ÖLÜ KALPLERİN DOKTORU...

Bilal Maruf Şimay

Bilal Maruf Şimay
Zerreden kürreye bütün kâinât "Lâ ilâhe illallah" hakikatını isbat için varedilmiştir. Bütün insanlar ve cinler bunu anlamak için yaratılmıştır. "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zâriyât/56)âyeti, kulluktan önce imanı ve tevhidi istemektedir. Çünkü kulluğun temeli Allahu Teâlâ'yı tanımaktır. Bütün Peygamberler tevhidi yani Allahu Teala'nın varlığını, birliğini ve ibadet edilmeye layık tek ilah olduğunu öğretmek için gönderilmiştir. Bütün ilimlerin hedefi, âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah'ı tanımaktır. Buna "mârifetullah" denir. Bu ilmin ve marifetin meyvesi Allahu Teala'yı sevmektir. Buna da "muhabettullah" denir. İnsana verilen kalbin vazifesi Yüce Yaratıcıyı tanımak ve sevmektir. Göz, kulak, dil, akıl, vicdan gibi latifeler ve manevi cevherler de insanı bu hedefe ulaştırması için verilmiştir.
.Mevlana Halid Zülcenahayn (k.s): Mevlana Halid Zülcenahayn (k.s), mürşidi Abdullah Dehlevî (k.s) ile tanışmadan önce zahirî ilimlerde zirvede bulunuyor; Irak Süleymaniye'de müderrislik yapıyordu.
Esasen salih ve muttaki bir âlimdi. Farzları eda ve haramlardan kaçınma konusunda son derece titizdi. Kimseye el açmaz, elinde olanı ikramdan geri durmazdı. Almayı değil, vermeyi severdi.
Devlet adamlarına ve ehl-i dünyaya rağbet etmezdi. Cömertti, mertti. Ancak, içinde onca ilim ve amele rağmen bulamadığı bir şeyin yokluğunu hissediyordu.Kalbinin içi yanıyordu. Ebedî sevgiyi ve sevgiliyi arıyordu, ilimle bildiği gerçekleri gönül gözüyle müşahede etmek, inandığı hakikatlerin aynel yakîyn olarak zevkine ermek istiyordu.
Hicretin 1220. senesinde Ravzay-ı Mutahhara'ya gidip Allah Resulü'nü (s.a.v) ziyaret etme ateşi düştü içine; yola çıktı. Uzun süren bir yolculuktan sonra Medine-i Münevvere'ye vardı.
Büyük bir şevkle Rasûlullâh Efendimizi ziyaret etti. İlk ziyaretinde Efendimizin saadetli kabri başında durarak onu Farsça çok güzel bir kaside İle methetti.O sıralarda Mescid-i Nebeviye'de Yemenli salih bir zatla karşılaştı; ondaki edebe ve irfan nuruna hayran oldu. İlmini ve âlimliğini bir kenara bırakıp ona karşı tevazu gösterdi ve kendisini irşad etmesini istirham etti. O da Mevlana Halid'e birçok tavsiyede bulundu ve:"Buradan sonra Mekke-ı Mükerreme'ye gideceksin. Orada zahiren sana ters gelen hallere takılma, gördüğün şeylere karşı kötü zanna kapılma!" dedi.
Mevlana Halid (k.s) hacılarla Mekke-i Mükerreme'ye geldi. Yemenli zatın nasihatlerini hep aklında tutmaya çalışıyordu.
Bir Cuma günü erkence Mescid-i Haram'a gitti. Tavaf yapıp namazını Kıldıktan sonra Kâbe-i Muazzama'nın karşısına oturdu, "Delâilü'l-Hayrat" isimli salâvat kitabını okumaya başladı.
O esnada siyah sakallı uzun boylu derviş kıyafetli bir zat Mescidin içine girdi. Sırtı Kâbe'ye, yüzü Mevlana Halid'e dönük bir vaziyette oturdu.Mevlana Halid (k.s) içinden: "Bu adam edebe ters davranıyor; arkasını Kâbe'ye çevirmiş oturuyor" diye düşündü. O zat Mevlana Halid'e keskin bir şekilde baktı ve:
-Be adam! Sen Allah katında müminin kalbinin Kâbe'den daha üstün olduğunu bilmiyor musun? Yüzümü sana, arkamı Kâbe'ye çevirdim diye itiraz ediyorsun. Hem sen Medine'de yapılan nasihati ne çabuk unuttun! Deyince,
Mevlana Halid, o zatın Allah'ın veli kullarından birisi olduğunu anladı ve İradesi dışında hemen ayağa kalkıp ellerine sarıldı. Kendisini irşad etmesini, kalbindeki ateşi dindirmesini istedi. O zat sükûnetle:
"Senin irşadın bu diyarda değildir. Sana Hindistan tarafından bir işaret gelecek ve irşadın orada olacaktır," dedi.
Mevlana Halid (k.s) derdine derman olacak kimsenin Mekke ve Medine'de bulunmadığını anlayınca hac vazifelerini bitirip Şam'a döndü. Ders okutmaya devam etti. Dışı dersle meşgulken kalbi hep Hindistan tarafından gelecek manevî işareti bekliyordu.
Nihayet beklenen şahıs geldi. Bu zat. Abdullah Dehlevî Hazretlerinin önde gelen müridlerinden Mirza Rahimehullah Azim âbâdi idi.
Mevlana Halid kendisiyle görüştü, içindeki irşad olma, mürşid bulma arzusunu anlattı. Mirza (rah.) mürşidinin tam onun aradığı bir kimse olduğunu anlattı ve bir gün mürşidinden: ‘Bir zat gelecek; yanımızda aradığını bulacak, maksadına ulaşacak" şeklinde birsöz duyduğunu söyledi. Bu söz Mevlana Halid'e çok cezp edici geldi ve hemen hazırlanıp Hindistan'a doğru yola çıktı.Hindistan'a varması tam bir sene sürdü. Yolda çok cilveli haller yaşadı.Yolculuk hâlini şu manadaki şiirle dile getirirdi:
Maksuduma varana dek seveceğim zorlukları;
Aradığım uzaksa da, sabreden bulur onları.
Yol üzerindeki âlim ve şeyhlerle görüştü, onları ziyaret etti.Hindistan'a kırk konak kala mürşidinin manevî cezbe ve himmetleri kendisini sardı. Büyük arif Abdullah Dehlevî'nin (k.s) yaşadığı Cihanâbâd'a yaklaştıkça aşkı ve arzusu arttı. Nihayet beldeye ulaştı. Zamanının irşad kutbu Nakşibendî şeyhi Abdullah Dehlevî'ye (k.s) kavuştu. Hemen kendisine intisap edip irşad halkasına girdi ve manevi terbiyeye başladı.Bir yandan kalbini uyandıracak zikirlerle meşgul olurken, diğer yandan kendisine nefsinin kibrini kıracak hizmetler verildi.Tekkeye su taşıdı, tuvaletleri temizledi. Ne vazife ve hizmet verildi ise hiç çekinmeden yerine getirdi. Öyle bu aşka düştü ki önceki hâlini, yüksek seviyedeki ilmini, insanlar arasındaki itibarını unuttu. Kalbini ve nefsini mürşidinin önüne koydu. Onun yüksek nazarları altında beş ay içinde huzur ve müşahede ehli oldu.
Bir sene sonra mürşidi kendisine en üstün seviyede beş tarikatta (Nakşibendî, Kadiri, Sühreverdî, Kübrevî ve Çeştî tarikatlarında) halifelik icazeti verdi.Bir müddet sonra, mürşidinin izniyle Süleymaniye'ye geri döndü. Allah'ın izniyle, zamanın İrşad kutbu ve kalplerin doktoru oldu.Demek ki, bu yolda çile çekilmeden deva bulunmuyor, safa sürülmüyor. Cenab-ı Hakk'ın kanunu böyle; başka türlü olmuyor.Ariflerin kalbine emanet edilen bu ilahî aşk kitaplarda bulunmuyor. O aşk, içine akacak boş ve hoş kalp arıyor; kibirle kirlenmiş, gaflet ve dünya muhabbetiyle perdelenmiş kalbe girmiyor.
İmam Gazali (rah) o ilahî aşka ulaşmak ve gerçek hürriyete kavuşmak için, işini, ilmini ve vatanını terk edip tam on sene çile çekti, mücahede etti. Sonunda ilacını buldu, boş dertlerden kurtuldu.
İbrahim b. Ethem (k.s) o aşkın cezbesiyle tacı tahtı terk etti; şeyh kapısında odun taşımaya, su çekmeye, ekmek pişirmeye razı oldu. Sabretti, sonunda aradığını buldu, ızdıraptan kurtuldu.
Gavs-ı Bilvânisî Seyyid Abdülhakim el Hüseynî (k.s), ilmini ve seyyidliğini bir kenara koydu; gönül gözünü mürşidi Ahmedü'l-Haznevî Hz.lerinin kalbinde zuhur eden ilahî aşka ve nura dikti. Çünkü Yüce Ceddi Muhammed Mustafa'nın (s.a.v) irşad emaneti ondaydı. Onun için Türkiye'den Suriye'ye yaya gitti. Dikenli teller geçti. Ayaklan kanadı. Elbiseleri paralandı. Başı yaralandı. Onca çileden sonra, mürşidinin köyüne yaklaşınca oturdu ağladı: "Ben bu büyüklere layık değilim, onların yüzüne nasıl bakarım" diye gözyaşı akıttı.Yol arkadaşları koluna girip zorla mürşidin huzuruna çıkarttılar. Bu edep, saygı ve çileye sabır ona rahmet kapılarını açtı; Cenab-ı Hakk, onu zamanın irşad kutbu ve gavsı yaptı Niyet Hayır Olunca Akıbet de Hayır Olur.
Bir mürşide, salih bir insana ve rabbani bir âlime ziyarete giderken, güzel bir niyetle, kalbimizi açarak, onun güzel hâli ile hallenmek ve ondan bereketlenmek arzusuyla yola çıkmalıyız.
Aklımız, iyi şeyleri almak için kullanmalı, nefsimizi devre dışı bırakıp edep, korku ve ümit içinde Allah rızasını aramalıyız.
Yuce Rabbimiz Nefsimizi tanıyarak zatına kulluk ve ibâdet dolu bir hayat yaşayan sâlihlerden eylesin!..
Allahım bizi bize bırakma bir an bile.. Âmîn!..
Selam ve dua ile..



Yazı Tarihi : 10 Haziran 2011 Cuma
Bu yazı 222 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Yani ne Buhara'ya, ne Hindistan'a ne deSuriye'ye gitmek zorunda kalacağız.Bu allah'ın ne büyük bir lütfu. E dostlara dost olmak için bu kadarcık fedakarlık da yapalım değil mi? selamlar, saygılar.
soner @ 10.06.2011 14:19:38
Sohbette geçen İrşad Kutbu zamanın Gavsı S.Abdulhakim El-Hüseyni Hz, Ahmed'ül Haznevi (ks)hz.nden aldığı (manevî)malı mülkü Elhamdulillah Ülkemize getirdi ve insanlarımızın hizmetine sundu rabbimiz bizleri mahrum etmesin.Kendileri 1 Haziran 1972 yılında irtihal etmiş fakat irşad nuru halen Menzil'de devam etmektedir...Bu güzel yazıda da belirtildiği üzere; "bir mürşide, salih bir insana ve rabbani bir âlime ziyarete giderken, güzel bir niyetle, kalbimizi açarak, onun güzel hâli ile hallenmek ve ondan bereketlenmek arzusuyla yola çıkıp" ziyaret etmek üzere hazır vaziyyette bekleyelim çünki -ne kadar şükretsek azdır- "O zât" irşad kutbu gavs hz. Seyyid Abdulbakı Hz. yakında Adapazarı'na teşrfi edecekler.
soner @ 10.06.2011 14:16:54
Online Ziyaretçiler
-