Milli Eğitim Bakanlığındaki ‘Bakan' değişimini yorumlarken Nimet Çubukçu hakkında oldukça olumlu laflar etmiştik.
Tanıdığımız için değildi. Ama Hüseyin Çelik'i tanıyor, öyle birisinin bir daha gelmeyeceğini, gelemeyeceğini biliyorduk.
Nitekim yeni Bakan farkını fark ettirdi.
Malumunuz bu ülkenin koskoca milli eğitim organizasyonu, bir yönetici atama yönetmeliği olmadığı için 6 yıldır vekaleten yönetiliyordu.
Bu muğlak durum Bakan Hüseyin Çelik ve yandaşlarının da işine geliyor, boş kadrolar üzerinde istedikleri gibi at oynatabiliyorlardı.
Bunun içindir ki şöyle adam gibi bir yönetici atama yönetmeliği çıkarmak yerine, yargıdan döneceği kesin yönetmelikler çıkarıp günü kurtarmayı yeğlediler.
Her iptal sonrası timsah gözyaşları döken Hüseyin Çelik, iptal gerekçeleri üzerinde kafa yorup, nerede hata yaptıklarını araştıracağına, iptal davası açan sendikaları ve iptal kararı veren yargıyı eleştiriyordu.
Çok sıkıştığı zamanlarda da hinlik yapıp ‘yönetmeliği birlikte çıkarıyoruz, üzerinde anlaşıyoruz ama çıkar çıkmaz mahkemeye koşuyorlar' cinsi sözlerle sendikaları eleştiriyor, yalan söylüyordu.
Yalan söylüyordu çünkü bugüne kadar hiçbir yönetmelik üzerinde mutabakata varılmamıştı.
Hüseyin Çelik taslağını sendikalara gönderiyor, sendikalar ya görüşlerini ya da alternatif taslaklarını sunuyorlar ve Hüseyin Çelik yine kafasına göre davranıp, sıkıştığı yerde de yalandan medet umabiliyordu.
Şimdi işler değişti. E bakan değişti çünkü…
Nimet Çubukçu, göreve başlamasının hemen akabinde Danıştay kararıyla durdurulan yönetici atama yönetmeliği ile ilgili acil zirve toplantısı yaptı.
Aralarında il eski milli eğitim müdürümüz Aziz Ersoy'un da bulunduğu 7 il milli eğitim müdürü Bakanlığa çağırıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürü Necmettin Yalçın başkanlığında toplanarak yeni bir yönetici atama yönetmeliği taslağı oluşturarak yeni Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'ya sundular.
Nimet Çubukçu bu taslağı önümüzdeki hafta içinde tüm sendika yetkililerinin de davet edildiği bir toplantıda tartışmaya açacak.
Öyle dostlar alışverişte görsün babından değil, sendikalara sorulacak, fikirleri alınacak, görüşleri önemsenecek, boşluktan beslenen sendika ve iktidar nimetlerini yağma Hasan'ın böreği misali görenler de hukukun üstünlüğüne inanır ve hakkı üstün tutarlarsa, herkesin üzerinde mutabık kalmadığı demokratik bir yönetici atama yönetmeliğimiz olacak inşallah!
BİR DAHA GEL SAMSUN'DAN!
Süleyman Pekin'in tarihi geçmiş ama özü itibariyle anlamını hiç yitirmeyen iletisini paylaşalım;
19 Mayıs 1919'un Türkiye'si en çok 19 Mayıs 2009'un Irak'ına benzer. Emperyalizmin dişleri arasında Müslümanların kanlı cesetleri... Ve onun kürdanlığını yapan yerli işbirlikçiler…
15 Mayıs'ta İzmir'e Yunan palikaryası girdi diye başladı Milli Mücadelemiz. İlk kurşun ilk kıvılcımdı. Şimdi Ege ve Akdeniz sahilleri gayrimenkul sahibi ecnebilerle dolu. Son toprak satışları Rus ruleti.
Maraş'ta örtüye uzanan elin kırılma belgeselidir ‘Kahraman'lığa giden yol. Antep Kalesi'nde gâvur bayrağı asılı dururken geçici olarak durduruldu Cuma namazları. Urfa'nın ‘Şan'ıdır vatan ve namus mücadelesi. Urfa'dan 4-5 saat mesafede kavim–kardaş kırılıp dökülüyor. Halkımız ise kaplumbağa gibi kabuğuna çekiliyor.
Doğu Anadolu'da Ermeni, Karadeniz'de Rum çeteleri komşuluk hakkını ve bir arada yaşam hukukunu sokak ortasında kurşuna dizmişti; şimdi Ermenistan'a sınırın kapısı, Yunanistan'a Kıbrıs'ın tapusunu vermenin yollarında geziniyoruz.
Telgrafhanelerine, tersanelerine, kalelerine girilen; bağrı yanık Anadolu insanının ürünü daha tarlasındayken Duyûn-u Umûmiye'ye verilen kumpası bozmanın adıdır Kurtuluş Savaşı. Ya şimdi özelleştirmelerle kendi kurumlarınıza yine sizin davetinizle giriyorlarsa? Ya şimdi İMF'ye ekonominin dümenini yine sizinkiler veriyorlarsa?
Biz düşmanı denize niçin dökmüştük? Milli, dini ve iktisadi tam bağımsızlık değil miydi bizi hareket geçiren? Zulme karşı farz-ı ayın değil miydi sorumluluğumuz? Madem bu kadar gelin - güvey olacaktık o kadar şehit ve gaziyi niye verdik?
Kabil'in torunları Habil'in torunlarını son 3 asırda mat etti. Şeytan bile küresel zulüm imparatorluklarının şerrinden tekaüde ayrıldı. 20.yy'ın tek sürprizi Mustafa Kemal ve "Türk'ün Ateşle İmtihanı"dır. İmanı avuçta kor gibi taşıyanların bayrağı yere düşürmeme savaşıdır İstiklal Harbimiz.
Ahlaksız kapitalizm ahlakımızı ifsad edemesin ve dev köpek balıkları insanımızın kanına etini katık etmesinler diye savaştık yürekler boyu. Din-i mübin-i İslam muharref Hıristiyanlık ve İsrailiyyat arasında boğulmasın diye tüfek çattık kaşlarımızın yerine. Attığımız her mermi dünya milletlerinin topyekün kurtuluş şansıydı.
Şimdilerde magazin–maç trafiğinde başı dönen, televizyon kanalları ve internet siteleriyle hipnotize edilen ve cellâdına âşık mahkûm tipine indirgenen Türk Milleti, 90 yıl öncenin o muhteşem, o mübarek, o mütevazı, o mukavim milletidir. O günden beri ne, nasıl değişti?
19 Mayıs 1919 Türkiye'si en çok 2009 Irak'ına benziyor dedik ama sormadan edemeyeceğiz: Irak ne kadar Türkiye'dir, Türkiye ne kadar Irak'tır?
"Geçmişini bilmeyenler onu tekrar yaşamaya mahkûmdurlar
Yazı Tarihi : 27 Mayıs 2009 Çarşamba
Bu yazı 136 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
Sayın Avşar değerlendirmelirinizi zaman haklı çıkarıyor, ülkemizin dürüst görüşlere ihtiyacı var.Görüşlerinizi paylaşıyorum.
Turgay BULUT @ 27.05.2009 12:59:39