SÜREKLİ TAYİN GELENEĞİ

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
Hayrullah Şanzumi

Dünya ahvali bu. İlk insandan günümüze kadar insanoğlu binlerce yıl siluet değiştirircesine yaşama kalitesini zaman, zemin ve de azmana göre hep tahvil ede geldi günümüze. İlk insandan bugüne kadar geçirdiğimiz evrelerde büyük aileler, kabileler, klanlar, krallıklar, imparatorluklar, beylikler, küçük oluşumlar ve dahi adına ne derseniz deyin vahşi hayatın bile kendi hemcinsleriyle beraber yaşama sanatına riayet ettikleri gibi kendilerine mensup olmayanların hışmına, kadrine uğrayıp mağdur olmamak için bir de bakıyorsunuz ki bütün hayvanat, nebatat, ecinniyat ve de insanat kendi yapıları ve de karakterleri itibariyle aidiyet kesp edip bir taraftan hemcinsleriyle paylaşım yaşarken öbür taraftan kendilerini ayrıştırmaya azami gayret göstermektedirler. Bir de bununla kalmayıp bu mahlukat kendi hemcinslerini bile çeşitli standartlar uyarlayıp istemediklerini de elemine eyleyip bir bakıma ari bir sınıf gayreti içerisinde olmuşlardır. Bu misali gerek nebatatta ve de gerekse insanatta fazlasıyla tespit etmek mümkündür. Örneğin bütün hayvan gruplarının hemcinsleriyle sürülendiğini karmakarışık yaşama alışkanlıklarının olmadığını çok iyi biliyoruz. Koyun sürüsü, inek sürüsü, keçi sürüsü, güvercin sürüsü, karga sürüsü, serçe sürüsü tesmiyesinde mütalaa gördüğü gibi yerdeki sürüngenlerden, yürüyenlerden ve de uçanların hepsi mensubiyet duydukları ırklarıyla toplu hareket eyleyip topluca yaşayabilmektedir. Tecrit edilmiş istisnaların esamisi okunmamak şartıyla inziva yaşayan başta insan, hayvan ve de nebatat da yok değildir ama mevcudatın anlamı açısından keenlemyekundur.
Yine gerek kültür ve gerekse serbest tarım olan hüdai nabit gerçeğinde de örneğin pirinç, buğday, arpa, yulaf, soğan, sarımsak bütün meyve ve sebze türleri topluca yoğun ortamlarda kendi iklim, coğrafya ve tenasüp düştükleri toprak yapısına göre hayatiyet icra ederler.
Şimdi insanlara gelecek olursak ki bizim inancımıza göre bütün insanların ecdadı Âdem'dir. Âdem de topraktandır. Topraktaki elementlerle insandaki elementlerin hepsinin birbirine mütenasip olduğunu, beslenmemiz gerek hayvansal ürünlerden olsun ve gerekse tarım mahsulü hububat, bakliyat ve de sebzegillerden olsun orijin itibariyle her şeyimizle toprağın tahvilatından değişik versiyonlara uğratılmış can sahibi birer toprak eseri ve de esiri olmaktan öteye gidemeyeceğiz. Topraktan yaratıldık, bu zaviyeden toprağın eseriyiz. Toprağa rağmen ne beslenme, ne de yurt edinme ve nede öldüğümüzde defin edilebilme şansımız olmadığı içre de ziyruh adeta toprağa mecbur ve de köleyizdir. Onun içindir ki Aşık Veysel "Benim sadık yarim kara topraktır" buyurmaktadır.
İnsanlar için hayat daha net, saf ve de temiz olup bu karmaşık devletler organizasyonuna mahkum olunmadan önce yine bir yönetici ahvali aksakallılar tarafından icra edilirken gerek aşırı nüfus ve gerekse ihtiyaçlara binaen hayat hakkının kullanılabilmesine yardımcı olabilme sadedinden hemen, hemen her konuda paylaşım sadedinden tevzifat yaygınlaşmış bulunmaktadır. Örneğin bugün dünyamızda ikiyüzü aşkın devlet ve de binlerce federasyonu mevzuubahistir. İnsanlar gerek millet, gerek din, gerek kültür medeniyet, gerekse coğrafi ve de jeopolitik konjonktür dolayısıyla aidiyet kesp edip aidiyetle aidiyetlenip kendilerine alt, üst v.s. kimlikler peyda etmişlerdir. Bu işin görünen glabal yapısı. Bir de devletlerin kendi iç dinamikleri var. Bu dinamiklerde gerek baskın kültürler yine din kültür, medeniyet veya ırk bazında kendisini gösterip çeşitli ayrımcılıklar meyanında bir de zahir bir devlet çarkı, düzeni mevzuubahistir. Her devlet düzeninde olduğu gibi bizde de beyler, efendiler, beyazlar, esmerler, varlıklılar, imtiyaz sahipleri, söz sahipleri, devlet himayesinde olduğu farz edilenler var. Hülasa mekan sahibi olup güç, kudret vehmedilip varlıklarını öttürenler ki, bu cenah eğitimli de olsa memuriyet almaları düşünülemez, bilahare iş dünyası, siyaset dünyası, avam, halk, millet ve de bu çarkın hamaliyesini yüklenen işçiler ve de memurlar ve dahi istisnai devlet memurları, bütün hizmet erkanı bu grupta mütalaa edilebilir. Örneğin hâkiminden hekimine kadar hülasa devlet hizmetinde bulunan hizmetlisinden başvekâlet müsteşarlığına kadar hepsi memur addedilip çeşitli tevzifatla muhataptırlar. Bu hizmetlerin hepsi de kutsal, mübarek ve de namusuyla icra edildikleri takdirde de birbirinden daha üstün ve de kıymet efşandır. Çünkü bu evzaf fabrikaların dişlileri mesabesindedir. En küçük bir elemanın sabotajı bütün sistemi kilitleyebilir.
Ancak bu memuriyet geleneğinde göz ardı edilen bir husus var ki adeta göz ardı edilmektedir. Tarihten günümüze kadar olan hizmet serencamında bütün tabip, hakim, savcı, muallim, asker, polis, milli emniyet, vali, kaymakam, yöneticiler gerek iktidarların ve de gerekse hizmetlerinin gereği mucibince sürekli tayin geleneğine tabi tutulmaktadır. Bu uygulamanın görünen ve de görünmeyen birçok hikmetleri mevzuubahistir. Örneğin bir yönetici bir bilgede dört yıldan fazla kalamayıp şark hizmeti, garp hizmeti adı altında meşrulaştırılmış bir saikle silkelenip ileri geri götürülebilmektedir. Hatta Osmanlı, işi biraz daha ileri götürerek boy ve aşiretlerin bile iskanlarını politikalaştırıp sürekli ikametlerini değişikliğe uğratmıştır. Bu uygulamadan bizler de etkilenmiş olsak da bizim göremediğimiz incelikler söz konusudur. Rahmetli dedem M. Said Efendi medreselerde okurken buralarda bile iki yıldan fazla tutulmadıklarını, çünkü çevreyle dostluklar kurulup dersinizi ihmal edersiniz düşüncesiyle tedbir alınmıştır.
Şimdi gelgelelim bizim üniversite camiasına: Bilindiği veçhesiyle üniversitelerarası tayin kesinlikle mümkün değildir. Üniversitede ancak ve ancak atamayla bir başka üniversiteye geçiş yapabilirsiniz. Bu da çok maharetli ve de lobinizin çok güçlü olmasına bağlıdır. Siz eğer dünyanın en ünlü bilim adamı bile olsanız bir defa geçiş yapacağınız üniversitenin rektörü, yardımcıları, genel sekreter, yardımcısı, personel dairesi, gideceğiniz bölümün başkanı ve de oranın öğrenim elemanları sizi kabul edip siz de icap ettikten sonra YÖK de izin ve de kadru izin buyurursa ilanınız çıkar. Bilahare sanki yeni baştan mesleğe atanıyormuşçasına farklı, farklı üniversitelerin aynı bölümüne mensup profesörlerinden beş kişilik bir jüri kurularak, iki de yedeğiyle birlikte tam on takım yayınlarınızla müracaat eyleyip gerek vasıl olmak istediğiniz üniversiteye ve gerekse jüri üyelerine toplam on nüsha dosyayı kargoyla gönderirsiniz. Ondan sonra ilgili mercilerin bu dosyaları alıp almadığını test eder ve onlarca insan devreye sokup aman nolursunuz hoca bizim de dosyamızı incelesin diye yakarırsınız. Hoca zaten çuval büyüklüğündeki dosyayı görünce onu tabiatıyla açmaya bile cüret etmez. Bu meyanda hocaların birisi ABD'ye öbürü Japonya'ya, öbürü Moldova'ya bir gider, bir gelir. Eğer Allah şansını yaver götürür de bir de raporlar birilerine batmadan mutat üzere yazılıp ilgili rektörlüğe avdet eder, oradaki bürokratların da seni tanımamış bile olsalar değişik vesilelerle seni çok seven ve hatta aşık olacak kadar işlerine maydanoz olanlar tarafından kulaklarına üflenmemişse bir gün senatoda görüşülüp rektör efendinin de şefaatiyle gideceğin yere vasıl olursun. Ama daha problem yeni başlıyor demektir. Bunu ancak yaşayanlar bilir, bilmeyenler bilenlerden sorup öğrenebilirler. Bu serencamda sana ders verilmez, verilse de servis dersleri verilir. Ders programın da alabildiğine bozulur. Çünkü orada okutulan dersler kalu beladan beri birilerine tapulanmıştır da ondan. Ondan sonra dedikodu, iftira, adam gammazlama, tezvirat ve hatta kendileri hiçbir faaliyet üzere olmamakla da kalmadıkları gibi sizi takibata aldırarak acaba bu zavallı odasında ne yapıyor diye de merak ederler. Halbuki bu rutin ve de ehveniyeti bilsen ne olur, bilmesen ne olur diye hayıflanmamak ne mümkün. Peki ya bunların altında yatan saik nedir? Pek tabiidir ki akademisyenlerin rahat ilim yapsınlar diye verilen tayin edilememe ortamı istismar edilerek ilim yapma yerine eğer bir sözüm ona mafyalaşma gibi kırılamaz bir kadrolaşma oluyorsa bunun en kolay çaresi tayin geleneğimizin buralara da uygulanmasıdır. Bugün bir eğitim kurumunda 67 sene kalınıyorsa bir reorganizasyon gerekir diyorum. Vesselam.



Yazı Tarihi : 26 Şubat 2011 Cumartesi
Bu yazı 110 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-