ADAPAZARI KIZ –ERKEK MEKTEBİ

Fahri Tuna

Fahri Tuna
Aynalıkavak Yazıları / Fahri Tuna
ADAPAZARI KIZ –ERKEK MEKTEBİ (1913)

Osmanlı Dönemi Adapazarı eğitim tarihine, bir göz atacak olursak, 1810 yılında Adapazarı Âyanı Karaosman Ağa tarafından kurulan iki okul görüyoruz: 40 odalı Karaosman Medresesi (sonraları Karaosman İlkokulu) ve Karaosman İnas (Kızlar ) Mektebi. Söz konusu kızlar mektebi, Cumhuriyet Döneminde Sabihahanım İlkokulu olarak eğitimi sürdüreceklerdir. 1861 yılında Adapazarı, Hendek ve Taraklı'da birer "Rüştiye Mektebi"nden (ortaokul) söz edilmektedir. 1900 yılında bugünkü Atatürk Bulvarı üzerinde özel statüde "Ali Bey Mektebi" (daha sonra Rehber-i Terakki Mektebi), 1902 Yenicami semtinde Çolak Kemal Paşa Numune Mektebi, 1910'da yine Yenicami semtinde vakıf olarak Boşnak Sabri Beyin halası Fatma Hanım İlk Mektebinin açıldıklarını görüyoruz. Anadolu gezisine çıkan ve gözlemlerini geniş notlar halinde yayımlayan Tanin gazetesi muhabiri Ahmet Şerif Bey, 1913 Kasımında Adapazarı'na geldiğinde bu okulların varlığından söz edilebilir. Ahmet Şerif Beyin uzun ve geniş notları arasında, iki de okul incelemesi vardır. Bunların birisi Kız Mektebi, diğeri ise Özel Rehber-i Terakki Mektebidir. Söz konusu okulları ve notları doğru anlayabilmek için, o günlerin Adapazarı'nın sosyal yapısına bir göz atalım.

1912 SAYIMINA GÖRE ADAPAZARI NÜFUSU 25.714 KİŞİ

Ahmet Şerif Bey, 1 Kasım 1913'te ayak bastığı Adapazarı'nı şöyle anlatıyor (1): "Daha Adapazarı'na ayak basar basmaz, Rumelili ile Kafkasyalıyı, Bosnalı ile Kırımlıyı, Türkü ile Kürdü, Lâz ile Yörüğü, yan yana görür, hayretten hayrete düşersiniz. İşte bunun içindir ki bu kaza diğerlerinden ayrılır. Bütün bu çeşitli cinslere ayrılan insanlar, hâlâ, eski memleketlerindeki hayat biçimleri ve alışkanlıklarıyla yaşamakta, kendi lisanlarını korumaktadırlar. (…) Kazâ; merkez nâhiyesiyle, Akyazı, Karasu, Hendek ve Sapanca Nâhiyelerine bölünmüştür. Bunlardan merkezin, mahalleleriyle beraber 154, Akyazı'nın 60, Karasu'nun 50, Sapanca'nın 35 ve Hendek'in 69 ki, toplam 368 köyü vardır.

ADAPAZARI KAZÂSI NÜFUSU (1912 Sayımı)

Cinsler : Köy/Mahalle: Nüfusu : Yüzdesi:
Eski İslam Halkı (Manav) 147 42.836 kişi % 42.9
Rumeli Göçmenleri 30 6.650 kişi % 6.7
Lâz ve Gürcü 56 9.458 kişi % 9.5
Çerkez ve Abaza 73 16.155 kişi % 16.2
Yörük Aşireti 1 173 kişi % 0.2
Ermeni 36 16.500 kişi % 16.5
Rûm 19 6.761 kişi % 6.8
Musevî 1 113 kişi % 0.2
Kürd 5 1.072 kişi % 1.0
------------------------------------------------------------------------------------------------
Toplam 368 köy/mh 99.718 kişi


"25 BİN YAZILMAMIŞ NÜFUS VAR"

"Böyle bir cetveli, şöylece bir fikir elde etmek için aktarıyorum. Bunun dışında hem bir çok nüfus vardır, hem de yeni köyler kurulmuştur. Meselâ gerek merkez kazâda, gerek köylerde, bir çok Boşnaklar oturmaktadır ki, cetvelde bunlar hiç anılmamıştır. Yeni köylerin ise, ne nüfûsu yazılmıştır, ne de devlete vergi ile yükümlüdürler. Kazânın gerçek nüfûsu, yüz yirmi bin dolaylarında tahmin edilmektedir. Şu durumda nüfûs kaydına göre, yirmi – yirmi beş bin yazılmamış nüfûs var demektir.
Merkez kazâ, yirmi üç Müslüman, otuz bir gayrı Müslim olmak üzere, elli dört mahalleye ayrılmıştır. Müslüman olmayan mahallelerin yirmi yedisi Ermeni, üçü Rum, biri Mûsevî'dir. Kayıtlı nüfus 25.714 ise de, yabancılarla her halde 30.000'den fazla olmalıdır. Resmi kayıtlara göre, halk, şöyle taksim edilebilir: 12.000'e yakını İslâm, bundan fazla Ermeni, 2.500 kadar Rum, 100 ile 150 arasında Mûsevî. "
Burada Ahmet Şerif Beye hak vermemek mümkün değil; 1912 Balkan Harbi sonrası Adapazarı'nın özellikle Selanik Sancağından çok yoğun göç aldığı bilinirken, Rumeli Göçmenlerinin son gelenlerinin kaydedilmediği de anlaşılıyor.

CADDELERİ GENİŞ VE KALDIRIMLI

"Adapazarı İstasyonundan sonra şehir başlar. Cadde, gelip gidenlerin, arabaların çokluğundan çamurlu ise de, kaldırımlı ve geniştir. Şehir ovanın içinde günden güne uzayıp gitmektedir. Bayındırlık eserleri bakımından, Anadolu'nun birinci derecede kasabalarından sayılabilir. Pek güzel yapılmış binâları, geniş çarşısında büyük mağazaları, sınâî yerleri, ondan fazla ipek fabrikası vardır. (…) Gözle görünen genel caddeleri, geniş kaldırımlı, özellikle düzdür. Fakat bu caddelerin çektiğini hiç kimse çekmez; her gün yüzlerce, binlerce öküz ve manda arabası, aralıksız, merhametsiz caddelerin kaldırımlarını inletir durur. "

12 İPEK FABRİKASININ 10'U ERMENİLERİN

"Adapazarı önemli bir transit merkezidir. Bolu ve civarının bütün nakliyâtı buradan geçer. Tek nakil aracı ise öküz ve manda arabalarıdır. Bunlar kazâ içinden devamlı işlerler. Yükleri çoğunlukla kereste, buğday ve mısır, patates, soğan ve sarımsak, odun ve kömürdür. Kazânın en önemli ihracatı kereste üzerinedir. Kereste ihracatının kıymeti, doksan yüz in lira dolaylarında bulunduğu anlaşılır. Belli başlı ihracat, İtalya ve Yunanistan'a, İskenderiye ve Beyrut'a yapılıyor. Diğer ihracat, patates, soğan ve sarımsak, hububat ve benzeri şeyler üzerinedir. Tahmini olarak yılda bin vagon patates, dört-beş yüz vagon dolaylarında soğan ve sarımsak, daha önemli miktarda da hububat gönderilir. Adapazarı'nda on iki ipek fabrikası işliyor. Bunun onu, bütünüyle Ermenilere aittir. İkisi İslâmların ise de, bunlar da yine Ermenilerle ortaklık etmişlerdir. Kazânın bu fabrikalara yetiştirdiği koza ürünü, yılda beş yüz bin ile altı yüz bin kilo arasında bulunuyor. "


ADAPAZARI (SABİHAHANIM) KIZ OKULU - (1913)

Ahmet Şerif Beyin uzun uzun anlattığı ziyareti, yer yer kısaltarak ve özetleyerek sunmak istiyoruz: "Bir kutsal ocağa, bir gelecek beşiğine gireceğiz. Biz, sadece, yetîm, kimsesiz bir binayı, Adapazarı'nın kız okulunu ziyaret edeceğiz. Okula gitmek için dar, çamurdan zor yürünen bir sokağa girmek zorundasınız. (Ahmet Şerif Bey, bugün Bulvarda Türk Telekom Binası karşısındaki resmi binadan çıkıp Kavaklar Caddesinden Sabihahanım İlkokuluna gidilen yolu ve mesafeyi anlatmaktadır. F.T.) Binanın dış görünüşü pek fakîrcedir. Kapı açılıyor; birkaç ayak merdiven sizi, tahta döşeli, çıplak ve dar, salonumsu bir yere çıkarıyor. Sol tarafta küçük, ama ağırbaşlı hanımlardan meydana gelen yedek sınıfı var. Yan taraftaki ufak odanın içinde, nakışları, el işleriyle uğraşan birkaç büyücek hanım görüyorsunuz. Tekrar bir merdiven. Sizi bu genişlikte, diğer salon gibi bir yere ulaştırıyor. Etrafında iki üç kapı, merak duygunuzu uyandırıyor. Salonun kuru tahtaları üzerine konmuş sıralara oturan, birinci, ikinci sınıf, öğrencilerin arasında bulunuyorsunuz. Odalardan birisi üçüncü sınıfa ayrılmıştır. Diğerinin basit fakat temiz eşyalarına, duvarın dibindeki piyanoya bakarak, özelliğini anlamakta gecikmiyorsunuz. Bu krokiye, sıvası dökülmüş duvarlar, alçak tavanlar, küçük ve biçimsiz pencereler, her tarafı dolduran bir temizlik ile birisi nakışla uğraşan ilâve ederseniz, yeni çizgiler çizmekten kurtulmuş olursunuz.

"KÜÇÜK AĞIZLARIN, BİZ ERKEKLERE GÖREVLERİMİZİ HATIRLATIŞLARI…"

"Hanım öğretmen bizi salonda oturttu. Küçükler düzenli takımlarında, yerlerini bilen neferler gibi, sıra ile yerlerinden kalkıyorlar. Hepsi aynı biçimde ve temiz giyinmişler; önlükler hepsini aynı kıyâfette gösteriyor. Saçlar taranmış, hanımlar tam birer okullu tuvaletini (elbisesini) almıştır. (…) Şimdi küçükler, hiçbir falsosuz, sağlık ve düzenle, beden hareketi yapıyor. Bayan öğretmenler şefkatli bakışlarla, en ufak hareketleri kaçırmıyorlar. Anadolu'da, terkedilmiş ve unutulmuş bir kız okulunda jimnastik, benim için hayret verici bir görünüş. (…) Ortaya küçük fakat varlığından taşan bütün bir ağırbaşlılıkla, pek büyük bir hanım çıktı. Bize, rûhumuzun en ince tellerine dokunan, en duygulu organı kanatan, milli bir şiir okudu. Bundan sonra üç dört hanım daha sahnede göründü. Hepsinde aynı ağırbaşlılık, aynı serbestlik… Fakat bu yeni millî şiirler, hele böyle küçük kızların ağzında, ne kadar yüksek anlamlar taşıyor. (…) Hele bu küçük ağızların, biz erkeklere, geçmişi, yeni felaketleri, milliyetimizi ve görevlerimizi öyle bir hatırlatışları, şiirleri okurken vaziyet alışları, kendi mini mini ruhlarından, bir şeyler ilâve edişleri var ki, beni titretti. (…) Sonra el işlerini gördük. Diğer okullarda görmeye alışmadığımız şeyler. Odada bir piyano olduğunu söylemiştim. Hanım öğretmen, yavrularını, elinden geldiği kadar, bundan da yoksun bırakmamış. Hiç olmazsa genç ruhlarda bir san'at zevki uyandırmak istiyor. Ne kadar olsa kız kalbi."

AHMET ŞERİF BEY, SABİHA HANIMLA DERTLEŞİYOR

"Okulun kayıtlı yüz beş öğrencisi vardır. Fakat çoğu, düzenli olarak devam etmez. Okul, bütün şimdiki varlığını, bize mutlu ve ümît verici dakikalar yaşatan rûhunu, birinci hanım öğretmene borçludur. Bu hanım, kız öğretmen okulunu bitirmiş, Fransız okullarına devam etmiştir. Hayatını, varlığını, görevine vermiş demek, abartma olmaz. Bunun için saygıdeğer öğretmeni, bir savaşçı sıfatıyla, selamlamakta tereddüt etmiyorum."
Ahmet Şerif bey, bu noktada okulun birinci öğretmeniyle konuşmalarını ve öğretmenin yandığı dertleri aktarıyor. Bunların başında da o günkü adıyla Maarif Vekaleti, bugünkü adıyla Milli Eğitim Teşkilatının engellemeleri bulunuyor. Hatta bir ara 1. Öğretmen hanım: "Okulun kurucusu ben olduğum, gördüğünüz şekilde görevime çalıştığım halde, geçen nisanda, nezaret (bakanlık), yerime 2. hanımı (öğretmeni) gönderiyordu. Bereket versin, o vakit ki müfettiş, imdâdıma yetişti de, yerimi koruyabildim."
Bu cümlelerden de anlıyoruz ki, 1922 yılında Atatürk'ün de ziyaret ettiği, söz konusu okul, Sabihahanım Kız Mektebi'dir, Ahmet Şerif Beyin görüştüğü hanım da, Adapazarı tarihinin yüz akı hanımlardan biri olan Sabiha Hanım'dır.

ADAPAZARI RÜŞTİYESİNİ BEĞENMEZ

Tanin gazetesi muhabiri Ahmet Şerif Bey, 1913 kışında gerçekleştirdiği ziyarette Adapazarı eğitim kurumlarını anlatmaya devam ediyor: "Adapazarı'nın birkaç erkek okulu vardır. Fakat bunların içinde, göze görünenleri, Hükümet konağı sırasındaki resmi okul ile özel Rehber-i Terakki'dir (2). Bunları görmekle, kazânın maârifi hakkında bir fikir almak mümkündür. "
Ahmet Şerif Bey, Hükümet Binası yakınındaki ( o zamanlar Hükümet Binası, bugünkü Türk Telekom binası ile Burger King Binası arasındaki bulvarda, Türk Bayrağının asılı olduğu yerde, Adapazarı Kaymakamı (1892-99) Mehmet Nüzhet Paşa tarafından yaptırılan 3 katlı bir binaydı) Adapazarı Rüştiyesini (ortaokulunu) ziyaret eder. İki öğretmenin idâresin yetmiş sekiz öğrenciden müteşekkil devlet rüştiyesini (okulunu) pek beğenmez. Köhnemiş bir eğitim sisteminin verdiği anlayış bozukluğu ve teknik yetersizlikleri anlatır. Ardından bugünkü Atatürk Bulvarındaki (Meserret İşhanı ile Kent Meydanı arasındaki havuzun yakınındaki) Özel Rehber-i Terakki Mektebini ziyaret eder.

ADAPAZARI REHBER-İ TERAKKİ MEKTEBİ (1913)

"Bu komşu binâ, özel Rehber-i Terakki okuludur. Etrafında geniş bir bahçesi var. Okulu, Eski İzmit Maârif Müfettişi Ali Bey kurmuştu, diyorlar. Binâ, iç bölünüşü, bütünüyle, her haliyle, ötekinden (Rüştiyeden) iyi ve güzeldir. Fahrî bir müdürün idâresi altında, yine, fahrî olmak üzere, bir hey'et-i ta'limîyyeye sâhip bulunuyor. Zaten, böyle kanaatkârâne bir idâreden başka türlüsü mümkün değil. Bunun için, kısa kısa, bütün masrafları ayda iki yüz kuruşa indirmişler ki, üç – dört yüz kuruşunu maârif, geri kalanını da, güçlerine göte, bir kısım öğrenci veriyor. Okul, dört sınıfla, bir ana sınıfına ayrılmıştır. Öğrenci, yüz otuz kadardır. Çocukların hemen çoğu, tekdüze elbise giymişler. Temizce birer tuvalet (elbise) almışlardır. Burada, öteki okulun zıdlarını buluyorsunuz. Öyle, öğretmenlerin kaşları çatık değil. Çocuklar da, birer makineli oyuncağa benzetilmek istenilmemiş, müdür ve öğretmenler, size, mümkün mertebe, fazla bilgi vermeye, sizi, çocukların yanında çok bulundurmaya çalışıyorlar. Yavrular, hele, aralarında öyle yamanları, kabuğuna sığmazları, gözleri fırıl fırıl dönenleri var ki, ister istemez, bakışlarınızı üzerlerine çekiyorlar. İyi bir şey de, ezberciliğin burada kabul edilmemesidir. Kız okulunda olduğu gibi, burada da, çocuklarda bir ağırbaşlılık, bir serbestlik görülüyor. "

"OKULA FRANSIZ MEKTEBİ DİYENLER DE VAR"

"Küçükler, pek güzel okudukları millî şiirlerle, bizi bugün de etkiledikten sonra, bahçeye çıktık, jimnastiklerini de seyrettik. Geçen savaşta (1912 Balkan Harbi olmalı), yaralanarak emekli olmuş bir teğmen efendi, fahrî olarak, onlara beden hareketi gösteriyor. Askeri ta'limler yaptırıyor. Okulun alt katındaki ana sınıfı, dikkate değer bir terbiye evidir. Burada görevine âşık, önündeki mini minilere, aynı zamanda, sevgi ve hürmetle duygularını aşılayabilen, yaşlıca bir öğretmen var ki, yirmi otuz evlâda sâhip bir ana gibi guruludur. Okulda Fransızca okunduğunu, beden eğitimi yapıldığını, hâlâ çekemeyenlere, bunun için "Fransız Mektebi" diyenlere de çoğunlukla tesâdüf ediliyor."



-------
1) Ahmet Şerif Beyin, alıntı yaptığımız yazısı, 2 Teşrinisani 1329 (15 Kasım 1913) tarihli, 1757 numaralı Tanin gazetesinde yayımlanmıştır.
2) Özel Rehber-i Terakki Mektebi: 1900 yılında bugünkü Atatürk Bulvarı'nda kurulan özel okul. İbrahimbey Parkının genişletilme çalışmaları sırasında Ulus Caddesindeki binasına taşınmış, adı da Sakarya Meydan Muharebesine ithafen "Sakarya İlkokulu" olarak değiştirilmiştir. 1906 Adapazarı doğumlu Sait Faik Abasıyanık, ilkokulu Rehber-i Terakki Mektebi'nde okuduğuna göre, Ahmet Şerif Bey okulu ziyareti sırasında (1913 yılında) okulda öğrenci olmalı,





Adapazarı Kız (Sabihahanım) Mektebi – 1930 – SBB Arşivi.


Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi (1915)- SBB Arşivi

















Atatürk de 1921'de Adapazarı Kız (Sabihahanım) Mektebini ziyaret etmişti.
SBB Arşivi


Adapazarı'nda 1930 yılında Bayram kutlaması – Faruk Er Arşivi



Yazı Tarihi : 06 Mayıs 2009 Çarşamba
Bu yazı 297 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk