Konukçu'nun Hendek'i!

Fahri Tuna

Fahri Tuna
Üç dört yıl kadar önceydi, Hendek Belediye Başkanı Ali İnci kardeşim (lisede benden üç sınıf aşağıda olan bir kardeşimizdir) Ada Fikir Kulübü konuğuydu. Hendek'i, yaptıklarını üç dönemdir Hendek'teki gelişmeleri anlattı uzun uzun. Kulüp üyesi arkadaşlar da Hendek'teki gelişmeler üzerine gözlemlerini anlattılar, güzel sözler ettiler. Sıra bana gelince; ‘Ali Başkan, Hendek ve yaptıkların için güzel şeyler duyuyoruz, da, hizmet ve başarını itibar ve saygıya dönüştüremedin; seni Adapazarı'nda ne bir sempozyumda, ne bir panelde, ne bir sergi açılışında görebilmiş değiliz, hiçbir kültür sanat ortamında yoksun; örneğin hiç yayımladığın kitap var mı Hendek üzerine?' demiştim. O da ‘ağbi, bizi hep minderin dışına ittiklerinden mindere çıkabilmek için boğuşurken hırçın bir görüntü veriyoruz, yoksa kültürü sanatı da severim, göreceksin kitaplar da yayımlayacağız!' diye cevaplamıştı.

TEŞEKKÜRLER İNCİ VE KONUKÇU

Geçen hafta Sakarya basınının duayenlerinden Abdullah Çelik aradı, ‘Fahri, Hendek Belediyesi çok güzel bir kitap yayımlamış, tarih profesörü Enver Konukçu hazırlamış, belediye de yayımlamış, sen seversin böyle kitapları, elimde bir tane fazla var, gel de vereyim' dedi. Uğradım, aldım. Teşekkürler Abdullah Çelik, kitabı bana ulaştırdığın için. Teşekkürler Ali İnci, ilçenin sadece bugününü değil dününü de gözler önüne serdiğin için. Teşekkürler Enver Konukçu hocam, herkesin bir şeyler söylediği ama kimsenin ciddi bir şeyler söyleyemediği; Hendek mi Hantek mi Hantak mı? ‘bilinmez meşhur'u, Adapazarı'na bu kadar ‘yakın' olduğu halde bu kadar da ‘uzak' olan bir ilçeyi ‘gün yüzüne çıkarttığınız' için. Allah sa'yinizi de sevabınızı da bol eylesin sevgili hocam. Darısı ilimizle ilgili yeni kitaplarınızın başına inşallah. Ali İnci kardeşimize de –görev yaptığı her yıla bir kitap düşecek kadar – nice kitaplar yayımlaması dileğiyle teşekkürler. Fotoğraf desteği ve katkısı için de Elife Özerçetin'e çok çok teşekkürler.
PROF. DR. ENVER KONUKÇU KİMDİR?
1944′de Bolu'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Düzce'de tamamladı. 1962′de İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'ne girdi. "Bolu Bölgesi Türkmen Kabileleri" tezi ile Umûmi Türk Tarihi kürsüsünden mezun oldu. Kısa müddet, Sakarya Sosyal Araştırma Merkezi ve Salihli Lisesi Tarih öğretmenliğinde bulundu. 1968'de Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Asistanı olarak tayin edildi. 1972′de "Kuşan ve Akhunlar Tarihi" ile doktor, 1978′de "Kalaç Sultanlığı" ile doçent oldu. 1988′de Profesörlüğe yükseltildi. Pakistan, Karaçi Üniversitesi Islamic Department'da "Indo-Turcica" alanında araştırmalar yaptı (1972). Los Angeles Üniversitesi'nde (UCLA) bu çalışmalarını devam ettirdi. Batum, Tiflis ve Gence Üniversitelerinde de kısa müddet misafir öğretim üyeliği yaptı. Iğdır Oba; Kars, Subatan, Erzurum Alaca ve Yeşilyayla'da Ermenilerin öldürdüğü Türklere ait toplu mezarları tespit ederek ilim âlemine sundu. Bunlarla ilgili üç yayını da mevcuttur. -Sırası ile- Atatürk Devrimleri Enstitüsü Müdür Yardımcılığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Halen Tarih Bölümü Başkanı ve Atatürk Araştırma Merkezi ve Unesco ve Milli Komite üyesidir. Yayımlanmış bir çok kitabı ve makalesi bulunmaktadır.
KONUKÇU:'HENDEK'İN GEÇMİŞİNİ ÖĞRENMEK,
BENİM İÇİN VAZ GEÇİLMEZ TUTKUDUR!'

Aslen Düzceli olan kitabın yazarı Türkiye'de tarih alanının efsane profesörlerinden Enver Konukçu (1) hocam, ‘Hendek – Tarihten Sayfalar' (2) kitabına, ‘Daha ilkokul sıralarında iken Hendek'e karşı özel bir ilgim vardı. Üniversiteye başladığım 1962'de hemen her ay Düzce-İstanbul gidiş-gelişlerimde Hendek ve çevresini görme imkânım olurdu. Bundan faydalanarak, belediye, cami ve anıtı gezer görürdüm. Çoğu zaman, otobüs yolcularından, o günleri gören veya kulak misafiri olanların tatlı sohbetlerinden de çok şeyler öğrendim. Hendek yeşil ile mavinin ve kış aylarında da kurşunî ve beyaz rengin eklenmesiyle muhteşem bir görünüşe sahiptir. İnsanları sevecendir. Bir çok dostum vardı. Hemen hepsi, Hendek aşığı idiler. Benim genç yıllarımın Rüştü Beyefendi'sini (3) unutmak mümkün değildir. Kuvâ-yı Milliyeci kıyafeti ile bizlere Atatürk devrinin ruhunu aksettirirdi ve bir çok törende yakından görebildim. Onun gibi yiğit görünüşlü bir arkadaşım da, merhum ve şehit Gaffar Okkan'dı. Hendek ile ilgim sadece bunlar değil. Geçmişini öğrenmek de benim için vaz geçilmez tutkudur' (4)


BİTİNYALILARIN HENDEK'İ LATEAS
Enver Konukçu Hendek ve Akyazı'nın tarihini Bitinyalılarla başlatıyor. (s.1) ‘Aslen Thrak asıllı olan Bithynler, merkez olarak körfez sonundaki Nikomedia/İzmit'i seçmişlerdi. Kurucusu da Kral I. Nikomedes'dir. Prusias ve halefleri Mariandyn ve Paphlagonia savaşlarında Hendek'ten geçtiler ve ve tabii ki bölgeyi kendi idarelerine aldılar. M.Ö. 74'te, Helenleşmenin yerini Roma'nın önderliğini yaptığı Latinleşme hareketi almıştır. Nikomedia'da oturan Roma valileri Bithynia'yı idare ederken Hendek ve havalisin de memurları ile yönettiler. Roma askerî yolunun Akyazı-Hendek'ten geçtiği anlaşılmaytaydı. Zira başkentten Sophon (Sapanca) Gölü yolu ile doğuya giden yol, Prusias ad Hypium'a demetrium ve Lateas'dan geçerek ulaşılıyordu. Zamanımız araştırıcıları ve daha önceleri yöreden geçen gezginler, Hendek için Lateas'ı Akyazı için de Demetrium'u belirtiyorlar.' (s.1)

FATİHİ KONURALP, VALİSİ SÜLEYMAN PAŞA

‘Laskarisler ve Palaiologoslar zamanında Türkmenler, Akyazı-Hendek ve Akova'ya doğru aktılar. Akova'nın o zamanki adı Regio Tersia'dır. Tersiye köyü olarak zamanımıza intikal edebilmiştir. XV. Ve XVI. Yüzyıl kaynaklarında ise Akyazı-Hendek tamamen Türk karakteri ile karşımıza çıkmaktadır. Akçakoca Sakarya'nın batısını, Konuralp de doğusunu ele geçirdiği için, Osman Gâzi bu yeni ele geçen yerleri onlara ocaklık olarak vermiştir. İzmit ve çevresi Koca Eli (Akçakoca ülkesi), Akyazı-Hendek-Düzce ovası da Konuralp Eli adını almıştır. Onların ölümü üzerine Akyazı-Hendek ve çevresi Süleyman Paşa'ya verilmiştir. Bir müddet yöreyi İzmit/İznikmid (Eski Nikomedes'ten dolayı)'ten yönetti. Taraklı, Göynük, Mudurnu, Bolu taraflarını tekrar kendi elinde tuttu. XIV. Yüzyıl sonrası Anadolu Beylerbeyi teşekkül etti. Merkezi Kütahya idi. Hendek bu müddet zarfında başkent olarak Bursa, İznik ve Edirne'yi tanımıştır. Beylerbeyinin Kocaeli'ndeki toprakları arasında Akyazı kazası da bulunuyordu. Fatih Sultan Mehmed zamanında Konur Apa ile birlikteliği sona erdi. Kocaeli kazaları arasında yer aldı. XIX. Yüzyılda Sapanca, Ada Pazarı, Hendek, Âb Safi ve Karapürçek gibi yerleşme yerleri meydana geldi.'(s.2)

1907: KOCAELİ İL, ADAPAZARI KAZA, AKYAZI VE HENDEK ONUN NAHİYELERİ

‘XVIII. Yüzyılda (1700'ler) ise Kocaeli Sancağı'ndaki kazalar arasında Akyazı, Hendek, Âb Safi de belirtilmektedir. Sapanca, Karasu, Adapazarı, Kandıra aynı bölünüş içinde ve komşudur. Bolu Sancağının Gümüşâbâd, Efteni (şimdi Gölyaka) ve Düzce toprakları da Hendek ve Akyazı'nın doğu komşularıdır. 1836'da Hüdavendigâr (Bursa) Müşirliğinin Kocaeli bölümünde Adapazarı, Akyazı ve çevresi yer almaktaydı. 1849 yılına ait belgede ise Kocaeli Livası'ndaki kazalardan Âb Safi, Hendek maa Akyazı bahis konusu edilmektedir. Adapazarı ve Sapanca ile birlikte görülmektedir. 1907'de Adapazarı Kocaeli'ne bağlı ikinci sınıf kaza idi. Onun nahiyeleri ise Akyazı, Sapanca ve Hendek idi. Bu durumda aynı tarihte Akyazı ve Hendek'in ‘birlikteliği bozuldu'. 1919'da İzmit müstakil sancak idi. Adapazarı kazası olup, Akyazı ve Hendek nahiye olarak idare edilmekte idi. İzmit 16 Ekim 1920'de vilâyet merkezi oldu. Teşkilat 1923'te aynen devam etmiştir. İzmit Kocaeli'nin merkez yeri idi. 20 Nisan 1924'te Kocaeli Vilâyeti adını alan İzmit, valinin ikamet yeri idi. Akyazı ve Hendek nahiye şeklini devam ettirdiler. 1 Aralık 1954'de Adapazarı, Sakarya ismi ile il yapıldı.'(s.2-3)

ORHAN GÂZİ VAKFI VE ŞEYH İZZEDDİN İSMAİL

‘Hendek, Akova'nın doğusunda dağlara ve vadilere yakın bir yerde Uluçay kenarında kurulmuş kasabadır. Hendek köy olarak Fatih Sultan Mehmet devrinde teşekkül etmiş, II. Beyazid ve Yavuz Sultan Selim devirlerine ait tapu kayıtlarında ise köy olarak zikredilmektedir. Burası gibi meydana gelen komşu köyler, Kargalı, Han Baba, Şeyhler, Balıklı Şeyh, Kalayık örnek verilebilir. Şeyhler'e ait Orhan Gâzi Vakfı mevcuttur ve Şeyh İzzeddin İsmail ve babası/atası Şeyh İbrahim ve sonraki idarecilerden intikal eden belgeye sahiptir. Kanuni Sultan Süleyman devrinde Hendek artık resmen köy durumundadır. Çevre köylerin burada toplanarak ‘bazar' teşkil ettikleri de anlaşılmaktadır. Bunu ‘Bâc-ı Bazâr-ı Hendek' kaydından öğrenmekteyiz. Akyazı kazasının Mirliva hassı da olan Hendek, dışarıdan gelenlerin tarım yaptığı alanlara sahipti. Değirmenin bulunuşu, akarsu ile ilgilidir ve muhtemelen Uluçay üzerinde idi. Keten üretimi de yapılmakta idi. Bundan da dokumacılıkla uğraşıldığı anlaşılır. Kestane ve ceviz ağaçları da çoktu ve bu meyvelerin toplanması ve satışı da yapılmakta idi. Armut kurusu da köyün başlıca üretim kaynaklarından idi.' (s.7-8)

İZMİT'TE PERTEV PAŞA, SAPANCA'DA RÜSTEM PAŞA,
HENDEK'TE ŞEMSİ VE MUSTAFA PAŞA HAN/KERVANSARAYLARI

‘Evliya Çelebi 16452de Erzurum'a giderken buradan geçti. O yüzden burayı ‘Hendek (Handak) Bazarı' diye nitelendirmiştir. Devlet, doğuya Kastamonu ve Amasya'ya, son olarak da Erzurum'a ulaştırılan anayola önem vermiştir. Ahali, bolu bağlantılı Ankara, Kayseri, Bağdat, Basra ticarî ve askerî yolu nedeniyle yola Bağdat Caddesi adını vermiştir. Kalıntıları Düce yolu üzerinde Eğridere mevkiinde yakın zamana kadar da bulunuyordu. İstanbul – İzmit – Sapanca – Adapazarı – Hendek Pazarı ve Düzce Pazarı güzergâhına her zaman önem verdi. İleri gelen devlet ricali (adamları), bu yollar üzerinde kasabaların gelişmesini sağlayan, ticari canlılığı devam ettiren, geliştiren, kervancıların konaklaması için de her türlü kolaylığın sağlanacağı merkezler vücuda getirdi. İzmit'te Pertev Paşa, Sapanca'da Rüstem Paşa, Hendek ve Düzce Pazar'da Kızılahmedlilerden Şemsi ve Mustafa Paşalar ‘Han/kervansaray' inşâ ettirdiler.' (s. 9)

V. CUINET'İN HENDEK'İ – 1880'LER

XIX. yüzyılın sonlarında bölgemizden geçen seyyah V. Cuinet, Hendek nahiyesi hakkında şu bilgileri vermektedir:'Hendek, aynı adı taşıyan nahiyenin merkezidir. Küçük bir kasabadır. 6.500 insan yaşamakta olup hepsi Türk'tür. Düzce-Kastamonu kervanyolu üzerindedir. Adapazarı ve Düzce'ye aynı uzaklıktadır. Hendekliler, küçük ticaretle ve deve kervancılığıyla uğraşmaktadırlar. İlkokul olmak üzere 31 okulu vardır. Toplam öğrenci miktarı 467'dir. 32 köyü vardır. Devlet keresteciliğine gerekli kerestenin üretim yeridir. Ormanlarında kömür yakılır. Son zamanda göçmenlerin de gelişiyle hareket kazanmıştır. Bunların uğraşları ormancılık ve tütün ekimidir. Kasabadaki ev sayısı 2.500'dür. 37 cami, bir kilise, 6 çeşme, 2 hamam, 32 han, 111 dükkân, 26 çiftlik, 26 değirmen vs. bulunmaktadır (Cuınet Hendek'i köyleriyle birlikte ele almıştır). Hendek'in toplam nüfusunu 13.000 tahmin etmektedir. Bunun 8.000'i yerli (manav.f.t.), 25'i göçebe, 2.000'i yeni gelenler (Abhaz, Çerkez, Laz, Gürcü ve Balkanlardan gelen Türk muhacirler vs.f.t.), 300'ü Rum, 1.800'ü Gregoryan Ermeni'dir. 875 de Çingene göze çarpmaktadır.' (s.10)

HENDEK-1890: HÜKÜMET KONAĞI AÇILIYOR

Hendek, Rumeli ve Kafkasya'dan gelen göçmenlerin devletçe yerleştirildiği bölgedir. Bu nedenle Düzce ve Adapazarı'ndaki gibi ‘Sefine-i Nuh'u (Nuh'un Gemisi'ni) andırmaktadır. Hendek Osmanlı padişahlarının ilgi gösterdiği ayrıcalıklı merkezlerdendi. Bazı akrabalık nedenleri bunda rol oynamıştır. 1890'da yeni bir ‘Hükümet Konağı' inşa edilmiştir. Mürüvvet gazetesi, olayı şu şekilde okuyucularına aktarmaktadır: ‘Adapazarı nahiyelerinden Hendek'te Kaymakam Mecid Beyin önderliğinde, yeni yeni hükümet konağı, aralık 1890'da hizmete açılmıştır. Bu bina, Hendeklilerin mâli yardımları ile yapılmış, açılış töreninde Adapazarı Kaymakamı, mülkî erkân ve kalabalık ahali hazır bulunmuştur. Önce kurbanlar kesilmiş, bir hoca da duada bulunmuş, herkes ‘Padişahımız (II. Abdülhamit) için üç defa ‘Padişahım çok yaşa' diye bağırmışlardır.'

HENDEK-1926: 4.000 NÜFUS

1926 yıllığında şu bilgiler aktarılmaktadır: ‘1920'de Adapazarı'na bağlı bir nahiye iken, kazalığa yükseltilmiştir. 617 binası vardır. Köylerinin sayısı 65'dir. Türk Ocağı, Teyyare Cemiyeti (Türk Hava Kurumu), Hilal-i Ahmer (Kızılay) ve Himaye-i Etfal (Ç.E.K.) bulunmaktadır. Tütün tarımı yapılmaktadır. Bu nedenle tütünü meşhurdur, sığır, manda, beygir, merkep, katır, deve, keçi, koyun beslenmektedir. Sıtma ve verem hastalıklarına rastlanmaktadır. Denizden yüksekliği 75 metredir. Başpınar, Dereboğazı, Kemaliye ve Mahmutbey mahalleleri vardır. 800 hanede 4.000 nüfus barınmaktadır. (1915 tehcirinde Ermenilerin, 1921'da Adapazarı'nın Kurtuluşundan sonra Rumların bölgemizi terk ettiği düşünülürse, 1880'lerde 6.500 olan Hendek merkez nüfusunun 2.300 Ecnebinin gidişiyle 1926'da 4.000'e düşmesi normal kabul edilmelidir.f.t.) Hendek'e on beş dakika mesafede buhar ile çalışır bir kereste fabrikası vardır. Ormanlarında el ile işleyen hızar yerleri vardır.'(s. 11-12)

HENDEK ÇEVRESİNDEKİ KUZULUK VE ÇALICA KALELERİ

‘Geyve Boğazı çıkışındaki –şimdiki adıyla – Adliye Kalesi Adapazarı ve Akyazı-Hendek taraflarının korunmasında rol oynamıştır. Regio Tersiya'daki (Bugünkü Büyükesence Köyü/Mahallesi f.t.) Hire Tepesi'ndeki istihkâm da Hendek ve Akyazı'yı güvence altına almaktaydı. Âb Sâfi ve Keremali Dağı zincirinin eteğinde ise zamanımıza gelebilen ve harabesi hâlen mevcut bir hisar da Akyazı'nın kaynaklarda bahsi geçen savunma yeri olmalıdır. Kuzuluk-Dokurcun yolu üzerindeki bu hisar, Hendek, Mudurnu ve Düzce'ye giden yolu kontrol altında tutmaktaydı. Osmanlı kaynakalrında; Kanunî devri öncesinde Akyazı-Hendek civarında olduğu belirtilen bir hisar daha mevcuttu. Tapu-Tahrir Defterinde bu yer için ‘Karye-i Çalıca (Çalıca Köyü), Karye-i Saruca (Saruca Köyü) ma'a karye-i Bergos der nezd-i Çalıca' denilmektedir. Şimdiki dile aktarıldığında ‘Çalıca köyü, Çalıca yanındaki Bergos köyü ile Saruca köyü'dür. Bergos, hisar-küçük kale anlamındadır. Kaynaklarda Burgaz da denilmektedir.' (S.12-13)

KIZ KALESİ- KADİFE KALE – EĞRİDERE HİSARI

‘Akyazı'yı Efteni Vadisi Hendek ile Konurapa/Düzce Bazarı'na bağlayan yol üzerinde, Karadere yakınlarında iki kale daha vardır. Bunların ilki Kız Kalesi'dir.Hendek ile Kadife Kale arsındadır. Kilise Deresi ve düzlüğe hâkim noktadadır. Kadife Kale'ye bulunduğu yer itibari ile daha yakındır. Kadife Kale, eski Roma yolu üzerinde bulunuyordu. Bizans döneminde de Düzce Ovası'nın aynı zamanda Hendek-Akyazı vadisinin stratejik noktasında önem arz ediyordu. Kadife Kale, Karadere ile Muap Dede arasında, aksu Çayının akışta sağ tarafında dikmen-Kardüz zincirinin orta yükseklikteki tepesinde inşâ edilmiştir. Yığma taştan Horasan harcı ile inşâ edilmiştir. İklimi diğer yerlere göre her zaman ılımandır. Şimdiki orman içinde kaybolmuş hâldedir. Adapazarı'nın ve daha önce de Hendek'in büyümeye başlanması, burada Kızılahmedlilerin bir de kervansaray yaptırılması Bağdad veya Erzurum Caddesinin de kervanlar için önem kazanması, Anadolu trafiğinin kuzeye yönlendirilmesi ile sonuçlanmıştır. Uzun zaman güvenliliği süren yol ayanlar döneminde, XIX yy'da emniyetin bozulması, sık sık eşkiyalık hareketlerinin başlamasından dolayı, devlet, Hüsrev Paşa'nın da tavsiyesini dikkate alarak Eğridere Yolu üzerinde üç hisar yaptırdı. Eğridere Hisarı adını taşıyan yapı, eski hisarlara göre küçük fakat güvenlik için askerlere yeterli idi.' (s.12-13)

FATİH SULTAN MEHMED DE HENDEK'TEN AMASYA'YA GİTTİ

‘Akyazı ve Hendek, İstanbul'u Anadolu'ya bağlayan ana yol üzerinde idi. Roma ve Bizans dönemine ait bilgiler azdır. Bu yol Ortaçağ'da 561'de Pontogephyra'nın (Adapazarı'ndaki Beşköprü'nün f.t.) inşasından sonra önem kazandı. Adapazarı ve Hendek'e uğramadan, şimdi Çarka üzerinden Akyazı'ya geliyor ve oradan da Efteniye/Aksu Boğazına doğru uzanıyordu. Kalelerin de bu yol üzerinde kurulduğu dikkati çekmektedir. Osmanlı Beyliğinin kurulmasında ve genişlemesi ile Bursa-İznik-Mekece-Geyve-Taraklı-Göynük-Mudurnu ve bolu yolunda gelişen ticaret yaz aylarında kuzeye kayıyor ve böylece Akyazı hattı işlerliğini arttırıyordu. Fatih Sultan Mehmed, bilindiği gibi Amasya seferi için Akyazı yolunu tercih etmiş ve bataklıktan yol almıştı. Kanunî Sultan Süleyman devrinde, XV.yy'da, İstanbul-İzmit-Bolu'dan geçen Bağdad-Basra, Amasya, Erzurum yolu geliştirildi. Sol kol da denilen yol, Kâtip Çelebi'nin kaydına göre Akyazı'nın dışta bırakıldığı çizgiden geçiyordu. XVI. Ve XVII. yy'da da geçerli olan yol budur.' (s.14)


MENDERES'İN E-5'İ, TURGUT ÖZAL'IN OTOBAN'I

‘Ada köyünün büyümesi, Pazar yeri olması nedeniyle Sapanca'dan yol kuzeye yöneliyor ve Adapazarı'na uğruyordu. Adapazarı ile bataklık alanda Sakarya ve Mudurnu Suyu üzerindeki köprüler aşılıyor, Yağbasan ve Kargalıhan geride bırakılarak Hendek Kasabasına geliniyordu. Hendek'ten sonra yol güney-doğuya dönüyor, Eğridere vadisini takip ile Gümüşabâd/Kışla'da sona eriyordu. Ahalinin Bağdad Yolu diye isimlendirdiği bu yolda XIX. yy'da terk edildi. Devletin gayreti ile Adapazarı-Hendek ve düzce yolu, 1900-01 yılında, yeni bir geçiş hattına kavuşturuldu. Hendek – Nuhviran(Nüfren)-Gümüşabâd/Gümüşova ana yolu trafiğe açıldı. Ağaçtan ve taştan elli sekiz köprü inşa edildi. Adnan Menderes Hükümetinin (1950'lerde) gerçekleştirdiği E-5 yolu da Adapazarı-Hendek-Gümüşova-Düzce hattını takip etmiş, bu defa Adapazarı-budaklar-Çatalköprü-Yağbasan-Kargalıhanbaba-Hendek yolu ikinci dereceye düşmüştür. Turgut Özal Hükümeti esnasında da üçüncü yol sistemi geliştirildi ve trafiğin istifadesine sunuldu. Halkın ‘paralı yol' dediği otoban, Sapanca, Adapazarı, Akyazı, Hendek, Düzce diye kodlanmıştır.(1983-89) ' (s.15-18)


-------------
1) Enver Konukçu, 1944 Bolu doğumlu,
2) Prof.Dr.Enver Konukçu, ‘Hendek – Tarihten Sayfalar', Hendek Belediyesi Kültür Yayınları, no:1, 2010,
3) Rüştü Çürüksulu Hendek eşrafından Çürüksulu Ailesinden olup beyefendiliği ve silah koleksiyonu ile tanınır.
4) A.g.e. s.V.,



Yazı Tarihi : 27 Nisan 2011 Çarşamba
Bu yazı 241 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-