EHLİBEYT MUHABBETİNDE ŞANZUMAN

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
Hz. Fahri Kainatın emaneti teslim edip darı bekaya irtihalinden önce bizlere emanet ettiği iki değerden birincisi şüphesiz Hz. Kur'an sevgisi, ikincisi ise ehlibeyt sevgisidir. Bu iki emanete gerekli sevgi, muhabbet ve de duyarlılığı olmayanın imanından eser kalmaz. İmanın temel kaynakları bu iki esas üzere inşa edilmiştir. Ama ne yazık ki görünürde Kuran'a karşı olan duyarlılığın ehli beyte karşı duyulamamaktadır. Filhakika Kuran merkezli düşünme modasının arkasında ehlibeyti açıktan geri plana atmaya cüret edemeyenlerin bu deruni duygu ve de düşüncelerini dillendirmeye güçleri yetmeyince en azından maksatlarına ulaşabilene kadar geçici bir dönem içinde olsa ehlibeyti unutturmaya müteallik bir şekilde sürekli sadece ve sadece Kuran merkezli bir İslam'ı dillendirerek ehlibeyt hassasiyetini unutturmaya gayret etmektedirler. Hz. Kuran'ın Cenabı Çalabın lafzı olması lafzı olması hasebiyle şüphesiz ki Kuran dinimizin ana mihveri ve de özünü oluşturmaktadır. Zaten bu konuda en ufak bir şüphesi olanın iflahı mümkün olamaz. Ama aynı Kuran'ın Hz. Peygamber için "O yaşayan Kuran'dır" ifadesinin de Cenabı Çalap ve tekaddes hazretlerinin ait olduğunu da unutmamak gerekir. keza kainatın Hazreti Resulullahın yüzü suyu hürmetine yaratılmış olduğu da hadisi kutside zikredildiğine göre Efendimizin biz müminlere emanet ettiği iki kıymetten birini veya ikisini birden veya kısmen görmezden gelmenin ne anlama geldiğini söylemeye bile gerek yoktur. Bugün muhterem Eczacı Memduh Cumhur büyüğümüzü Üsküdar'daki mekanında ziyaret ederken aruz vezniyle yeni kaleme aldığı "Muratname"yi lütfettiler. Bilahare Sait Başer'den menkulen bir rüyayı naklettiler. Zevatı kiramdan birileri geçenlerde Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek'i rüyalarında görmüş ki, Üstad Cennet ehlinden olmuş. Kendisine Üstadım nasılsın, iyi misin? Cennete nasıl girebildin sualine şu cevabı alması çok enteresan ve de calibi dikkattir. Necip Fazıl çok rahat olduğunu, cennete girmemi ehlibeyt sevgisine borçlu olduğunu, ancak ayaklarının çok üşüdüğünü söyleyince rüyayı gören zat gidip Üstadı yıkayıp kefenleyenlerden birisini Yalova'da bulup sorunca ilgili kefenbaz, evet, evet Üstadın kefeni çok kısa idi. Ayaklarını iyi saramadık deyince anlaşılabilmiş. Çok enteresandır Üstadın dini mübini İslama ve de Türk milletine hizmetleri saymakla bitmemesine rağmen Cennete müstahak olabilmesinin gönlündeki Resulullah aşkı ile Efendiler Efendisinin bizlere emanet ettiği ehlibeyt sevgisi olduğuna göre her müminin kendisine çeki düzen vermesi gerektiği gibi ehlibeyte olağanüstü olması gereken muhabbetlerini tazeleyip beslemeleri gerekir. Bu vesile ile vakti zamanında Adıyaman'ın Pınaryayla köyünde misafir iken rahmeti rahmana vasıl olan seyyide bir hanımefendinin naşını köyün en bakımlı güzel ve de ayrıcalıklı olan aile mezarlığının en mutena yeri olan babasıyla validesinin arasına defnedip o mübarek hanımefendinin kıyamete kadar aile mezarlığımızda misafir edilmesinin anlamını şimdilerde anlamaya yaklaştığımı paylaşıyorum. Eğer bir mümin en sevdiği şeylerini Hz. Fahri Kainata bizatihi feda edemiyorsa bilahare de müteselsilen o aşkı ehlibeytine karşı yaşayamıyorsa onun imanında mutlaka bir araz söz konusudur. Öyle birilerinin seslendirmeye gayret ettiği gibi Hz. Peygamber postacı falan değildir. O hem yaşayan Kuran hem de Kuranı uyarlayan elçidir. Batılıların yaptığı gibi dinde bilimsellik hastalığı aranamaz. Din doğma olup tamamen bir gönül faaliyetinden başka bir şey değildir. Gönülden gönül ehli anlar. Gayrisinin gönülden haberdar olması na mümkün olduğu gibi gönlü kararmışlardan da hiçbir hayır gelmez. Hülasa Hz. Kuran'ı ve de Hazreti Peygamber ile ehlibeytini sevebilip onu yaşayabilenlerin deruni gönüllerinin muhabbetle gark olmasının tamamen metafizik bir hadisattan olup kısmen de fiziğe yansıması da mevzuubahis olan yüksek bir insicamın bizatihi hazzının yaşanması olayından başka bir şey değildir. Pek tabiidir ki din olgusunun manen olduğu gibi maddeten de algılanabilirliğinin birbirine feda edilmeksizin yaşanmasının en ideal din algısı ve de uyartısı olacağı kanaatindeyizdir. Mamafih ehlibeyt sevgisinde şanzuman derken bu sevginin fazlasına değil eksiğine ayarlama getirilmesi anlamında olup Cenabı Haktan sonra Hz. Peygamberi, bilahare de ehlibeyti her şeyden üstün tutup deruni muhabbet besleyip gereğini eyleme çevirmenin iman esaslarından olduğunu vurgularken yine Sayın Memduh Cumhur büyümüzden menkulen: Ehlibeyte gereken önemi vermediği gibi onlara buğz edenlere muhabbet besleyenlere Cenabı Hak üç tane bela vererek onların rezil olmasını temin eder. 1) Servet aşkı, 2) Mevki, makam aşkı, 3) Uçkur aşkı. Zaten bunlardan birisi birinde bulununca diğer şartları da beraberinde oluşturur. Adeta sac ayağı mesabesinde görüldüğü gibi Memduh Ağabeye hak vermemek na mümkün olup denemesi bedavadır. Gurebadan birilerine ciddi meblağda bir para verildiğinde adamcağızın kimyası bozularak evvelemirde çullarını değiştirir, bilahare de muhitini değiştirdikten sonra evini, eşini dostlarını değiştirip evvelemirde o zamana kadar ulaşamadığı enva-i çeşit mekulat ve de meşrubatla beslendikten sonra kart bir zampara misalinde görüldüğü gibi uçkurunun derdine düşer ki bu işin şanzumanını da tutturamayınca da cinselliğin marjinal noktası olan homoseksüelliğe kadar gider. Onun için her şeyin hayırlısı derken özellikle bazı zevatın fukaralıkla zapt edildiğine şahit olunurken ekonomik fırsatlara rağmen şanzuman dağıtmamanın en büyük erdem olduğunu ifade ederken her servet sahibini zan altında bırakmanın yanlış olacağını hassaten sonradan görmelerin toplum için ciddi tehlikeler arz ettiğini hep beraber görmekteyiz.

Bizim muhafazakar kesim içinde iki gruptan bahsetme imkanına sahibizdir. 1) Ebuzer-i Gıffari ekolü ki gurebayı simgelemektedir. 2) Saltanat geleneği aslında ne demek istediğimi anlayanlar anladı, anlamayanlar da anlayanlardan yardım alarak öğrenmeye gayret eylesinler. Bütün ilahi dinler fakir fukarayı mazlumini koruyup kollamak üzere gönderilmişlerdir. Peygamberler getirdikleri dinleri yayarken evvelemirde hep fukaralarla muhatap olabilmişlerdir. Vaktaki dinler güçlenerek dünyayı da hakimiyetlerine alınca seküler imkanlardan yararlanmak maksadıyla gerek varlıklı ve de gerekse her türlü itibarı olan zevatın da hizaya gelerek mümin olmayı bir çare olarak gördüklerine başta tarih müteselsilen ademoğlu şahit olurken benzetmekte hata olur ama bizatihi cumhuriyet döneminde şahit olduğumuz ve de tecrübeyle sabit bulunan din merkezli siyasi oluşumların evvelemirde her türlü taan, dalga geçme, istihza edilmelerine rağmen inadına inadına yükselerek iktidarı yükselerek iktidarı paylaşınca bir zamanlar bunlarla dalga geçenlerin nasıl da siluet değiştirip bunlarla beraber dünyalık edinme yarışına ortak olduklarını görünce şaşırmamak mümkün değildir. Dünya ve de ahret muhabbetinde olduğu gibi ehlibeyt muhabbetinde de şanzuman ayarı verilmeksizin mutlu olmanın mümkün olmadığı gibi ehlibeyt muhabbetine nail olabilmek için ne şii nede Alevi Bektaşi olmadan da mütevazi bir mümin olarak yeniden ehlibeyt muhabbetinde seyreyleyelim tavsiyesiyle vesselam.



Yazı Tarihi : 08 Mart 2011 Salı
Bu yazı 44 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-