Din Kültürü Ahlak Bilgisi dersi öğretmeni bir kardeşimizin siyasal ve sendikal manada kimlerin ırkçılık yaptığına dair bir yorumu;
Kişinin mensup olduğu milletini sevmesi tabii bir duygudur. Çünkü onların arasında doğmuş, gelişmiş ve birçok şeyi onların arasında öğrenmiştir. Irkçılığın ne zaman zararlı ve nereye kadar serbest olduğunun sınırları çizilmiştir.
İnançlı insanların milletini sevmesi yasak değil, zulümde ve haksızlıkta kavmine arka çıkması desteklemesi ve onu savunması kavmiyetçiliktir ve yasaktır.
"Ey Allah'ın resulü, kişinin soyunu-sopunu (kavmini) sevmesi kavmiyetçilik (asabiye) sayılır mı?'' diye soran sahabeye:
"Hayır, kişinin kavmine zulümde yardımcı olması kavmiyetçiliktir!'' buyurmuşlardır.
Hadiste geçen zülüm; hak yemek, eziyet, işkence ve baskı kullanmak, adaletsizlik yapmak, haddi aşmak, söz ve fiilde aşırı gitmek, herhangi bir şeyi kendi yerinden başka bir yere koymak anlamlarına gelir. Allah (c.c.) Kuran'ı Kerim'de önemle üzerinde durduğu bir konudur ve 300'e yakın yerde bu konuya değinilmiştir. Zülüm her alanda olabilir. Ama insanlık tarihindeki zülüm serüvenine baktığımızda daha çok dinî zulümlerin ve siyasî zulümlerin revaçta olduğu görülmektedir.
"Zulüm ve haksızlıkta kavmine yardıma kalkışan kişi, kuyuya düşmüş deveyi kuyruğundan tutup çıkarmaya çalışan gibidir.'' Yani zulümde kavmine yardımcı olanlar,kavimlerine hiçbir fayda sağlamazlar, kuyuya düşmesine de engel olamazlar.
İslam'da yasaklanan ırkçılık, cahiliye insanlarının, hak duygusu ve adalet bilincini yitirmiş kişilerin "kavmim her ne olursa olsun haklıdır'' diyerek zülüm ve haksızlıkta ısrar etmeleri ırkçılıktır.
İnsanlara dinî ve siyasî alanlarda baskı yapmak ırkçılıktır.
Hak ve adaletin gerçekleşmesine engel olmak ırkçılıktır.
Görev ve sorumluluklarını aşıp kendi çıkar ve menfaatini, halkının ve milletinin çıkarlarından üstün tutmak ırkçılıktır.
Atamalarda liyakat sahibi değil de sadakat(!) sahibini gözetmek ırkçılıktır.
Yandaşlarına bütün kapıları açıp mazlum milletinin haklarını arsız-dalkavuklara peşkeş çekmek ırkçılıktır.
Edep ve adap sınırlarını aşıp diğer gurup ve topluluklara öfke ve kin duymak ırkçılıktır.
"Ve sakın bir topluluğa duyduğunuz öfke sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun."(el-Maide,5/8)
İnsanların en hayırlı olanları ise hak ve adaleti gerçekleştirenler, haklarını arayanlardır. Milletini seven, onun menfaatlerini kendi menfaatlerinden üstün tutanlar, kötülüklere karşı milletini ve halkını savunan ve koruyanlardır. Çünkü öyle buyuruyor yüce peygamber: "Sizin en hayırlınız, günaha girmeksizin, kavim ve kabilesini savunandır"
TUZ ALIRKEN DİKKAT!!!
Ülkemizde şeker, pancardan imal edildiği gibi genleriyle oynanmış mısırdan da imal ediliyor. Bunun arkasında da bizim prenslerimiz(!) var malumunuz. Dolayısıyla şeker alırken üzerinde 'yüzde yüz pancardan imal edilmiştir' yazısını görmediğiniz şekeri almamanızda yarar var.
Aynı şey tuz için de geçerli, ben üzerinde kaya tuzundan imal edilmiştir ibaresini görmediğim tuzu almıyorum, kullanmıyorum.
Sebebine gelince;
Tuz Golü, Van Gölü'nden sonra ülkemizdeki ikinci büyük golüdür... Uzunluğu 80 km olan Tuz Gölü'nün genişliği 48 kilometreyi bulur... Geniş bir alanı kapsamasına karşılık çok sığ bir göldür... Dünyanın en tuzlu gollerinden biridir... Litresinde 329 gram gibi çok yüksek oranda tuz ihtiva etmektedir.. . Gölün bu özelliğini değerlendirerek tuz elde etmek amacıyla kıyılarında çok sayıda tuzla kurulmuştur.
Bu tuzlalardan elde edilen tuz Türkiye'nin gereksinimi olan tuzun büyük bölümünü karşılamaktadır.
Türkiye'nin oldukça kurak bir yerinde yer alması nedeni ile bu sığ bölgelerde çok yoğun bir şekilde buharlaşma görülür. Doğu kısmındaki körfez dışında tümüyle kuruyan Gölün tabanında, kalınlığı yer yer 30 cm'yi bulan mevsimlik bir tuz katmanı oluşmaktadır.. . Tuz Gölü'nün en derin yeri sadece 2 m'dir. Öteki kesimlerin derinliği sadece santimetrelerle ölçülebilmektedir.
Göle dökülen en önemli akarsular? Peçeneközu deresi' ile Melendiz çayı'dır. Coğrafya bilgileri aynen böyle diyor. Coğrafya bilgilerine girmemiş acı gerçek ise şudur:
Tuz Gölüne dökülen en büyük akarsu Konya'nın şehir kanalizasyonudur.
Çumra yönüne verilen kanalizasyon bu doğrultu üzerinden maalesef herhangi bir arıtmaya tabi tutulmadan doğrudan Tuz Gölü'ne akıtılmaktadır.
Bir milyonu gecen şehir nüfusunun sanayi artıklarını da taşıyan şehir kanalizasyonu bizlere iyotlu ya da iyotsuz tuz olarak geri dönmektedir.. .
Bu faciaya dur demek ve tuzun kokmasına fırsat vermemek için her sorumlu vatandaşın üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiği inancı ile bu mesajı ulaşabileceğimiz her kişiye gönderelim ve ilgilileri göreve davet edelim.
Yoksa hepimizin yemeğinde Konyalıların katkısı olmaya devam edecek!
Yrd. Doç. Dr. Mustafa Dur
Yazı Tarihi : 17 Mayıs 2009 Pazar
Bu yazı 135 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar