Bu ‘fırsat' kelimesinin anlamı mı değişti yoksa bu ülkeyi yönetenlerle çıkarlarımız mı uyuşmuyor anlayamıyorum.
Küresel kriz için bizzat Başbakan; ‘Krizi fırsata dönüştüreceğiz' dedi, nasıl fırsatsa ve kime yaradıysa ekonomi felç…
Binlerce fabrika ya kapandı ya üretimi durdurdu, on binlerce insan işsiz kaldı.
Sonra Cumhurbaşkanımız diline doladı ‘fırsat' kelimesini durup dururken…
Ne olduysa birden 'Tarihi fırsat' adı altında kamuoyunu etkilemeye yönelik propagandalar eşliğinde Türk devletinin PKK'nın başındaki alçakla pazarlık yapması gerektiği konuşulmaya,
PKK'nın talepleri "açılım" adı altında sunulmaya başlandı.
Herkes yemedi tabi…
Cumhurbaşkanı ve ardındaki senfoni orkestrasının ‘Türkiye tarihi bir fırsat yakaladı, bu fırsatı kaçırmamalıyız' şarkısına ilk müdahale MHP'den geldi.
Gerçi onların şarkısı ‘herkes buna katkı yapmalı, MHP bunun önünde direnemez' nakaratıyla söylenmeye devam ediyor ama bu arada ‘bu kirli oyunu' yemeyenlerin sayısı da artmaya başladı.
Haliyle soruyor, sorguluyorlar;
"Sizin fırsat dediğiniz şey, en başta PKK'nın talebi olan koruculuğun kaldırılmasına çanak tutulması mı?
Yapay azınlıklar yaratılması mı?
Milli kimliğin tartışmaya açılması mı?
Eğitim dilinin çeşitlendirilmesi mi?
İmralı canisine kadar uzanacak PKK affına göz yumulması mı?
Barzani devletinin tanınması ve tek taraflı tavizlere kucak açılması mı?
Yeni anayasa maskesiyle üniter yapının ve milli kimliğin tahrip edilmesi mi?
Türkiye'nin bölünme senaryolarının demokratikleşme reçetesi olarak pazarlanmasına rıza gösterilmesi mi?
Federatif bir yapılanmanın sinsice yürürlüğe konulması mı?
Adı telaffuz edilmeye başlanan bir siyasi sınırın çekilmesi mi?
Bin yıllık kardeşlik hukukunun çiğnenmesi ve sosyal dokunun bozulmasına kayıtsız kalınması mı?
Türkiye'nin bir kardeş kavgasına sürüklenmesine göz yumulması mı?"
Doğrudur ortada bir ‘fırsat' var, sizin yarattığınız ve kimlere yarayacağı şimdiden belli olan bir fırsat!
Ama bu millet bu fırsatı o fırsatçıların başına geçirecektir yüce Allah'ın izniyle.
Nitekim oyunları bozuldu ki, tarihi fırsatı yakaladıklarını iddia eden Başbakan ve Cumhurbaşkanı milletin sesi konumundaki MHP'ye ‘çözümsüzlükten beslenme, ne yapılmalı ona söyle' babından çatmışlar.
İşte MHP'nin 19 Mayıs gibi anlamlı bir günde verdiği karşılığın özeti;
"Milliyetçi Hareketin bu konudaki son sözü ve duruşu bellidir:
Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi, milleti ve egemenlik unsurları ile tektir ve üniter bir devlettir.
Türk milleti tarihi ve kültürel kökleri itibariyle ayrılık kabul etmeyen bir bütündür.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu, istiklâl ve bağımsızlık mücadelemizin taçlandırılmasıdır.
Ay yıldızlı al bayrağımız bağımsızlığımızın, egemenliğimizin, birlik ve beraberliğimizin sembolüdür.
İstiklal Marşımız, bu onurlu mücadelenin kahramanlık destanıdır ve o günlerin mukaddes bir hatırasıdır.
Milli birlik ve bölünmez bütünlüğümüzün dayandığı temeller tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil ülküsüdür.
Başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe, bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak, milli marşımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve Anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır.
Türkiye Cumhuriyetinde birleştirici unsur millet bağı ve milli duygular temelinde oluşmuştur. Atatürk'ün "Ne Mutlu Türküm Diyene" vecizesi bu anlayışın tam bir ifadesidir.
Şayet çare arayışında ısrar edilecekse, küresel dayatmalara karşı aranacak "fırsat ve çözümler" Erbil'de, Vashington'da, Brüksel'de ve Erivan'da değil, aziz Atatürk'ün bundan doksan yıl önce gösterdiği yüksek uyanıklığın, stratejik hamlenin, derin şuurun, milli heyecanın ve ileri görüşün eseri olan Başkent Ankara merkezli milli ve üniter devletin yol haritasında aranmalıdır.
Şayet ortada bir fırsat varsa, bize göre bu fırsat, yıllardır milletimiz üzerinde yarım kalmış emellerini hayata geçirmek ve eksik kalanları tamamlamak için teslimiyetçi bir iktidar arayan mihrakların çekimine kapılmış Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetini karşılarında bulanların tarihi fırsatıdır.
Bizim fırsat ve çözüm diyerek ortaya atılan bulanık teklifler için uzlaşma ve diyalog zeminimiz ancak Cumhuriyetimizin temel değerlerine saygı, milletimizin kardeşlik hukukuna riayet ve Anayasamıza uygunluk çerçevesindedir.
Ülkemizin bekası için gösterdiğimiz sabır, sükûnet, duruş ve kararlılığı "siyaset icabı" zannederek göz ardı edenler, geçen yüzyılın başlarında milletimizi kurtaran ve devletimizi kuran tarihi misyonumuzu tıpkı dönemin işgalcileri gibi fark edememiş olanlardır."
Yazı Tarihi : 23 Mayıs 2009 Cumartesi
Bu yazı 114 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar