Olgun SERT
olgunsert@hotmail.com
Türk tarihine baktığımızda askeri tarihimizle iç içe geçtiğini ve günümüze dek bu şekilde geldiğini görmekteyiz. Sivil ve askeri tarihimizin iç içe geçmiş olması çoğu zaman güç gösterilerine ve yönetim kargaşalarına neden olmuştur. Türk tarihindeki bu iki yapının birbirini yönetme uğraşıları zamanla erk çekişmelerine sebebiyet vermiştir. Bu çekişmeleri gerçek demokrasiye geçmeye çalıştığımız dönemlerde dahi görmüşüzdür. Bazen bu çekişmeler elinde silah olanın yönetime el koymasına kadar varmıştır.
Türk askeri düzeninin siyasi düzen ile iç içe geçmesinin Türk tarihinde önemli olumsuzlukları yanında hezimetle biten sonuçları olmuştur. Buna en güzel örnek Balkan savaşıdır. Balkan savaşına kadar gelinen süreçte asli görevleri orduyu savaşa hazır vaziyette bulundurmak, bunun için her türlü tedbirleri almak olan üst yönetimdeki zabitler; asli görevlerini yapmayıp siyasetle uğraşmaları nedeniyle derme çatma silahlarla Osmanlı'ya bayrak açan bir avuç çapulcu birliğine (Bulgarlar, Sırplar, Yunanlılar, Karadağlılar) yenilmişler, sayısız şehit ve yaralı verip binlerce askerimizi esir ettirmişlerdir.
Türklerin İslamiyet'i kabul edip, İslam'ı yaymaya başladığı dönemlerde asker ocağının adı peygamber ocağı olarak anılmıştır. Asker ocağının adının peygamber ocağı olarak anılmasının en büyük nedeni ise İslamiyet'i yayma sürecinde Türk askerinin üstlendiği rolün çok büyük olması, İslamiyet'e ve kutsal topraklara karşı yapılan saldırıları def etmesidir.
Cumhuriyet dönemi ile birlikte Anadolu'da kurulan genç Türk devletinin dışarıdan ve içeriden gelecek tehlikelere karşı korunup korunması için aziz milletimiz; imkânların kıt olduğu dönemlerde dahi Türk Silahlı Kuvvetlerine her türlü fedakârlığı yapmaktan geri durmamıştır. Asil milletimiz bu dönemde kendisi aç kalmış, açıkta kalmış, kıtlık ve zahmet çekmiş olmasına rağmen askerini hep korumuş, kollamış; ayakta ve sağlam tutmak için uğraş vermiştir.
Asil Türk milletinin; askerine karşı yapmış olduğu bu büyük fedakârlıkların karşılığında askerinden tek istediği, bayrağını, milletini, vatanını, devletini, namusunu, kutsal değerlerini koruması olmuştur. Asil Türk milleti bu isteğinin gereğini yapabilmesi içinse Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendisini geliştirmesini, teknolojik üstünlüğü yakalamasını, düşmana korku, dosta güven vermesini beklemiştir. Bunu beklerken de askerinin sadece ve sadece işini yapmasını, başka işlerle uğraşmamasını beklemiştir. Bu beklenti içerisine girmek onun en doğal hakkı olmuştur.
Ancak; gelinen noktaya baktığımızda, asil milletimizin askerinden beklentilerinin tamamen karşılanamadığını görebilmekteyiz. Askerimiz maalesef ağır ve hantal yapısını muhafaza etmektedir. Maalesef ikinci dünya savaşından kalma araç ve tankları kullanabilmektedir. TSK; ne yazık ki teknolojiyi üretememiş, teknolojik ihtiyaçlarının büyük çoğunluğu ithal ederek ikame etmeye çalışmıştır. Bu ithal etme anlayışı ile milletimizin dişinden tırnağından arttırıp devletine ödediği vergiler sağlıklı kullanılamamıştır. TSK'nın personel yapısı ne yazık ki nicelikli olma görünümünden kurtulamamıştır.
Tüm bunların yanında terör ve terörizmle mücadelede çok uzun yıllar geçmesine rağmen istenilen sonuç alınamamıştır. Bunun böyle olmasındaki büyük neden daha önceki yazılarımda da yazdığım gibi amiyane tabirle "doldur-boşalt" yönteminin uygulanması olmuştur. Başta Pkk terör örgütü ile yapılan mücadelede Genelkurmay Başkanlığının 1992 yılından bu yana uyguladığı ama artık hiçbir özelliği kalmayan "alan hâkimiyeti" stratejisindeki bu denli ısrarcılığı anlaşılamamaktadır. Alan hâkimiyeti sağlamak adına doğu ve güneydoğu bölgelerimize batı illerimizden binlerce asker gönderip alana yayarak bekletmek, onları sabit birer hedef haline getirmek; daha sonra sonbaharda Pkk terör örgütünün kış hazırlıkları için ülkemizi terk etmesini müteakip, gönderilen binlerce askeri tekrar geri çekmekle nasıl mücadele verilir anlamak mümkün olmamaktadır.
Pkk terör örgütünün silahlı eyleme başladığı 1984 yılından 1992 yılının sonlarına kadar mücadele maalesef sadece Jandarma'nın üzerinde bırakılmıştır. Bu dönemde Jandarma kıt imkânlarla ve yetersiz silah ve teçhizatlarıyla Pkk terör örgütü ile mücadele etmiş, önemli başarılar sağlamıştır. Jandarmanın bu başarısının altında yatan asıl neden, sabit durmak yerine istihbarat ağırlıklı, nokta vuruşlu operasyonları yapması olmuştur.
Son dönemlerde yine Pkk terör örgütü ile mücadelede yeni bir taktiksel arayış içerisine girilmiştir. Başta siyasi irade olmak üzere ortaya çeşitli düşünceler atılmakta, görüş ve öneriler sunulmaktadır. Bu görüş ve öneriler arasına Polis Özel Harekât birimleri de dâhil edilmektedir. Bu aşamada yıllarını terör ve terörizmle mücadeleyle geçirmiş ve bölgenin yapısını çok iyi bilen birisi olarak katkı anlamında bazı önerilerde bulunmayı bir vatan borcu olarak addetmekteyim.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu ağırlıklı olan terör ve terörizmle mücadelede asıl olan mücadele yönteminin doğru olmasıdır. Şu anki mücadele yöntemi yanlıştır. Öncelikle Genelkurmay Başkanlığının uyguladığı ve milyarlarca liralık masraftan başka bir işe yaramayan "alan hâkimiyeti" uygulamasına son verilmelidir.
Terörle mücadele etmek asimetrik mücadele demektir. Yani, teröristi yok etmek için düzenli ordu kullanmanın hiçbir anlamı bulunmamaktadır. Özellikle 1992–1994 yılları arasında Jandarma tarafından uygulanan yöntem gibi terörle mücadele birlikleri günlerce, haftalarca, aylarca dağlarda yatıp, dağlarda kalabilmelidir. Terörist görmediği ama her an her yerde karşısına çıkması muhtemel birliklere karşı çok zayıf durumdadır. Bunun yanında yine Jandarma Özel Harekât Timlerince uygulanan ve çok başarılı sonuçlar alınan bir yöntem olan, pkk gruplarına sızıp, baskın ve sabotaj eylemlerinin yapılması düşünülmelidir.
Türk milletinin ortak paydalarından birisi de dindir. Bölge insanı dine karşı oldukça duyarlı ve hassastır. Bu itibarla Pkk terör örgütü militanlarınca bölge halkına karşı yapılan bölücü ve yıkıcı propagandalara karşı doğruları anlatıp, bölge insanını olumsuz propagandaların etkisinden çıkarmak için yeni bir yapılanmaya girilmelidir.
Pkk terör örgütünün bölgede kullanmaya başladığı en büyük yapılardan birisi de aşiret sistemidir. Bölge insanının geneli mutlaka bir aşirete bağlıdır. Bölgedeki aşiretçi yapı töre anlayışına göre aşiret reisine oldukça geniş yetkiler verebilmektedir. Aşiret reisi, aşiretine bağlı herkesin tek söz sahibi durumunda bulunmaktadır. Diğer bir ifadeyle aşirete bağlı bireylerin özel arazisi veya mülkü bulunmamaktadır. Taşınmazların büyük çoğunluğu aşiret reisine aittir. Dolayısıyla aşiretin bireyleri aşiret reisine karşı birer maraba konumunda bulunmaktadır. Aşiret reisi binlerce dönüp arazisini üretime kapatarak devletten teşvik adı altında geri ödemesiz para alıp rant sağlamayı tercih etmekte, maraba olarak gördükleri vatandaşlara ise geçimini sağlayacak kadar imkân tanımaktadırlar. Bu yapıyı sonlandırıp, toprak reformu ile topraksızlara toprak vermek Pkk terör örgütünün belini kıracaktır. Zira Pkk terör örgütü bir kişi yerine kendi toprağını ekip biçen ve para kazanan binlerce insanı etkisi altına almaya çalışacaktır. Buna da imkân bulunmamaktadır.
Terörle mücadele edilmesi için Polis Özel Harekât Timlerinin kullanılması konusu gündemimizde yer almaya başlamıştır. Terörle mücadele Polis kullanmanın avantajları yanında önemli dezavantajları vardır. Polis Özel Harekât eğitimi alanlar genelde günübirlik ve şehir merkezlerinde anlık operasyonlar için kısa namlulu silah ağırlıklı eğitim almaktadırlar. Polis Özel Harekât Timlerini şu anki mevcut yapılarına ve eğitim seviyelerine göre günlerce, haftalarca dağlarda terörist takip ve tenkil harekâtında kullanmak çok zor gibi görünmektedir. Terörle mücadelede önemli olan teröristin var olduğu yerin veya bölgenin tespit edilmesidir. Teröristi bulduktan sonra en kolayı imha etme safhasıdır. Önemli olan bulmaktır. Bulmak içinse onların yaşadığı ortamlarda yaşamak, onların bulunduğu yerlerde onlar gibi hareket etmek gerekir.
Bir bölgede terörist unsurların var olduğuna dair duyum alındığında o bölgede her türlü hava şartlarında gerekirse günlerce kalıp, arama-tarama yapmak gerekmektedir. Arama yaparken de teröristlerin bulunması kuvvetle muhtemel olan yerlerin etrafından dolaşmak yerine üzerine gitmek gerekir. Terörist arama faaliyetlerinde bulunan görevlilerin yaşı, kiloları, çevikliği, durumdan vazife çıkarma yetenekleri, mevcut durum ve arazi şartlarına göre doğru inisiyatif kullanma yetenekleri, açlığa, susuzluğa, uykusuzluğa dayanma güçleri, şehit ve yaralı verilmesi durumunda eksilen tim mevcuduna rağmen asli görevini devam ettirebilme yetenekleri üst seviyede olmak zorundadır. Terörle mücadele etmek, gösteri ve tatbikat yapmaya benzememektedir. Polis Özel Harekât Timleri 1992–1994 dönemindeki gibi terörle mücadele edecekse faydadan çok zarar verecektir. Bu konunun çok iyi değerlendirilip planlanması gerekmektedir.
Terörle mücadelede asıl olan ve en önemli faktör, karşı istihbarattır. İstihbarat sayesinde terör eylemi yapılmadan önlemi alınabilmektedir. İstihbarat içinse halkın içerisinde, halk ile halk gibi yaşamak gerekmektedir. Bu çalışmaları çok iyi yapan ve etkinliği maalesef oldukça azaltılan Jandarma İstihbarat sistemi etkin hale getirilmelidir. Bunun içinse gerekli olan Jandarma İstihbarat Teşkilatı Kanununun biran önce yasalaşması gerekmektedir.
Terörle mücadelede bir diğer önemli faktör ise mücadelenin artık tek elden yürütülmesidir. Mevcut sisteme göre teröre müzahir bölgelerde çok başlılık ve sistemsizlikler bulunmaktadır. En başta Kara Kuvvetlerinin araziye serpiştirilen ve birer duran hedef haline getirilen bütün birlikleri kışlalarına çekilmelidir. Taktik Alay Komutanlıkları artık etkisiz halde kaldıklarından lağv edilmelidir. Terörle mücadele için İl Valilikleri başkanlığında kurulacak "Harekât Merkezleri" ile "İstihbarat Değerlendirme Merkezleri" sayesinde özellikle sorumluluk bölgesi aranmaksızın Polis-Jandarma-MİT ağırlıklı müşterek operasyonlar planlanmalıdır.
Konu hakkında daha çok yazılacak, söylenecek şeyler var ama fazla uzatmadan şimdilik kısa tutmakta fayda var. Terörle mücadelede artık yeni bir döneme giriyoruz. Bu yeni dönemde Pkk terör örgütü kendi üzerindeki yoğunluğu dağıtmak, kuvvet kaydırmalarını sağlamak için özellikle Sivas-Erzincan-Tokat-Giresun-Ordu-Gümüşhane-Erzurum ve Bayburt illerinde başta yol kesme, adam kaçırma, şantiye ve okul yakma gibi eylemlere girişmeleri muhtemel gözükmektedir.
Terörle mücadele balık ve su misali gibidir. Balığın suyunu keserseniz yaşayamaz. Terörle mücadele esnasında şehit olan kahramanlarımıza Allahtan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Sağlıcakla kalınız…
Yazı Tarihi : 13 Ağustos 2011 Cumartesi
Bu yazı 847 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
Uzun ve eski bakış açısı ile yazılmış sıradan bir yazı.Olaylara ve çözüm önerilerine daha geniş bakmak lazım.Onlar denendi olmadı.Başka..Başka..
cemalettin @ 26.01.2012 12:07:11
sayın iskender biz akrabayız ben veysel saka yım sen iskendersen bağımız kültürümüz var demektir saygılarımla v.saka
veyselsaka @ 22.09.2011 14:39:48
türk tarihi=din+vatan+millet
bu üç ana unsurdan oluşur şunda bizde hangisi var? hangisi yok?
tarih boyunca düşmanlar hemen hemen bütün şavaşlarda bizden üstün idi nasıl zafer kazandık ulubatlı hasana surlara bayrağı hangi güç diktirdi
barbaros hayrettin paşa neden fetih suresini bayrağa yazdırıp gemisine neden astırdı? mohaçta nasıl zafer kazanıldı neydi bunu bize yaptıran güç?
firedinin kabusu @ 28.08.2011 19:23:42
bu yazıyı belliki güncel medyadan fikirler alarak kes kopyala yapıştır yapmışsınız
polis özel harekat birimlerinin başka sıkıntı ve eksiklikleri var, bunları sizin bilmeniz mümkün değil, ama örnek vereyim hadi!
1-) askerlik yapmamış genç polisleri özel harekatçı yapmak, eski özel harekatçılara komple çeteci yaftası yapıştırmak
2-) nam olsun şanım yürüsün,diye özel harekatçı olmak isteyenler, kadronun bezdirmişliğinden dolayı kadrodan kaçarak özel harekata geçenler
herkes uzmanlığında konuşmalı
siz hiç dağda yürümenin ne olduğunu biliyormusunuz?
bence köşe yazısı yazmak için yazmayın
saygılar
cenk duman @ 20.08.2011 04:37:45