"EDEB" HADDİNİ BİLMEKTİR!.

Bilal Maruf Şimay

Bilal Maruf Şimay
EMİRSULTAN MEKTUBU
Bilal Maruf Şimay parlakay@msn.com

"EDEB" HADDİNİ BİLMEKTİR!.
Lokman Hekim'e sordular:
"-Edebi kimden öğrendin?"
Lokman Hekim cevap verdi:
"-Edepsizlerden öğrendim. Şöyle ki, onlar insanların hoşuna gitmeyecek bir şey yaptıklarında ben onlar gibi yapmamaya çalıştım."
* * *
"Akıllı insan, şaka yollu söylenen sözlerden de kendisine hisse çıkartır. Ahmak ve câhiller ise, kendilerine en güzel ve hikmetli nasihatler verilse bile oralı olmaz, ciddiye alıp kendini düzeltmez. Bu sözler onun kulağına masal gibi gelir.
"Edep Yâ Hû" edebe, ahlaka davettir. Aynı zamanda bir ikazdır. Ama bu uyarı edepsiz kimseye değil, edebi bilen kişiyedir. Çünkü ‘ya hu!' hitabı ‘Hu'ya aşina olana yapılır. O'nu bilen O'nun edebini bilir. O'nu yani Hu'yu bilmeyen edebi nasıl bilsin ki edebe davet edilebilsin? Yani şöyle denilmek istenir: "Ey edebi bilen kardeşim! Maruz kaldığın bu saygısızlık seni edepsize karşı edepsizce harekete sevk etmesin. Edeple karşılık ver. Edebi senden öğrensinler."
ilim meclislerinde aradım kıldım talep,
ilim geride kaldı illa edep illa edep. Yunus Emre(k.s.)
Hz. Mevlânâ Mesnevi'de Cenâb-ı Allah Hz.Muhammedi ve onun varisleri olan büyük velileri de bu aleme ilahi rahmet olarak gönderdi diye buyurmuştur. Tüm evrene ilahi bir rahmet olan kimi bu rahmetin dışında görebilirdi ki; Çünkü, Yüce Mevlânâ,'nın sınırsız insan sevgisinde ve hoş görüsündeki temel esaslardan biriside; Müslümanlığın üzerinde hassasiyetle durduğu " İnsan yaratılmışların en şereflisidir" âyet-i kerimesinin tecellisidir. Ehlullah yani Allah ehli bu şerefin şuuruyla insanların tümünü kucaklamışlardır. Yaratılmışları âşık oldukları yaratandan dolayı, herhangi bir nefs mücadelesine girmeden hoş görüp sevmişlerdir. İnsanda ayıptan başka bir şey görmeyene binlerce ayıplar olsun diyen Hz.Mevlânâ yaratılmışlarda ayıp kusur aramak, başkalarıyla uğraşmak yerine, mümin müminin aynasıdır hadis-i şerifi gereğince onları ayna kabul ederek kendi eksiğini görüp, kendini düzeltme yoluna gitmiştir.Mesnevi de hiç kimseye kafir deme herkeste onun ilahi emaneti var, insanların son nefesini nasıl vereceğini sen bilemezsin diye buyurmuştur. Manevi büyüklerimiz: Terk edemediğin bir günah için ağlayıp sızlayıp kendini aciz görüp gece gündüz Allah'a yalvarıp yakarman; Terk ettiğin bir günaha sevinip kendine bir paye çıkarmandan daha hayırlıdır diye buyurmuşlardır.Hz.Mevlânâ bu düşünce içerisinde Mesnevide şöyle demiştir: Herkes önce kendi ayıp ve kusurunu görseydi onu düzeltmeğe uğraşmaz mı idi. Fakat halk kendinden gafildir. Bu yüzdendir ki; kendi ayıplarını görmezler de hep başkalarının eksiklerini görürler onları söyler dururlar. İnsanlarda ayıp kusur görmenin insanı nasıl telafisi mümkün olmayan hallere sürüklediğini de yine Mesnevide uzun uzun anlatmıştır.
DÖRT HİNTLİNİN NAMAZI
Dört Hintli Müslüman bir mescide namaza girdiler. İbadet etmek için rukûa vardılar, secde ettiler.Her biri niyet etti tekbir getirdi, kendi noksanların, hatalarının idrâki içinde, hulus ile candan yakararak namaza başladılar.Bu sırada mescidin müezzini geldi. Namaz kılan Hintlilerden biri, kendisinin namazda olduğunu unutarak; "Ey müezzin" dedi " Ezanı okudun mu ? Yoksa daha vakit var mı ? Öbür Hintli namaz içinde olduğu halde, sus be kardeşim; söz söyledin namazın bozuldu, diye söylendi.Üçüncü Hintli ikincisine: Be kardeşim dedi. Ona ne kusur buluyorsun ? sende namazda söz söyledin sen kendine bak sen öğüdü kendine ver.Dördüncüsü de Allah'a hamd olsun ki, üçünüz gibi ben kuyuya düşmedim, yani bende sizin gibi namazda konuşarak namazımı bozmadım dedi.Böylece dördününde namazı bozuldu. Şunun bunun hatasını ayıbını görüp söyleyenler, ayıplı kusurlu kişilerden daha çok hatalara düşerler yol kaybeder sapıklığa düşerler. Bir kimse birisinin ayıbını kusurunu görüp söylese o kusuru kendisi satın almış olur. Dört Hintli Müslüman bir mescide namaza girdiler. İbadet etmek için rukûa vardılar, secde ettiler.Her biri niyet etti tekbir getirdi, kendi noksanların, hatalarının idrâki içinde, hulus ile candan yakararak namaza başladılar. Bu beyitlerden anlaşıldığı üzere namaza duran bu kişiler hepten de cahil insanlar değiller kendi noksanlarının farkında olarak namaz duruyorlar. Bu bir kemal işaretidir. Buna rağmen namazda birbirlerinin hatasını görüp konuşabiliyorlar. Lütfen ufkumuzu geniş tutalım Namazı sadece camide veya evlerimizde seccade üzerinde kıldığımız beş vakit namaz olarak algılamayalım. Namaz'da insan kendini Allah'ın huzurunda kabul eder. Diyelim ki namazda selam verdik seccadeyi topladık. Artık Allah'ın huzurunda değimliyiz.Gerçekte insanın sokakta, işte, hayatın her anında, Allah'ın huzurunda olduğunu unutmaması gerekmektedir. Burada sözü edilen dört kişi aslında hayatın içindeyken birilerinin eksiğini kusurunu görmüş bunu söyleyince de kendiside aynı hataya düşmüştür. Dikkat ederseniz dördüncüsünde sadece şükür vardır. O sadece şükrediyor Ya Rabbi çok şükür ben konuşmadım diyor. Onun bu şükrü dahi namazının bozulmasına neden oluyor bu da az evvel arz etmeye çalıştığım Camide vaaz veren vaizin halini anlatıyor.
EDEB BİR TAC İMİŞ NUR-İ HUDADAN
GİY O TACI EMİN OL HER BELADAN --A.Mahmud Hüdai(k.s)
"Edeb" haddini bilmektir!. "Edeb" hakkını vermektir! Her şeye karşı, olması gereken bir edeb vardır.. Edeb, ayağını altına alıp da oturmak, elini önüne bağlamak değildir! Edep; düşünsel boyutta,varlığı ve haddini bilmektir! Ancak ilim sahipleri haddini bilir; edebini takınır. Câhilin bildiği edep ise, elini önüne bağlamaktır. Allah'ın sonsuz ve sınırsız varlığını idrâk eden insanın fark edeceği şey, Evrendeki HİÇLİĞİDİR! Hakikatin edebi, hakikate sadâkattir.Ayrıca bir kimse birinin ayıbını kusurunu görüp onu da söylese o kusuru kendisi satın alır diyordu arz edilen beyitlerde. Yine Mesnevi de anlatılan o dört kişi buna en güzel örnek bir birlerini uyarmak isterken kendileri de aynı hataya düştüler.Şöyle bir soru akla gelebilir: birinin hatasını gördük ne yapalım söylemeyelim de o hatayı yapmaya devam mı etsin ? Hayır efendim elbette söyleyeceğiz; elbette o yanlışı düzeltmek için bir gayretimiz, bir çabamız olacak bu konu yanlış anlaşılmasın.
Hz.Mevlânâ aynı zamanda ZALİMLERİ AFFETMEK MAZLUMLARA ZULMETMEKTİR diye buyurmuştur. Ne kadar önemli bir sözdür lütfen dikkat buyurunuz. Hoş görünün de bir bakış açısı, bir sınırı, bir adap ve erkanı vardır. Allah'ın hoş görmediğini, Peygamberin kabul etmediğini; Kul ne hakla hoş görür kabul eder olur mu böyle şey.
Kişi kendi nefsine ağır geleni affetmek hoş görmekle mükellef olabilir ama sorun toplumsal ise; herkesi ilgilendiriyorsa durum başkadır.Konumuzla alakalı olarak bakınız ne buyuruyor Hz.Mevlânâ: bütün vücudun zehirlenmesini önlemek için yılanın ısırdığı parmağı kes at. Sen kesilen tek parmağı değil. Bu parmakla bütün bedenin zehirlenip helak olacağını düşün ona göre hareket et. Hz.Ali Efendimiz yüzüne tüküreni affetmiştir ama gerektiğinde de ZÜLFİKARI' da elden bırakmamıştırAnlatılmak istenen; Birinde yanlış hata gördüğümüz zaman maksat onları ayıplamamak, küçümsememek, aşağılamamak, onu rencide edecek şekilde hatasını yüzüne vurmamak veya sağda solda dedikodusunu yapmamak. Hepinizin bildiği bir meseldir abdest almayı bilmeyen bir kişiye Hasan Hüseyin efendimizin abdest almayı göstermesi bizler için ne güzel bir örnektir bu. Elbette insani bir vasıfla onu kırmadan incitmeden en zarif bir biçimde yanlışını düzeltmeye çalışmamamız en büyük insani görevimizdir.
Bunun en güzeli de, dil ile değil hâl ile yol göstermektir. Bir tasavvuf büyüğümüz gül yağı satıyorsan pazarcı gibi bağırmana gerek yok, bir parça sür o gül kokusuna insanların kendisi gelir bu ne hoş bir koku diye kendileri talip olurlar o kokuya derdi. Maksat gül yağını başkalarına satmaya çalışmadan önce biraz kendimizin de gül kokması.
Gül koksun günlerimiz gül koksun yuvalarınız gül kokulu olsun yarınlarınız ; en kalbi duygularımla BİZLERİ YARATAN YÜCE ALLAH'TAN İKİ CİHAN SAADETİ DİLERİM.



Yazı Tarihi : 15 Temmuz 2011 Cuma
Bu yazı 89 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-