip yapılan bu yanlışlardan dolayı kayıplar ve kaybedilenler dile getirilerek genç nesle, aynı hataları tekrarlayarak kaybedilen ve kaybedilecek olanların üslubunca hatırlatılması ve anlatılması en doğru olan.
Devlet denen mahbube öylesine tılsımlı bir güce ve öylesine bir cazibe alanına sahip ki, cazibeye kapılanlar cazibe alanına girip, tılsımlı güce kendilerini kaptırıp kurtuluşa erdik zannıyla ateşin etrafında dönen kelebekler misali eninde sonunda yanıp tutuşup yok olmaya mahkûmdurlar. Zira devlet denilen mahbubenin cazibe alanına girilince hataya yer yoktur. Yapılan hatanın faturası anında kesilir ve bedeli de hemen tahsil edilir. Öyle ki çoğu zaman kesilen faturaların bedeli öylesine ağır, tahsilâtı da öylesine acımasız olur ki muhatabını iflah olmaz vaziyette yok edip bırakır.
Söylediğimiz yeni ve farklı bir şey değil; malumu ilam kabilinden bilinen bir gerçeği hatırlatmaktır sadece. Bunu herkes bildiği halde bilmezlikten gelerek kabahati başkasında arayıp kendini temize çıkarma çabası içindedirler. Suç ve kabahat nesebi gayri sahih bir olgu; kimse üzerine almaz. İkiyüzlülüğün kaynağı da bu kaçak ve kaçamak tavır bozukluğudur. Yalan burada başlar, yalancılık bu kaynaktan beslenir. Yalan mekanizması çalışınca da kişioğlu yakasını bundan kurtaramaz. İnkâr ve küfür, gerçeği gizleme, gerçeğin üzerini örtme, gerçeklerden kaçma, hakikatten uzaklaşma değil midir? Yalanın tabii hale geldiği bir dünyada erdem ve faziletten bahsedilemez. Zira her türlü güzellik yalanla perdelenir, üzeri örtülür.
İman, bir manada ikiyüzlülükten ve yalandan kurtulma eylemidir. İkiyüzlülüğün ve yalanın var olduğu yerde iman iklimi bozulur. İman ikliminin ikiyüzlülükle miyarı bozulunca yalan, dolan, aldatmaca ve bilumum şeytani eylemler güç ve kuvvet kazanır. Bozulan iman ikliminde doğru, dürüst, haktan yana tavır almalar hep zulüm ve baskıya muhatap olmuşlardır. Zulüm ve baskı olağanlaşınca erdemin ve faziletin değeri kalmaz. Erdemli ve faziletli olmak mumla aranır hale gelir. Günümüzde söz konusu bu ahvalin işaretleri bol miktarda çoğalmaya başladı. Bu durumun önüne geçmenin yegâne çaresi de dürüst insanların yılgınlığa düşmeden fazilet mücadelesini sürdürmeleridir. Dürüst insanlar fazilet mücadelesinden vazgeçtikleri takdirde meydan tufeylilere kalmış demektir.
Bugün dünü aratır oldu. "Selam verdim rüşvet değildür deyu almadı" darbı meseli günümüzde tek geçer akçe haline geldi. İnsanlar birbirine selam vermekte korkar hale geldiler. Kimse kimseye bir şey sormaya korkar oldu. Korku dağları beklerken ahtapot misali toplumun en ücra yerlerine kadar kol budak saldı. Eski dostlar yeni dostlar edindiler; dostlarını ve dostluklarını unuttular. Oysa ikbal merdivenlerini eski dostlarının ve dostluklarının desteğinde ve sayesinde tırmandıklarını kendileri de dünya âlem de bilir. Fani olan dünya ikbali ve saltanatının üç günlük dünyada varıp ulaşacağı yegâne menzil imamın kayığı. İmamın kayığına binince de alıp götüreceği üç beş karış kefen bezinden başka bir şey değil. Gün geçmez ki bir dostunu, bir tanıdığını musalla taşından omuzlayıp mezara kadar götürür de bir gün gelip kendisinin de aynı akıbete uğrayacağını hiç düşünmez. Dünya ahvalini hiç hatırdan çıkarmaz da ölümü hiç aklına getirmez.
Dost odur ki dostunu unutmaz, dostlukları hatırdan çıkarmaz, dünya gailesi uğruna dostuna arkasını dönmez. Geçmişten ders alınmadığı içindir ki tarih durmadan tekerrür ediyor. Geçmişten ders alınsaydı tarih hiç tekerrür mü ederdi? Geçmişin hatalarının üzerini örtmek değil, geçmişi sürekli hatırda tutarak geleceğin imarı için ders almak gerek. Geçmişle öğünmek yerine gelecekte övünülecek köklü eserler bırakma cehdi ve gayretini daima diri ve ayakta tutmalıyız. Geleceğin altın nesline övünülecek bir dünya ve ümran bırakmak biricik hedefimiz olmalıdır. Rehberimiz güzel ahlak olmalıdır; yalansız, dolansız bir dünya, unutulmayan dostlar ve dostluklar için.
Yazı Tarihi : 27 Mayıs 2009 Çarşamba
Bu yazı 20 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar