Türkiye'de Kaç İl Daha Cömertçe Ödüllendirilmiştir?
Seçimlerin bitişini takiben, 5 günlük kısa bir teşekkür turundan sonra hem biraz dinlenebilmek ve hem de 6 aydır ihmal ettiğim ailemle baş başa kalabilmek için, daha önce de 3 yıl görev yaptığım Almanya'ya gitmiştim.
Batı avrupa ülkeleri yüzölçümü olarak bize göre küçük olduklarından Almanya ile birlikte Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İsviçre, Fransa'yı da kolaylıkla ziyaret edebiliyor, tüm bu ülkeleri kısa zamanda gezebiliyorsunuz. Eeeee, böyle olunca insan kendisini daha çok yer görmekten ve gözlem yapmaktan alıkoyamıyor, hele bir de seçimlerden henüz çıkmışsanız…
İşte ben de sizlerle bu gözlemlerimi, bu yazımda genel olarak ve kısmetse haftaya da daha net örneklerle paylaşmak istiyorum. Yanlız baştan söyleyeyim, gözlemlerimi asla oralara bir hayranlık veya kendimize dair bir kompleksle değil, tersine daha iyilerine sahip olmak özlem, istek ve inancı ile paylaşıyorum.
Prof. Gordon Childe "Kendini Yaratan İnsan- İnsanın Çağlar Boyu Gelişimi" isimli eserinde, antropoloji açısından şu teoriyi savunuyor: İnsanlar neredeyse firavunlar döneminde beyin kapasitesi olarak tekamüllerini tamamlamışlardır.
Yani diyor ki, dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan insanların beyin kapasiteleri yüzyıllardan beri ortalama olarak birbirinin aynıdır.
Peki yetenek ve kapasitelerimiz aynıysa, o zaman neden, yüzyıllardır dünyayı yöneten, daha fazla söz sahibi olan batı medeniyeti oluyor?
Baksanıza bazı devletler politikayı yazıyor ve oynatıyor, bazıları oynuyor ve bazıları da sadece seyrediyor.
Yani bazıları "Yaşar", bazıları "Ne Yaşar Ne Yaşamaz". Yazar Jared M. Diamond da, "Pulitzer ödüllü" ve biz de TUBİTAK tarafından "Tüfek Mikrop ve Çelik" ismiyle Türkçeye kazandırılan kitabında, ülkeler arasındaki farkı yaratan temel faktörün "Coğrafi Üstünlük" olduğunu savunuyor.
İşte Allah'ın lütfu bir şansla, diğerlerine göre bu çok önemli üstünlüğe sahip olan ve inisiyatifi bir kere ele alan artık onu bırakmamak için elinden geleni yapıyor. İşi tesadüflere bırakmıyor.
Bunu da, saf olmayalım, öncelikle dünya halklarının değil, öncelikle kendi halkının huzur, mutluluk ve güvenliği, onların yaşamlarının insanlık onuru kriterlerine yakışan şekilde daha da iyileştirilmesi için yapıyor. Onların yönetici olarak seçtikleri kişiler de işin başına getirilince, kendilerini seçen halkı gerçekten işvereni ve patronu olarak görüyor, vazifesinin bu anlayışı ve bu düzeni korumak olduğunu biliyor.
Buralarda yaşanan hayat kalitesinden hiç bir ülkenin bir başka ülke için vazgeçebileceğine, ya da riske edebileceğine, yönetimlerinin insafa geleceğine inanmıyorum, zaten görseniz siz de inanmazsınız. Çünkü gördüm ki şu çok gündemde olan dünya ekonomik krizi, işte gerçekte bu ülkelere pek uğramamış, teğet geçmiş.
Mesela en basiti, burada insanların alışveriş alışkanlıklarında benim 7 yıl once ayrılırken gördüğümden farklı bir durum yok. Mağazalar, kafeteryalar, parklar, eğlence merkezleri dolu, insanların ellerindeki alışveriş çantaları da…
Işıl Özgentürk "Şanslı Kentler ve Tesadüfler" başlıklı bir Pazar yazısı kaleme almış ve şöyle başlıyor; "Ne yapalım ki, Türkiye'nin bazı kentleri şanslıdır. Doğanın ve tarihin bereketli eli onlara her şeyi cömertçe sunmuştur. Ancak içlerinden bazıları sahip oldukları bu bereketin uzun zaman farkında olamadılar…"
Peki biz Coğrafi Üstünlükten bahsederken Sakaryamızı hangi kefeye koyacağız? Türkiye'de kaç il böylesine kıymetli armağanlarla, Allah tarafından daha cömertçe ödüllendirilmiştir?
Türkiye'de kaç şehir Sakarya'dan daha şanslıdır?
Peki Sakaryamızın sahip olduğu Coğrafi Üstünlüğü ile, bugün yaşanabilir şehirler arasında 44. sırada konumlandırılmasını nasıl yorumlayacağız?
Bir de buna 17 millet zenginliğimizi ilave edin, gelişimde katalizör etkisi yaratması gereken bu beşeri zenginlikle harmanlayın…
Acaba biz mi bu olağanüstü şehre gereken şansı vermiyoruz, önünü biz mi kesiyoruz? Bence bize verilen armağanlar, Sakarya'nın her insanının insanlık onuruna daha yakışır bir yaşam seviyesine sahip olmasını garanti edecek değerdedir, tabi şayet biz tesadüflere bırakmazsak.
Batı Avrupa ülkelerini gezerken ister istemez şu soruyu kendinize sormadan edemiyorsunuz: "Bu insanlardan neyimiz eksik?
Aklımız değil, fikrimiz değil, cesaretimiz değil, insanlığımız değil, kaynaklarımız değil…"
Oralarda yaşayan ve bizden hiç de üstünlüğü olmadığına yürekten katıldığım, ancak sahip olduklarını en verimli şekilde değerlendiren o insanların temel felsefesi bence şu düşünce;
"İnsanlar iyi şeylere layiktir. İnsan her şeyin en iyisine layiktir, iyinin de iyisi vardır, insan için iyi kavramının bir sınırı yoktur." Baktım onlar iyiyi kendilerine fazla görmüyorlar. Kendileri ve çevreleri için iyi ve güzel olanı istiyor, hatta istemeyi de geçtik ısrarla ve cesaretle talep ediyorlar.
Bence biz de; iyi şeyleri bizlere layik görmeyenlere, bizleri iyi ve güzel olana yakıştırmayanlara, bizleri uyutanlara, geçiştirenlere, kendileri için hemen olsun isteyip de bizler için hep sonraya erteleyenlere hadlerini bildirelim, onları dikkate dahi almayalım.
Yoksa bu düzen böyle sürüp gidecek.
Demokratik sistemde de bunun yolu seçimlerdir. Her türlü seçimler: apartmanda, okulda, dernekçilikte, sendikacılıkta, kooperatifçilikte, particilikte, yerel yönetimlerde, ülke yönetiminde,
kısaca seçimin olduğu her yerde…
Artık lütfen; yetişmemizden, saygımızdan, terbiyemizden, iyi niyetimizden, her ne gerekçeden olursa olsun sesimiz cılız çıkmasın. Yoksa insanların bazıları ağzımızdan lokmayı almakta o kadar ustalar ki…
Bize sunulan bereketin ve cömertliğin farkında olalım, bunun hakkını verelim. Her şeyi; Sakarya halkının huzur, mutluluk ve güvenliği, yaşamlarının insanlık onuru kriterlerine yakışan şekilde daha da iyileştirilmesi için isteyelim. Unuttuğumuzda da hep şu soruyu kendimize soralım;
Türkiye'de kaç il böylesine kıymetli armağanlarla, Allah tarafından daha cömertçe ödüllendirilmiştir? Türkiye'de kaç şehir Sakarya'dan daha şanslıdır?
Haftaya, şehrimize yönelik daha net örnekler üzerinden konuşmak ve görüşmek umuduyla…
Yazı Tarihi : 24 Mayıs 2009 Pazar
Bu yazı 147 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar