Sevinmiştik bir ara, vurgunlar durdu, ocaklar sönmüyor artık diye...
Bilmem ne oldu da alevleniverdi birden... Sokaklar, parklar kurşun yemiş insanlarla sarsılır oldu...
Son günlerde vuran vurana...
Nasıl böylesine silahlanır insan...
Hayret etmemek mümkün değil...
Bütün olup bitenleri etkisi olsa da bir nebze, tümüyle getirip krizle bağdaştırmak sanırım yanlış olur...
İnsan öldürmenin ilahi ve insanî boyutu ve cezası ele alınmadıktan ve mevcut yasalar caydırıcı olmadıktan gayrı vurgunların önüne geçmek zor olacağa benziyor.
Bu acımasız ortamda faillerin yakalanıp adalete teslim edilmesinden kaynaklanan teselli, yangın yerine dönmüş yüreklerin hararetini düşürüyor, bir derece de olsa...
Cinayet ve vurgunlar geldikçe gündeme böylesine bî-perva, "idamı" kaldıran anlayışa varıp saplanıyor düşünceler, ister istemez.
Kıydığı canın faturasını, hapis yerine canıyla ödeyecek olsa insan, tetiği çekerken hiç böyle rahat hareket edebilir mi?
Bu tür olayların failleri yapacağı vurgunun hesabını bir avukat kadar olmasa da, ona yakın bir şekilde tahmin edebiliyor.
Sadece ilimizde değil, ülkemizin her yerinde son haftalarda vurgun olaylarında hızlı bir tırmanış gözlenmektedir.
Bir insanı öldürmenin özellikle de haksız bir şekilde, tüm insanlığı oldürmek anlamına geldiğini gösteren çarpıcı uyarılara rağmen devam ediyorsa vurgunlar böylesine biteviye, burada durup düşünmek gerek...
Bunun önüne sadece kolluk kuvvetleriyle değil, eğitim, sevgi, hoşgörü, saygı ve toplumsal dayanışma ile geçilebilir, ancak...
Zira, bu doğrultudaki çılgınlık tek boyutlu olmaktan çıkmış çoktan...
Toplantı, panel ve açık oturumlarla halkı bilinçlendirmek, cuma hutbeleriyle işin manevi boyutunu sık sık dile getirmek artık kaçınılmaz hale gelmiştir.
Akyazı'da siyasetçi, bürokrat ve halk tarafından başlatılan girişim bu doğrultudaki zorlu merdivenin ilk basamağını oluşturması yönüyle sevindirici...
Yetkililerin halkla bütünleşerek verdikleri mesajlar kökü çok gerilere dayanan ilkel kan davaları ve buna bağlı cinayetlerin azalmasında önemli rol oynayacaktır.
Üzücü olayların altında bir anlık frenlenemez öfke yatar hiç kuşkusuz. Üst üste birikmiş öfkeler nefrete yol açar. Öfke insanı güçlü yapmaz. Bilinir ki ne silah, ne bilek kuvvetidir insanı güçlü kılan...
Öfkesini yenmesini bilen, sabır gösteren, Yaratılan'ı Yaradan'dan ötürü sevip, sayan kişidir en güçlü olan...
Bir toplum böyle güçlü bir altyapıyla esenliğe çıkar, ancak...
Cinayet işleyene, vurgun yapana sorulduğunda alınan cevap hep aynıdır; "Bir anlık öfkemin kurbanı oldum, pişmanım..."
Bakıldığında, bütün kötülüklerin anasıymış gibi dikilir karşımıza, öfke...
Bu tuzağa düşmemek için insanın kendisini frenlemesi kaçınılmaz...
Sabırlı, soğukkanlı ve bilgili kişilerin işi değildir insan öldürmek ve yaralamak.
Olayların hız kazanması aile yapısının da erozyona uğradığını gösteriyor. Zira, ahlaki zenginliğin temelini bu kurum oluşturur...
Teknoloji, iletişim ve tüketimin çılgınlığı istenmeyen olayları da getiriyor, ne yazık ki beraberinde...
Bakalım bu büyük beladan ülkemiz, ilimiz ve insanlarımız nasıl kurtulacak?
"Öfkesinin patronu" olmasını bilmeyen bir gençlikle geleceğe güvenle bakmak zor!
Ama, imkansız değil...
Yeter ki, bu doğrultuda etkili bir toplumsal proje ortaya konulabilsin
Yazı Tarihi : 22 Mayıs 2009 Cuma
Bu yazı 66 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar