Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk'un sendikal gündeme dair yazısını paylaşalım;
Bugünlerde yetkili sendika olmak için her türlü gayreti, ama ahlaksızca ama şirretlikle ortaya koyan bir sözde sendikanın halini ibretle ve teessürle seyrediyoruz.
Yetkili sendika olmak önemlidir, ancak daha önemli olan adam gibi bir duruş sergileyerek yetkili olmaktır. Her türlü haksızlığa, her türlü hak gaspına seyirci kalarak, sadece iktidarın arkanızda olduğunu söyleyerek, bu gücün arkasına sığınarak yetkili olmanız hiç bir anlam ifade etmeyecektir. Yetkili olmaktan daha önemlisi, yürekli olabilmek, ahlaki ölçüler içerisinde kalabilmektir.
Üyelerimize, eğitim çalışanlarına hep şunu vaat ettik;" Haklarınızı savunacağız, geri adım atmayacağız, korkmayacağız, satmayacağız." Türk Eğitim Sen teşkilatları hep bu sözü verdi ve sonuna kadar bu sözün arkasında durdu ve aynı ölçülerle yoluna emin adımlarla devam ediyor.
Ülkemizin ve eğitim çalışanlarının ihtiyacı olan sendikacılık anlayışı budur. Bu anlayış, ben sendikayım iddiasında olanlar bakımından bir keyfiyet değil, bir mecburiyettir.
Bu kapsamda düşündüğümüzde, eğitim çalışanları, gerçekte olması gereken sendikacılığın şekillenmesinden sorumludur. Sarı sendikacılığın, ülkemizde sendikal anlayışın temel eksenini oluşturmasına izin verilmemelidir. Böyle bir sendikacılık kamu çalışanları için en büyük risktir.
Dolayısıyla, Türkiye'nin en entellektüel kesimini meydana getiren eğitim çalışanlarının bugünü kurtarmak anlayışıyla hareket etmesi sendikacılık ve genelin menfaatleri açısından fasit bir daire olarak görülmelidir. İçinden çıkılması mümkün olmayan bu fasit daire, tüm kamu çalışanları için geleceğimiz yönünden bir kurt kapanıdır.
Hükümetler uydu, yandaş sendikalar oluşturmak için gayret sarf ederler. Demokrasilerde aykırı sesler, olması gereken, doğruyu gösterici en önemli unsur olmasına rağmen, Hükümetler bakımından rakip, rahatsızlık veren, susturulması gereken sesler olarak değerlendirilmektedir.
Bu sebepledir ki, son yıllarda, sadece kamu çalışanları içinde değil, işçi sendikaları içinde de açıkça desteklenen, ayrıcalıklı sendikalar oluşturma gayreti son gaz devam etmektedir. Hükümetlerin, sadece benim yaptıklarım doğru görülsün, sadece bana kulluk edilsin anlayışı yalnız sendikal alanı değil, tüm sivil toplum örgütlerini tehdit eden boyutlar kazanmaktadır. İktidarların görev süresi uzadıkça, her şey benim olsun, herkes bana tabi olsun mantığı, oluşturulan ben merkezli stratejinin ana omurgasını teşkil etmektedir. Çünkü onlar bakımından, aykırı sesler, demokrasinin bir güzelliği olmaktan çok, iktidarlarının devamını tehdit eden, en önemli risk olarak görünmektedir.
Bir başka önemli konu da, bir sendikanın, iktidara teslim olduğunu göre göre "ben darbeleri durdurdum iddiası" ve kendi gelişmelerine engel olanları da darbe yanlısı olarak kamu oyuna takdim etmeleridir.
Teslim oldukları iktidarın bir tek yanlışını dahi dile getirme cesaretine şahit olamadığımız bu yapının, darbeleri önleyecek kadar cesareti nereden bulduğu da trajikomik bir durumdur. Hayatlarında ne ülke için ne de içinde yaşadıkları toplum adına hiç bir bedel ödememiş bu kişileri sadece güneşli, açık havalarda görürsünüz.
Fırtınalı günlerin ve mevsimlerin tek kahramanları, 28 Şubatlarda sokaklarda vatandaşların yakasına "kesintisiz demokrasi istiyorum" kokartları takan yüreği yanık Türkiye sevdalılarıdır.
Yetkili sendika olmak sözü bana bunları da hatırlattı. Türk Eğitim Sen, 2009 yılının da yetkili sendikasıdır. Bu çaptaki yapıların Türk Eğitim Sen'in yetkisini alması bugün de, gelecekte de mümkün değildir. Bu gerçeği bir kere daha 15 Mayıs 2009 tarihinde göreceğiz.
Ancak, şunu merak ediyorum, bunların arkasında her çeşit lojistik desteği sağlayanlar mı bizim rakibimiz, yoksa perdenin önündeki piyonlar mı? Yetkiyi bu yıl da alamayan bu "ilkbahar kahramanları" bu sefer başarısızlıklarına nasıl bir kılıf bulacaklar?
Öyle ya 76. Madde emirlerine amade, vekaleten göreve gelenler de bunun bedelini ödemek, eski dostlarını arkadan vurmak, kendilerini ispat etmek için en önde koşup üye buluyor, üye bulanlara hediye yağmuru da devam ediyor, 4 B'li sözleşmeli öğretmenleri de ürküttünüz, korkuttunuz üye yaptınız, Diyarbakır'da başka, Yozgat'ta başka bir yol da takip ettiniz. O halde eksik ne, yanlış nerede, bu yıl neden yine yetkisiz kalındı?
İnanmış adamlar; Türkiye'nin her bir köyünde, kasabasında, ilçesinde, ilinde yaşayan, hep fırtınalı havalarda yaşamış kaleler. Nefislerini hep menfaatlerinin arkasına atmış, sizin asla anlayamayacağınız gönül adamları. Doğruyu savunmayı, pervasız, hesapsız yaşamayı hayatının merkezine koymuş dava adamları. Korkmayı aklına getirmeyen, şahsi menfaatlerini öne koymayı zillet gören fedakar adamlar. İşte, bütün eksiğiniz sizin sahip olamadığınız bu adamlar. Hiç bunları anlamaya, bunların duyduğu iç ferahlığı, ruh huzurunu duymaya çalıştınız mı? Bu milletin mayasının böyle yoğrulduğunu, Çanakkale'nin, Malazgirt'in, Kurtuluş Savaşı'nın böyle adamlarla kazanıldığını hiç düşünmediniz mi? Bu adamların kaybetmesinin Türkiye'nin kaybetmesi ile eş değer olduğunu göremediniz mi? O halde, siz kaybetmeye mahkumsunuz. Siz, bugününüzü kurtarmak için kirli üslubunuza devam edin. Biz yarınları da kurtarmaya talibiz.
Kirlenmeden, kirletmeden yola devam!
Yazı Tarihi : 04 Mayıs 2009 Pazartesi
Bu yazı 133 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar