‘Hayalden Yola Çıkıp Rüyâya Vardım'

Fahri Tuna

Fahri Tuna
Ercan Yılmaz, 'Âherli Zamanlar' ve 'İncire Yemin'den sonra üçüncü şiir kitabı 'Rüyâ Kasrı ile okuru selamladı. İstiâre Kuşları, Vera', Acemi Bahçe başlıklı üç bölümden oluşan kitap, Yılmaz'ın şiir yolculuğunda yeni bir aşamayı işaret ediyor. Şairin yaklaşımı ise daha lirik: "İbn Arabî'nin 'hayâl'inden yola çıktım; Gazzalî'nin 'rüyâ'sına vardım."

'Âherli Zamanlar' (2002) ve 'İncire Yemin'den (2007) sonra 'Rüyâ Kasrı' geçtiğimiz kasım ayında yayımlandı. Bu zaman içinde okurla aranda dilediğin bağın kurulduğunu söyleyebilir misin?

Bazı okurlarla bir yer altı ırmağı gibi, bazı okurlarla da âşikâr bir bağ kuruldu galiba. İlk kitabım Âherli Zamanlar'da 'varlıkla yokluk arasına, rüyadan/asma köprüler kurduğumuz' diye bir mısra var. O asma köprülerde kâh hayalî kah da ete kemiğe bürünmüş okurlarla buluşuyorum zaman zaman. Ama itiraf etmeliyim ki, bir okur olarak kendimle istediğime yakın bir bağ hatta ünsiyet kurduğumu söyleyebilirim ki bu durum bana bir hayli keyif veriyor.

"Dün gece rüyamda yokluğu gördüm" diyor Mevlânâ asırlar öncesinde. Rüyâ Kasrı'nda sen kimlerin ya da nelerin yokluğunu gösteriyorsun okuruna?

Benden öncekilerin 'rüyâ' gibi metinlerinden hareketle yazıldı bu şiirler; onların ilhamıyla. Ben, eğer becerebilirsem tabii, başta dünyanın yokluğunu göstermek istiyorum. Dünyada oluşumuza kim şehadet edebilir ki? Meselâ 'ben' diye birinin var olmadığını, vehimden ve hayâlden ibaret olduğumuzu rüyâ diliyle imâ etmeye çalışıyorum. Bazen 'kim kurtaracak beni var olmaktan' bazen de 'olmamaktan yoruldum' diyerek. Velhasıl İbn Arabî'nin 'hayâl'inden yola çıktım; Gazzalî'nin 'rüyâ'sına vardım ben!

Rüyâ Kasrı ne yapmaya çalışıyor diye sorsam...

Bir yandan kendi hâlimce, metaların insan varlığına hakim oluşuna karşı bir tavır geliştirmeye çalışıyorum. Öte yandan da Tanpınar gibi 'En uyanık bir gayret ve çalışma ile dilde rüya halini kurmak...' gibi bir gayretim var. Valery'nin 'büyü üretimi' olarak tanımladığı şiirin, bende 'rüyâ üretimi' olarak tezahür ettiğini söyleyebilirim.

İstiâre Kuşları, Vera', Acemi Bahçe adını verdiğin üç bölümden oluşuyor Rüya Kasrı. Daha çok yaz'ı çağrıştıran şiirler, rüyâ âlemine açılan kapıları yaz'ın odalarında, teraslarında mı karşıladın?

'Uçurum oteli'nde yazıldı Rüyâ Kasrı. 'Ben şiiri bir yaz gününden öğrendim' der Hilmi Yavuz. Ben de varlığımın halkalarını daima yaz günlerinde sayarım. Güneşin, yaz ikindilerinin, meselâ haziran sabahlarının, ağustosböceklerinin hayranıyım ben. Ya benim hayranlığımın suç ortakları?

'Yaz ve Arı ve Erguvân' şiirinde bazı imgeler, bazı şairleri çağrıştırıyor. Taş'ın Birhan Keskin'i, Nar'ın Haydar Ergülen'i, Erguvân'ın Hilmi Yavuz'u anımsattığı gibi. Bir şair geçtiği yollarda karşılaştığı şairlere aynı imgeleri tekrarlayarak mı selâm verir? İmgelerinizden biri de 'dil' mi?

Dil/söz ayrımından hareketle şiirin bir dil meselesi olduğuna ilişkin bir tavır var kitapta. Dil, bir imgeden ziyade şiirin yapıtaşı. Ben, bunu ustam Hilmi Yavuz'dan öğrendim. Yani güllerin şiirde sadece okunabileceğini. Gerisi metafizik boyut bana göre. Zaten metinlerarası yolculuk bende daima tinlerarası bir yolculuğa dönüşmüştür. Bachelard'ın 'anlık bir metafizik' olarak ifade ettiği tecrübeyi de göz ardı etmemek gerek.

Yeniyle değil de geçmişin sözcükleriyle yazılmış bir dil'i neden tercih ediyorsunuz şiirinizde?

Geçmişin kelimeleriyle yazmıyorum; yaşayan ya da yaşamasını istediğim bir dili tercih ediyorum. Divân şairlerinden el almaya çalışan birinin atmosfer kurma çabası diyebilirsin buna. Yani dolaşımdaki dilin ötesinde durmak. Bu, aynı zamanda varolan dile karınca kararınca bir tavır alıştır. Biraz vicdan meselesi yani.

Rüyâ varsa uyanmak, uyanınca bakılacak tabir kitapları vardır. Siz rüyâlarınızı neye yordunuz anlatırken?

Daha görülmeden tabir olunan rüyâların peşindeyim ben. Rüyâ Kasrı'nda varlığın bir rüyâ oluşuna imâ söz konusu. Bir yandan rüyâların hakikatin bir cüzü olduğuna inanan birinin kaleminden çıkmış şiirler olarak da bakılabilir. Ne diyordu Dostoyevski: 'İşte, olup olmuşu bu bir rüya, diye bana dudak büküyorlar. Hakikati rüyalar sayesinde görüyorsam, gerçekmiş, değilmiş, ne önemi var?'

'Şairlerin yaşamı yoktur. Şiirlerdeki yaşama yaşam diye bakarlar. Başka bir yaşam bilmezler' diyor bir söyleşisinde İlhan Berk. Ercan Yılmaz'ın şiiri yaşamıyla ne kadar örtüşüyor?

Şiir ile hayatı ne kadar ayrı tutmaya çalışırsam çalışayım, karşımda dil'in aynası, yalancılığımı her an yüzüme vuruyor. Beni hakikat medeniyetine yaklaştıran bir vasıta şiir. Belki de tüm çabam, şiirim gibi yaşadım diyebilmek için...

Rüyâ Kasrı'ndan sonra ne var yazı masanızda? Şiir dışında başka türde yazdıklarınızı okuyabilecek miyiz?

Şu sıralar, Trabzon'un meşhur Ganita'sı ile ilgili bir kitabı bitirmek üzereyim. Mekânın poetikasına ilişkin bir deneme çabası. Bir de her gün yeni şeyler eklediğim bir Ada Defteri var. Yeni şiirler içinse yaz'ı bekliyorum; İkbal gibi 'Allah'ım bana akıl verdin, divânelik de ver' diyerek...

(Söyleşi Serkan Türk, Zaman Pazar eki, 8.5.2011)



âherli zamanlar



Âherlenmiş zamanlardı, en dişi

aynalarda ebrûyken rumuz

varlıkla yokluk arasına, rüyadan,

asma köprüler kurduğumuz…



Sesinin ahşap sıcaklığındaydım,

yalnızca yedi renkten ibaretti sur

ve bir kulağı aşkla delinmiş

mevsimlerin küpesiydi yağmur.



Islanırdım, kokusu âmâ

her sahifende ve köprü dardı.

maviyle yeşildik, vahdet bulmuştuk;

âh yaşadığımız âherli zamanlardı!..



incire yemin



ağustos; bala düşen ölü

yıldızlar, kanı akıtılmamış

sunağında akşamın, tek kamış

için güze verdiğin gölü



hatırla! Yaprağımla örttüğümü

seni ve senin bir incir sütünün

kaymağı olan yokluğunu, o günün

hatırası çünkü bu yazın düğümü



kuru incir düşleri seviyorum

güneşe; adak mı şiirin narı

kendini arı sanıyor incirkuşları

işte yazlarla uçup gidiyor sorum



rüzgârın gagasındaki deliklerden

geçiyor zaman, bir ses ver

de çalayım sessizliği, uzaksan eğer

incire yemin ettiğim yerden





rüyâ kasrı

Hilmi Yavuz için…



olgun bir incirdi, düştü

redifli o gazel gibi

kim inceltti gâibi

belki akşamın sergüzeşti



hangi defterin tamâmı

var ki? gül, inşirâh

âh pamuk şeyhim, siyâh

güneş mi yoksa merâmı



gözün? iki iç badem

biri aşk ya diğeri

aşk mı olsun ederi

ne ölen ne uçan adam



yapar söz denen balı

Dil'in rüyâ kasrında

âh durur gibi kında

kalbimde Allah'ın eli







Ada'da Zaman

Çark



Çark Mesire'deyim; şimdiki zamanı yazmak için buradayım.. şimdi ve burada; -Varlık'ın tüm geniş ve balkıyan zamanlarını, Varoluş'a dönüştürsün diye Şimdi! bu yazda kıyamette. çınaraltı bir Ada burası… (dünya, ardındakiyle örtüşür mü?) ey ‘bengidönüş'e yazgılı Çark, gökyüzünden daha sarih bir benzetme edatı yok sessizliğin kutsal kitabında. varsın yalnızlığım el alsın ‘çenâr'dan, ‘olduğu gibi olan' her şeyden yoksun!..





Orhan Camii burada olmak



Orhan Camii.. 1323- 25'te ‘Orhan Gazi'nin buyruğu ile yaptırılmış' bir ara dönem mimarîsi, ara zaman… Ada'nın içinde Ada burası. Ada'nın göbeğinde.. Ada'da zamanın göbek taşı (belki de Zaman'ın göbek taşıdır Ada). Akşamın kurnaları ışıklarla doluyor. Borges'in dediği gibi ‘zaman taşarı olmayan bir satranç oynamakta avluda.' Buradayım işte; -burada- olmak'ı istediğim için…



Kahvehane



‘Göl Saatleri'ni okumalıyım, göl buğusunun terkisinde. Saatimi su rengine ayarlayıp, her daim yumuşak olan Ada toprağının içine almasını beklemeliyim zamanı. evet burası Ada; çırpındıkça batar zaman burada!.. ama önce kahvehane!



İlimbey köy



‘serpilen aydınlıkta dalların arasından / büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman.' (Tanpınar) burada, benim köyümde. arı vızıltılarından örülmüş bir sepetteyim; soktuktan sonra bile iğnesini bırakmayan bir sessizliği var bıranın…



Ada'da herhangi bir yer ölünecek yer



şu ânda yazmış olduğum yerin ismini söylemeyeceğim; Rilke'nin Malte'de yaşanacak değil de ölünecek yer dediği cinsten bir yer çünkü burası.



Sakarya Kıyısı eşik



Ada'nın altını çizerek giden nehrin, yokluk denizine döküldüğü eşikteyim! ‘Basma bu eşikte benim kalbim var' (Tanpınar)



Sapanca sapanca ve aşk



insanın içindeki boşlukları dolduran su kütleleri vardır; su kültleri… ö t e'den beri âşinâyım Sapanca'ya; ‘bir aşk oluverdi âşinâlık' (Yahya Kemal)



Ercan Yılmaz

1977 yılında Geyve/Sakarya'da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Adapazarı'nda tamamladı. KTÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi (1999). 2002'de Can Yayınları'ndan Âherli Zamanlar, 2007'de Aşina Kitaplar'dan İncire Yemin, 2010'da da Timaş Yayınları'ndan Rüyâ Kasrı isimli şiir kitapları yayımlandı. Deneme kitabı Ada'da Zaman 2008'de yayımlandı. Bursa Osmangazi Belediyesi'nin A. Hamdi Tanpınar anısına düzenlediği 'Bursa'da Zaman' temalı şiir yarışmasında 'Bursa'da Dört Mevsim' isimli şiiri ile birinci oldu. Bir dönem Trabzon Yomra Fen Lisesi'nde Edebiyat öğretmenliği yaptı. Halen Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi'nde Öğretmenlik görevini sürdürüyor. Şiir ve yazıları çeşitli dergilerde yayımlanıyor. Ada dergisinin editörlüğünü yaptı. Edebiyat, Osmanlıca ve Diksiyon dersleri vermektedir. 2007 yılından bu yana Uluslar arası Sapanca Şiir Akşamları Düzenleme Kurulu üyesidir. Her Pazartesi Yeni Sakarya Gazetesinde Köşe yazısı yazıyor.



Yazı Tarihi : 21 Mayıs 2011 Cumartesi
Bu yazı 112 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-