Olgun SERT
olgunsert@hotmail.com
12 Haziran'da milletvekili genel seçimleri yapıldı. Seçim sonuçları ülkemize, milletimize hayırlı olsun. Bu seçimlerde çok değişik yorumlanabilecek sonuçlar ortaya çıktı. Çıkan sonuçları analiz eden siyaset bilimcilerinin, siyasi manevra ağırlıklı değerlendirmelerinden ziyade; kamuoyunun anlayacağı ve bilmesi gereken prensibinden hareketle yapılması gereken değerlendirmeleri yapmakta fayda olduğunu değerlendiriyorum. Bu bakış açısı doğrultusunda bilinmesi gerekenlere kısaca bakalım:
Milletvekili genel seçimleri öncesinde Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından aday adaylarının incelenmesi sürecinde çoğunlukla adı barış ve demokrasi olan bir partinin desteklediği bağımsız adaylardan adı terör ve terörist eylemlere karışmış olanlar hakkında verdiği seçime girme yasağına tanık olduk. YSK bu yasağı verdikten hemen sonra başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki bazı merkezlerde tepki anlamında başlatılan şiddet eylemleri sonrasında YSK tarihinde hiç görülmedik bir manevra yaparak verdiği kararı değiştirerek yasakları kaldırdı. Kaldırılan yasaklar ile bölücülük düşüncesinde olan bazı kötü niyetliler şiddet ve cebir uygulayarak zafer kazanılabileceğini anladılar.
YSK verdiği yasağın kesin ve değişmesi imkânsız halde iken geçerliliğini ortadan kaldırınca, bu durumdan cesaret alan bazı teröre müzahir çevreler; yeni oluşumlara girerek yapacakları eylemlerin sinyallerini vermeye başladılar. Bu oluşumlardan en dikkat çekici olanı, merkezi Diyarbakır'da bulunan ve Türkiye Cumhuriyetine alternatif yönetim anlayışında olduğunu çekinmeden ve sıkılmadan deklare eden ve PKK terör örgütünün sivil kanadının önemli bir yapılanması olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) tarafından yapılan çalışmalar oldu. DTK; yapılacak seçimlerin kendileri için Kürt Bağımsızlık mücadelesi olduğunu ve kendi geleceklerini tayin etme referandumu olarak gördüklerini söyledi.
Yapılan seçimler sonucunda YSK tarafından önce veto edilen daha sonra vetoları kaldırılan bağımsız milletvekili adaylarından BDP'nin desteklediği isimlerin çoğunluğu seçimi kazandıktan sonra ilginç bir gelişme oldu. BDP'nin desteklediği bağımsız adaylardan Hatip Dicle'nin cezası Yargıtay tarafından onanınca YSK bu sefer aldığı karar doğrultusunda terör suçlarından ceza aldığı gerekçesi ile Hatip Dicle'nin seçilmiş milletvekili halini yok sayan bir karar aldı. Bu karar sonrasında olanlar yine olmaya başladı. DTK hemen açıklamalar ve yönlendirmeler yaparak Hatip Dicle hakkında verilen kararın kaldırılmasını istedi. Bu isteğinin yerine getirilmemesi halinde yine şiddet olaylarının meydana geleceğine gönderme yaptı. Bununla da yetinmeyip, kendi desteklediği milletvekillerinin meclise girmeyeceğini açıkladı.
Konuyu özetlersek aslında yapılmak istenen çok açık ve net olarak ortadadır. BDP ve DTK yaptığı bu hamleler ile liderleri olan Abdullah Öcalan'a milletvekili seçilebilme yoluyla cezaevinden çıkması için uğraş vermektedir. YSK ise terör ve terör suçlarını bahane göstererek Abdullah Öcalan'ın milletvekili olabilme yolunun kapanmasına gayret göstermektedir.
Manzaraya baktığımızda BDP ve DTK yöneticileri kafalarının arkasında bulunan planları masanın üzerine koyabilmek için bir bahane peşindeydiler ve o bahanede kendiliğinden önlerine gelmiş oldu. BDP ve DTK kendilerini Kürt'lerin sivil temsilcisi olarak gördüklerinden Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da meydana gelen halk ayaklanmaları gibi dış devletlerin desteğini de alarak bağımsızlık elde edip edemeyeceklerinin hesabını yapmaktadırlar. Kendilerince bağımsız olarak seçilmiş olan milletvekilleri üzerinden dünya tribünlerine oynayarak Türkiye Cumhuriyetinden ayrı bir otorite oluşturmayı planlamaktadırlar. Bu sayede sözüm ona Libya'da oluşan rejim muhalifleri gibi bir yapılanma kurup dünya devletlerince tanınabilmeyi amaçlamaktadırlar.
Ama bu planlarında da sukutu hayale gark olacaklarını hiç hesaba katmamaktadırlar. Zira Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerindeki halk ayaklanmaları "Monarşiye karşı" yapılan ayaklanmalardır. Oralarda demokrasi yoktur. Oralarda tek adam ve tek lider yönetimleri vardır. Bu yönetimlere karşı yapılan mücadeleler dünya kamuoyu tarafından desteklenebilecek yapıda olabilir; ama Türkiye'ye gelince işler değişiyor. Türkiye'de yapılacak her hareket demokrasiye ve huzura karşı yapılmış kanunsuz eylemler olarak dünya kamuoyunda karşılığını bulacaktır. Bundan da öteye Ortadoğu ve Kuzey Afrika üzerinde tüm dünya devletlerinin ortak çıkarları ve dengeleri vardır. Buradaki dengelerin bozulmasına hiç kimsenin tahammülü olmayacaktır.
Ayrıca Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da hiç bir şey Türkiye'ye karşı ve Türkiye'ye rağmen yapılamaz dönemine girilmiştir. Bu ortamı ve siyasi anlamda güçlü Türkiye'yi yaratan ve çok iyi bir devlet politikası uygulayan başta Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile onun bir nevi sekretaryalığını yapan Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu'nu kutlamadan geçmemek gerekir.
Yazı Tarihi : 23 Haziran 2011 Perşembe
Bu yazı 302 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar