ADAPAZARI Belediye Meclisi, 1994-1999 döneminde hem zemin hem de iklim şartları yönüyle en ideal yerleşim bölgesi olarak bugün yeni bir kentin oluşturulduğu Karaman-Camili yöresine karar vermiş ve meclisten geçirmişti.
Deprem sonrası yıkılan kent ve mağdur olan binlerce konut sahibi için sığınılan bir liman olan Karaman-Camili ve Korucuk'taki yapılaşmalar, o günkü kararın ne kadar isabetli olduğuna işaret ediyor. İlerleyen sürede gerçekleştirilen ve halen devam eden yapılaşmalar da gösteriyor ki, "Yenikent" bu hızla Sakarya'nın konutlaşma açısından en önemli banliyösü haline gelmiş bulunuyor.
Sadece zeminin güvenliğinden değil, hava temizliği açısından da yerleşime en müsait bölgeler ilin kuzey tarafları oluyor.
Kentsel Dönüşüm Projesi tartışılırken hiçbir konuşmacı iklim şartlarının yerleşime olan etkisinden söz etmedi.
Niye ilin kuzeyine yapılacak santrallere, çimento fabrikalarına ve benzer özellikler taşıyan sanayi tesislerine karşı çıkıyoruz, biz yıllardır?
Havanın temizliği, zeminin güvenliğidir hiç kuşkusuz ilin kuzeyini yerleşim yönüyle cazip kılan.
Hal böyleyken ve deprem sonrası hızlı bir kaçış başlamışken Yenikent'e ve Serdivan'a; Büyükşehir'in gerçekleştireceği ve özde sıkıntılı olmasına rağmen sözde karşı çıkılmayan Kentsel Dönüşüm Projesi'ndeki 6 bin civarındaki konut nasıl tutar ve nasıl tercih edilebilir?
Projenin bizce en önemli kırılma noktalarından birisi de burasıdır. Ticaret ve sanayi ağırlıklı sosyal, kültürel ve turizm destekli bir dönüşüm projesi hem daha kolay kabul edilir, hem de bölgesel bir cazibe merkezi haline gelebilir.
Sıra, bu konuda niyeti üzüm yemek yerine bağcıyı dövmek isteyenlere geldi: Suyu bulandırıcı yorumlarla esnaf ve belediyeyi karşı karşıya getirmek isteyenlerin iyi niyetli olduğu söylenemez.
Kentsel Dönüşüm Projesi tanıtım toplantısında Dörtyol esnafının içini rahatlatan ve alkış alan sözleriyle Başkan Toçoğlu, "Kimse endişe etmesin. Proje yapılacak ama hiçbir esnaf, mal sahibi ve kiracı mağdur edilmeyecek. Bu büyük bir projedir, ilin makus talihini değiştirecek. Ancak yüzde 100 bir mutabakatla ve yüz yüze, yani bire bir konuşmalarla en mükemmel şekilde gerçekleşecek" demişti.
Bunu sıradan bir yetkili söylemiyor ki, ortalık karışsın!
Orada üç dönüm üzerine 2 bin metrekare kapalı alanı olan bir Dörtyol sakini olarak ben hiç endişe etmiyorum, kimsenin de endişe etmesine gerek yok.
Göreceksiniz esnafın beklentilerine cevap veren daha hareketli ve de bereketli bir gelecek var önümüzde.
Stratejiyi halk belirleyecek. Yeter ki konut hülyasından vazgeçilip ticari hayatı canlandıracak, yöre esnafının yüzünü güldürecek bir dönüşüm fikri düşsün akıllara. Dörtyol'daki tanıdık-tanımadık tüm esnafa derim ki, "Bakmayın siz bol keseden atıp tutup, yazan çizene! İçiniz rahat olsun. Size-bize rağmen herhangi bir tasarrufa gidilemez oralarda."
Büyükşehir'de güdük kalmak!
"Dörtyol Kentsel Dönüşüm Projesi"nin tanıtımına yönelik yorumlar salondan çıkıp, sokağa düşmüş durumda...
Herkes bu konuda ne olup bittiğini, nasıl bir sonuca varılacağını merak ediyor.
Özellikle de Dörtyol Sanayi Sitesi'nde işin aslını öğrenmek adına fal açılıyor adeta, esnaf arasında...
Kolay değil, bugüne kadar yapılan ya da yapılması planlanan en büyük yatırım ve dönüşüm projesini bir çırpıda gündeme getirmek ve de gerçekleştirmek...
Nitekim; Büyükşehir Belediye Başkanı'nın "Telaşa ve dahi endişeye gerek yok. Bu büyük olayı tek başına göğüslememiz mümkün değil" şeklindeki sözleri de, yüklenilen sorumluluğu ve işin zorluğunu açık seçik ortaya koyuyor.
Projenin yöre esnafı ile yüzde 100 mutabakatla gerçekleştirilecek olması Büyükşehir adına artı puan...
Nereden bakılırsa bakılsın, kentin vizyonunu değiştirecek, katma değer sağlayacak, bir prestij proje izlenimi veren dönüşümün gerçekleştirilmesini hayal olarak düşünmek yanlış olur.
İnsanoğlu istesin yeter ki, azmin elinden kurtuluş yoktur...
Buradaki yapılaşmanın nitelik ve niceliği üzerine tartışmaktan gayrı, esnafa, yani mal sahibi, sanatkar, işçi, kiracı sorunları üzerine kafa yormak çok daha yararlı olacaktır.
Zira, projenin en önemli kırılma noktasıdır burası...
Orada; 2 dönüm tabanlı, 3 bin metrekare kapalı alanlı fabrika binası olan bir Aile bireyi olarak projenin beni de ilgilendiren yanı bu...
Ne alıp, ne vereceğimizi net bir şekilde bilmezsek eğer, içimiz nasıl rahat olabilir?
Bu konuda Dörtyol Sanayi Sitesi sakinlerinin düşüncesi de farklı değil...
1970'li yılların sonuna doğru fabrika binamızı yaparken işin uzmanı teknik adamlarca yapılan uyarılar geliverdi aklıma, toplantıyı izlerken.
"Bu ne malzeme böyle, binanın üzerine uçak mı indireceksiniz?"
Hal böyle iken nasıl olur da böyle bir yapılaşma, hele 17 Ağustos asrın afetinden çizik dahi yememişken, enkaz yerine konulabilir?
Toplantıda konu bu noktaya gelip dayanınca; işin şekli de, salonun havası da değişiverdi birden...
Bu doğrultuda yükselen feryat ve figanları duymamak ve de yok saymak mümkün mü?
Zira, hem teknik adamlar, hem sivil toplum örgüt liderleri, hem de Dörtyol esnafının sitemleri aynı kapıya çıkar gibiydi...
Bence, projenin düğüm noktası da burası...
Bunu çözecek sihirli bir formül üretemedikten gayrı, yapılacak bir şey görünmüyor ufukta...
Belediye hizmet binasının da gerekirse Dörtyol'a yapılabileceği üzerinde durulmasını yerinde bulmamak mümkün değil.
Burada yapılacak çok katlı yapılar var...
Sosyal amaçlı binalar rutin planlamanın dışına çıkacağa benziyor. Oradaki zemin emniyeti belli.
Sanırım işin içindeki teknik elemanlar buna göre planlamışlardır geleceği.
Hesap kitap yapılmıştır en ince ayrıntısına dek...
Oraya çok katlı bina yapılamaz anlayışı sakat bir yaklaşım.
İki katlı yapılaşmaya açık bir planlamanın dışına çıkanlar, bunun halka izahını yapabiliyor ve üstleniyorlarsa eğer işin risk ve sorumluluğunu, değil 5 ya da 6 veya 10 katlı yapmalarında hiçbir sakınca olamaz.
İtiraz, körükörüne değil, bilimsel verilere göre yapılmalıdır.
Japonya gibi beşik üstüne oturmuş her dakika sallanan bir ülkenin hali bu doğrultuda en çarpıcı örnek değil mi?
Hepimiz maşallah mimar, mühendis, şehir plancısıyız, durmadan ahkam kesiyoruz.
"Bırakalım işi ehline" diyen yok...
Bu projede benim üçüncü itirazım konutlaşmayadır...
Nedeni; çok yönlü yanıt gerektiriyor. Bunu da 1994-99 Belediye Meclis üyesi olarak o dönemden başlatıp bugüne taşıyarak izah etmeye çalışacağım.
Bütün bunlardan sonra derim ki; kentin girişine konuşlandırılacak bir ışıklı dünya için asgari müştereklerde birleşmeye hazır olmalıyız...
Aksi halde "Büyükşehir'de güdük kalma"nın ve dahi yaşamanın sıkıntıları ile birbirimizi yemeye devam edip gideriz...
Yazı Tarihi : 08 Mayıs 2009 Cuma
Bu yazı 97 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar