Belgesel izlemeye bayılırım…
Hele Yüce Mevla'nın hem istifade etmemiz hem de ibret almamız için yarattığı hayvanlar âlemine dair belgeselleri hiç kaçırmam.
Lakin büyük balığın küçük balığı yuttuğu kuralının yürürlükte olduğu sahneleri izlerken içim parçalanır.
Tabiata ve fıtrata müdahale olmaz, bilirim ama yinede televizyonun içine girip o güzelim ceylanı çakalların elinden alamadığıma hayıflanırım.
Geçen yine bir belgesel izliyorum, hem içler acısı hem ibretlik…
3 tane yırtıcı hayvan yüzlerce bizondan müteşekkil sürüye saldırıyorlar. Onlar gözlerine kestirdikleri bir bizonu yıkıp parçalarken, yüzlerce bizon panik halinde kaçıyor.
Yahu niye kaçıyorsunuz, dönsenize, bırakın boynuz vurmayı dursanız yetecek, hem aslanda var şu kadar diş, sizde var bu kadar boynuz…
Tam televizyonun içine girecekken hanım; ne yapıyorsun diyor. Televizyonun içine girip onları da mı örgütleyeceksin?
Ya, keşke öyle bir imkan olsa der demez lafı yapıştırıyor; "Yahu onlar hayvan, akılları yok, içgüdüleri ile hareket ederler, sen Allah'ın akıl gibi bir nimetle şereflendirdiği insanları bile, işveren namlı yırtıcılara, kan emicilere, istismarcılara karşı örgütleyememişsin daha!!!
Haklı…
Eğitim çalışanlarının yarısından fazlası halen örgütlü değil.
Örgütlü olanların hatırı sayılır bir kısmı da maalesef çakalların safında…
İleri gelenleri, sureti haktan görünüp, küçük çıkarlar karşılığında, mensuplarının hakkını hukukunu çiğneme pahasına, çakallara hizmet ederken, geri de kalanlarının kârı da çakalların şerrinden emin olmaktan ibaret…
Malum hikâyedir;
Mevsim itibariyle kuraklık had safhada…
Üç inek, kendilerine ancak birkaç gün yetecek kadar bir otlakta otluyorken, aç, yorgun ve halsiz bir çakal da onları izliyor, içlerinden birini yiyerek birkaç gün daha hayatta kalabilmenin hesaplarını yapıyor.
Eski gücü yok ki direk saldırsın, yesin. Plan yapmak zorunda, yapıyor da…
Acizliğini hissettirmeden, ineklerin ortada(!) olanına yaklaşıyor; İnek kardeş, bu otlak üçünüze yetecek kadar büyük değil, yarın bitecek ve açlıktan öleceksiniz. Ama sayınız azalırsa, daha uzun süre gider, belki yağmur mevsimine kadar idare edebilirsiniz.
Malum ben de açım, karnımı doyurmam lazım. Şu soldaki(!) ineği yesem, hem benim hem sizin hayatınız kurtulur, ne dersin?
Ortadaki inek düşünür; Yahu bu çakal istese hepimizi yer zaten. Bu teklifi bana yaptığına göre de beni kendine yakın gördü demek ki. Hem dediğini yaparsam şerrinden emin olurum, bana dokunmaz. Hem de bu işbirliği sayesinde bu civardaki bütün ineklerin idarecisi(!) bile olabilirim.
Ve gidiyor sağdaki ineği de ikna ediyor. Çakal, son gücünü kullanarak, yalnızlığa itilen soldaki ineğe saldırıyor ve amacına ulaşıyor.
Ortadaki ve sağdaki inek, çakalla yaptıkları işbirliğini yalakalık seviyesinde sürdürürlerken, çakal ancak bir haftada bitirebildiği solcu, pardon soldaki inek sayesinde, hiç değilse eski gücünün yarısına kavuşuyor.
Soldaki inek bittiğinde ve acıktığında şöyle bir yokluyor kendini; Şimdi saldırsam acaba ikisiyle baş edebilir miyim?
Kendine güvenemiyor, iş kalıyor yine pazarlık yapmaya ve tekrar ortadaki ineğe yaklaşıyor, onu bir kez daha kandırıyor ve amacına ulaşıyor.
Bir süre sonra yiyeceği bitip yine acıktığında da hem eski gücüne kavuştuğu hem de ortadaki inek tek başına kaldığı için, mazeret bile üretme gereği duymadan saldırıya geçiyor.
Ortadaki ineğin son sözleri önemli;
Benin öldüğüm gün, solcu ineği sattığım gündür!
Onlar hayvan yahu, deyip geçmemek lazım.
Maalesef insanlar âleminden de çakallarla işbirliği yapıp veya olanı biteni ben tarafsızım(!) diye seyredip, son nefesinde son sözü; ‘Benim öldüğüm gün arkadaşlarımı sattığım gündür' olan örnekler vardır.
İşte onlardan biri, Papaz Martin Niomoller;
Önce Sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım çünkü Sosyalist değildim.
Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım, çünkü sendikacı değildim.
Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım, çünkü Yahudi değildim.
Bir gün beni almaya geldiler, çaresizdim, benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı...
Bilmem anlatabildi mi!!!
Yazı Tarihi : 06 Mayıs 2009 Çarşamba
Bu yazı 140 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
Yazılarını takip ederim sana göre güzel ama bana göre değil sadece kendi pencerenden bakılmasını istiyorsun, doğal diyecem ama fıtrata aykırı ,arkadaş hiç bir şeyin aynısı yokki,parmaklar bile farklı,sen insanları aynı kaba koymaya çalışıyorsun, hem yazılarında senden olmayanlara hakaret edemezsin,herkes senin gibi düşünmek zorunda bile değil, senin safında olmayanlara çakal tabirini kullanmışsın bende sana yakışıksız bir tabir kullansam hoşmu olur.Biraz daha sevgi ve saygı ön planda olsun,madem eğitim camiasından birisin ve bizleri eğiteceksin biraz daha saygılı ol, daha açıkcası saygı bekliyorsan saygılı ol, işler saygısızlık derecesine gelirse hiç hoş bir ortam olmaz...genede yazın için tşk sevgi ve saygı ile...
oktay @ 07.05.2009 00:34:23