Ağız tadıyla anırtı

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
Ağız tadıyla anırtı

Prof. Dr. Hayrullah Şanzumi
Bilindiği vechesiyle eşekler anırır, atlar kişner, kurtlar ulur, develer öğürür, kuşgiller öter, köpekgiller havlar, haddizatında bütün canlı cansız mahlukat ve de nebatat kendi lisan-ı haliyle bir bakıma meramını ifade eder. Hatta bu ifade hali mitolojimizde bile yer etmiş çağlayan dere, ağlayan çeşme gibi canlandırmalara tahvil edilmiştir. Bütün mahlukatın yaratılmışlık gayesi meyanında kendisini ifade adeta bir fariza halini almıştır. Sıra yaratılmışların eşrefi olan insana gelince de onun kendisini ifadesi tam bir muamma; hem dem öyle bir muamma ki kişiye, kişinin eğitimine, yaşına, cinsiyetine, statüsüne, zamanına, zeminine, aidiyet kesbettiği tabiyetine, yaşadığı coğrafyaya, kültür ve medeniyet iklimine, sistem, ortam ve de rejimin müsaadesine, bu iznin vaki bulamadığı edramda işi sanata büründürerek ifadeye tazim. Bu ifade bazen bir bakış, bazen bir haykırma, bazen bir yazı, bazen bir sohbet, bazen de acı bir üsluptan müteşekkil olabilir. Hülasa insan denen meçhul duruma göre vaziyetle, bazen de çaresizliğin verdiği azametle her türlü linç veya intiharı ortaya koyarak kendini ifade edebilir. Bu azamet strateji tarihinde AAA stratejisi olarak ifade edilir. Bu tür stratejileri tarihimizde Hz. Muhammed (s.a.v.), Fatih Sultan Mehmet, Kanuni, Yavuz, son olarak da Mustafa Kemal uyarlamış veya başka bir ifadeyle istimal etmişlerdir. Bu stratejinin özelliği kısaca şundan ibarettir: Bu savaş tekniği ya devletimizin azametinin verdiği kudret ve düşmanın da fazlasıyla hafife alınarak çok kolay bir hamlede derdest edilebileceği düsturuyla uygulanır. Ya da ikinci uyarlama ki tamamen mecburiyet hasıl olup bir ölüm kalım savaşının verilmesi zaruretine binaen Ulu Önderin cephede verdiği komut ki dünya harp tarihine mal olmuştur: "Ben size ölmeyi emrediyorum" buyruğunda şu sonuca varılmaktadır. Artık kaybedilecek hiçbir değer söz konusu olmayıp millet olarak canımızı ortaya koyarak canhıraş bir mücadeleden bir Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarılması hadisesi.
Evet, maatteessüf ki dünya tarihi hep soykırımlara sahne olmuş. Genellikle din savaşlarından bahsedilmesine rağmen iktisadi ve siyasi kavgalar din olgusunu bile aşmıştır. Batıdaki 30 yıl ve yüzyıl savaşları aslında aynı kültür ve de medeniyetin mensupları oldukları halde fırsat buldukça nasıl birbirilerini yediklerini hali hazırda Yahudi hakimiyetinden sonra en büyük güce sahip olan kilise lobisinin bile dini ikinci plana atarak siyaset güttüğünü, büyük bir ekonomik varlığa sahip olmalarına rağmen yeryüzündeki yoksul dindaşlarına kol kanat germemeleri ne demek istediğimin en bariz göstergesi olsa gerektir. Gerek 3. Dünya ülkeleri ve gerekse Avrupa'daki kalkınmakta olan ülkelerdeki Hıristiyan alemin hal-i pür melali ortadadır. Yıllar önceydi Sayın Prof. Dr. Salih Şimşek, 19 Mayıs Üniversitesi Genel Sekreteri Sayın Selahattin Özyurt ve bir grup adamoğluyla Romanya'da gezinirken bir pazarda Hıristiyan bir kadının önünde sadece bir tane mısır koçanını satarken müşahede etmiş, durumu Vatikan'ın kudretiyle mukayese etmiştik ve bir nevi beşer olarak mahzun olmuştuk. Keşke en azından insanlar hiç olmazsa aidiyet kesbettikleri mahlukatı himayelerine alabilselerdi diye serzenişte bulunduk.
Zalimlerin hep göz ardı ettikleri ve hassaten görmemeye say'ü gayret ettikleri nirengileşmiş bir realite var ki, hangi kültür ve medeniyete ait olursa olsun ötekinin berikinin değil kendi aidiyetine bile mensup olsa evvelemirde hayvan mezatında yapılageldiği gibi dişlerinizi sayıp muhatabına tezellüm uyarlamaktan mütevellit herhangi bir riziko mevzubahis değilse hemen huruca geçip müşarünileyh değeri hemhal etmek. Bütün tarihte bu kötü alışkanlık bir türlü terk edilmemiştir; alınan acı tecrübata rağmen. Halbuki azmanlaşmış mahlukatın birazcık izan-ı olsa vakti zamanında varoşlarda fakru zarurete duçar kılınan Yahudilerin ticareti genetik bir hakimiyet vesilesi kılıp dünya ekonomisine nasıl yön verdiklerine dikkat etmek gerektiği kanaatindeyim. Yine Hitlerin Yahudilere reva gördüğü uygulamaların bugünkü İsrail'i doğurduğunu kabul etmek gerekir diyorum.
Hülasa tezellüm erbabına nasihatimdir. Birilerinin başarısını, kabiliyetini veya herhangi bir beşeri hususiyetini kıskanıp onu ortadan kaldırmak için elinizden gelen mukatele, tezellüm, yalan, dolan, iftira, teazzubun söz konusu insanatı belki ilk vesilelerle harap edip sarsıntıya sokabileceğini, ama zulme duçar olanların zamanla şerbetlenip, mikroplara karşı antikorlar geliştirip her tülü hastalık ve harici dahili tasalluta karşı mukavemet kazanacağı, gittikçe hırslanıp bilinçlenip kendisini ifsat etmeye çalışanları bir şekilde ekarte edebileceğini unutmamak gerekir kanaatindeyim. Bir defa mücadeleye başlamak için Allah'ın da vasfı olan Hak kavramına mütenasip düşülmesi, aksi takdirde güçlü olmanın her zaman galip gelinebileceği anlamına gelmeyeceği gücün değil hakkın kudret sahibi olduğunu aklımızdan çıkarmamak gerekir. Yine haksız yere yapılan herhangi bir güç tasallutunun zayıf da olsa haklı olan tarafın en azından reklamının yapılmasına vesile olacağı ve zamanla hakkın yerini bulacağını fehmetmek elzemdir. Bu vesileyle meşhur tespittir. Yahudiler için söylene durulur. Yahudi reklamını yaptıramadığı yerde parasıyla kendi aleyhine propaganda yaptırdığı hep söylenegelir. Vakti zamanında memleketimizde de sürekli Yahudiler aleyhine söylemde bulunup siyaset bilim v.s. yapanların vaktaki iktidar veya söz sahibi olduklarında nasıl birer Yahudi hakları havarisi kesildiklerine de hep şahit olmuşuzdur.
Kalem bu, elinize aldığınızda ona ne yazdıracağınıza karar veremiyorsunuz. Siz mi onu istimal ediyorsunuz yoksa kalem mi sizi kullanıyor? Ben şahsen bir kalem ehli olarak buna hala karar vermiş değilim.
Bugün 29 Ekim 2008 Cumhuriyetimizin kuruluşunun tam 85. Yılını idraketmenin sevincini hep beraber yaşıyoruz. Müşarünileyh makalemi evde başlayıp bir kısmını yazdıktan sonra Galip Boztoprak Beyle telefonlaşıp görüşmek üzere Üsküdar'a giderken yolda hukukçu ve iletişimci kitap ehli Arı Otelin İşletme Müdürü Kurtuluş Bey ki 25 tane madalyası olan uluslar arası Kung Fu hocası yolumu keserek beni resepsiyona davet ettiler. Bendeniz de Galip Beye gitmek üzere randevulaştığımızı, onu da buraya çağırmanız şartıyla olabileceğini rica ettim. Sağ olsunlar telefon maharetiyle Galip Bey de aynı mekana gelip üçlü sohbete başladık. Konu Kurtuluş Bey bizim "İnsanname" kitabını satın aldığını ve altını çize, çize okuduğunu, kitabı çok sevdiğini ve üç kere tekrar tekrar okuduğunu, kendilerinin çok iyi bir okuyucu olduğunu, 40 bini aşkın kitabı olduğunu ifade buyurdular. Kitap için özellikle çok akıcı bir üslubu olduğunu, maziyle atiyi harmanladığını, Osmanlıyla Cumhuriyetimizi barıştırdığını ve bazı sosyoloji prof'larının dediği gibi sosyolojik değilmiş iftirasının zıddına halka indirgenmiş damardan şırınga ince ayar bir sosyolojik tahlil yapıldığını "İnsanname"yi okudukça hatıralarının tazelendiğini, Anadolu realitesini gördüğünü, kitabın bazı bölümlerini okurken çok ağladığını ve bazı bölümleri de okurken gülme krizine girdiğini zevkle ifade buyurup kitabı kaleme almış olmanın tarafımıza yansıttığı tezellümün ise yazan, çizen, düşünen, hülasa derdi ve endişesi olan herkesin ortak çilesi olduğunu vurgulayarak takdir, teselli ve desteklerini esirgememiş olmanın vakarıyla bizleri mekanından uğurladılar. Kendilerine bu vesileyle şükranlarımı sunuyorum.
Neticeyi kelam Allah bu, ihmal etmez, imhal (mehil) eder. Yani mehil verir ama eninde sonunda hak yerini bulur diyoruz ve hey adamca;
"En ummadığın esrar-ı derunun sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın" (Laedri)
Yine bir atalar sözünde,
"Gelin komiser
Görümce ülser
Kaynana kanser" olurmuş!
Balzac da diyor ki: "Felaketin bir iyiliği varsa hakiki dostlarımızı tanıtmasıdır."
Makalemizin başında her mahlukatın kendi makamından dillendiğini belirtmiştik. Ama içinde bulunduğunuz haleti ruhiyeniz sizleri zaman ve de azmana göre dillendirir. Örneğin eşek; 1) Acıktığında, 2) Şehvetlendiğinde, 3) Cin, peri, şeytan ve tehlike gördüğünde anırır. Ama bir de eşek bütün hayvani zaruretlerinden azade olup sıpasını oynarken seyredip keyiflenirken hayatın tadını çıkarma göstergesi olarak Rast makamıyla ince, kalın, arabesk iniş ve de çıkışlar yapıp ve hatta makamdan makama terfi ederek anırır ki işte bizim literatürde buna "ağız tadıyla anırmak" denilmektedir. Bilvesile insanoğluna sorma fırsatına vasıl olmuşken behey ademoğlu eşek ki eşekliğin zirvesine çıkmış bir mahlukatı ucube olmuşken hayatın tadını çıkarıp halikına teşekkür babından ağız tadıyla anırarak mutluluk lahzaları döktürürken bizler bundan akıl alıp nasipdar olamaz mıyız diyorum.
Bir beşer olarak mutluluğunu başkalarının mutsuzluğunda arayıp tezellüm tahribatıyla karşınıza önceleri mazlum, bilahare mütefekkir düşmanlar kazanacağınıza sadece ve sadece kendiişlerinizle meşgul olup temayüz edebilseniz ne kadar mutlu olabileceğinizi bir anlayabilseniz mesele kökünden halledilmiş olacaktır zaten. Zararın neresinden dönülse kardır, tövbenin kapısı henüz kapanmamışken.
Bu başlık başta ilham katibi Galip Ağabeyle, Orijinal Yetim Nihat Duman Beyin takdirlerine mazhar oldu. Vesselam binler selam.



Yazı Tarihi : 11 Mayıs 2009 Pazartesi
Bu yazı 132 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk