EĞİTİM AZABI

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
Hayrullah Şanzumi

Bugün 24 Temmuz 2009 tam, tam onsekiz günden beridir Güneydoğudaki bir muallim evinde eğitimimizle alakalı çeşitli faaliyetlerde bulunuyoruz. Batıda eskiden anket metodu revaçtayken son zamanlarda mülakat metoduna teveccüh edilmesinin hikmetinin ankette baştan savma gerçeğe aykırı cevaplamalar mevzuubahis iken mülakatta adam adama markaj olmanın verdiği sıcaklık, hele hele samimiyet tesis edildikten sonraki muhabbetin meşhur atasözümüzde görüldüğü veçhesiyle "tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" tespitine binaen tesis ettiğimiz arkadaşlıktan mütevellit işimize koyulmuştuk. Hakikaten elde ettiğimiz neticenin pek de iç açıcı olmadığını paylaşmak üzere makalemizi serdetmeye sayü gayret edelim.

Evvelemirde birkaç günlük fasılada tanışıp muhabbet tesisinden sonra gerek bölgenin sosyal ekonomik problemlerinden işe başlayarak koyu sohbetlere daldıktan sonra sırasıyla günün önem ve ehemmiyetinin irdelenerek zapturapta gayret ediyorduk. Ama ne yazık ki her yeni tespitimiz bizlerim yeni bir sükûtu hayale gark ediyordu. Bir defa bu muallimhanenin müdavimlerinin yaş profilini seksen ile yeni çiçeği burnunda olan yirmi beşlikler oluşturuyordu. Beş katlı bir binanın etrafında tarihi siluet ve dahi yetişkin ağaçların nehafetli gölgeleri sürekli bir rahavet ahvali mütemadiyen yapılan karbonatlı kara, kara çaylar isteseniz de istemeseniz de masalarınıza bırakılan çay iskanı, zaman, zaman da mahalli şerbet teşribatı fırsatını bulan seyyar satıcıların veya dilencilerin sizlerle muhatap olmaları içler acıtıcı evham hali. Bir defasında çay servisi yapan elemana Necip Fazıl'dan "Çaycı getir ilaç kokulu çaydan/ Dakika düşelim senelik paydan/ Zindanda dakika farksızdır aydan/ Karıştır çayını zaman erisin/ Köpük köpük duman duman erisin" mısralarını okuyunca çaycı ikinci servisinde bir kağıt, bir de kalem getirerek Hocam bu sözleri bana bir zahmet yazar mısın teklifine sen bu sözü hiç duymamış mıydın diye sorunca hayır, hayır ilk defa duyuyorum cevabına çok şaşırdım. Çünkü bu vilayet beş yüz bin nüfuslu bir il olup hatırı sayılır büyüklükte bir muallimhanenin binlerce müdavimlerinin bir de muhafazakarların çoğunlukta olmalarına rağmen edebiyatçılardan da geçilmediği halde bu meşhur mısraların duyulmamış olmasının veyahut da kayda değer bulunmayıp en azından çay ikramında bile hatırlanıp ihya edilmemesinin tarihten günümüze kadar çayla alakalı yazılıp çizilenlerin şahikası olan büyük mütefekkir şair Necip Fazıl'ın bu şiirine bigane kalınmasının sosyolojik anlamda müthiş bir fotoğraf olduğunu ifade etmek istiyorum. Gerçekten bu müdavimlerin bu şiiri bilmediklerini ifade etmenin gayri ciddi bir tespit olacağını zannediyorum. Çünkü araştırmamız mucibince hazırunun ayarını tutturmuş idik. Ancak esas problemin bilinenden içtinap olduğunu ifade etmek istiyorum. Görünürde herkesin bir aidiyeti olmasına rağmen bir de görünmeye mecbur olduğunu zannettiği bir siluetle siluetlenme ahvali, yani bir deruni ideoloji bir de kendisinin o şekilde görünmeye mecbur addettiği ahval yani kısacası mahza bir münafakat hali pürmelali. Gerçi görünürde 1980 sonrasının en faydalı icraatı olsa da muallimhanelerin esas handikabı farklı eğilimlere mensup aydınların zoraki aynı çatı altına sokulmaları hadisesi idi. Peki ya bu müesseseler olmasaydı daha mı iyi olurdu sorusuna da içtenlikle hayır demek istiyorum. Çünkü o zamanlarda muallimini ecmainin çeşitli ifsat mekanizmalarına açık birer av mesabesinde olduklarını da unutmamak gerekir. bu gibi mekanlarda en azından insanlar birbirini resmi disiplin altında kontrol edebilme fırsatına sahip oluyorlardı. Belki batılı anlamda bu pek de iç açıcı bir durum olmasa da bizim kültürümüzde bir ehvenişer olarak addedilecektir. 1980 öncesinden tek farkı ciddi bir sürtüşmenin olmaması hadisesidir. Yoksa aksi takdirde eski bütün emare simge ve de imgelerin bir şekilde muhafaza altına alınıp ısararla yaşatıldığını inkar etmenin na mümküniyeti her fırsatta kendisini göstermekteydi. Memleketimizdeki hemen hemen bütün kurum ve de kuruluşlar hafıza kaybına razı olsalar da özellikle vakti zamanında aşırı bir ahvalde politize edilen eğitim camiasının inadına, inadına eski alışkanlıklarını müteharraik olmasa da pasif eylem muvacehesinde özelliklerini hassasiyetle sürdüre geldiklerinden hiç de şüphe yoktu. Aslında memleketimizin üç aşağı beş yukarı meseleleri bütünün birer parçası olsa da eğitim problemlerinin adeta muazebe haline dönüştüğü hiçbir kimse tarafından yadsınamaz diyoruz. Çünkü balık baştan kokar. Her milletin problemlerinin başını da eğitim müesseselerinin oluşturacağı tartışılamaz. Bu düstur üzere evvelemirde ıslah edilmesi gereken müessesenin eğitim camiası olduğu aşikardır. Eskiden Köy Enstitüleri bilahare de Öğretmen okulları sadece mahza birer muallim yetiştirme ızdırabıyla hizmet ifa ederken bu gibi kurumlardan mezun olan zevatın gerek kırsal kesimin en zeki çocuklarının seçilerek alınması ve gerekse bu gibi mekteplerden mezun olan her ferdin yani kümülatif olarak zevatı kiramın çok idealist olduğunu inkar etmemek gerektiği gibi bu müesseselerden mezunatında kendilerine karşı olan aşırı güven ve de idrak ettikleri mesleğin en ala olduğuna inanarak ve gelebilecekleri en yüksek makamın muallimlik olduğuna da kanıksayarak yanlışlarında bile samimi bir edayla hakikaten kendi nev-i şahıslarına münhasıran hizmet ederken bu zevatı kiramın en azından kalemle, defterle, kitapla bir mesafeleri yoktu. Her ne kadar kendi kültür ve de medeniyetine yabancı da olsalar onlar gerçekten kendi mesleklerini icrada birer gönüllü ordu mesabesinde idiler. Artık bu nesil ya rahmeti rahmana vasıl oldu, ya da darülacezelerde kalan günlerini tamamlamak üzere Azrail a.s. ziyaretlerine gelmelerini iple çeker vaziyette olsalar gerektir. Ya şimdiki ahval tamamen içler karartıcı. Vaktaki öğretmen yetiştiren kurumlar ifsat edilip bu sorumluluk üniversiteye verilince bu serbest ortamın öğretmenlik gibi ciddi bir mesleği icrayı faaliyet doldurabileceği tartışılır vaziyettedir. Çünki öğretmen mektepleri mahza bir muallim yetiştirmeyi amaçlarken bugün üniversitelerin yetiştirdiği insanın hangi branşa mensup olursa olsun o zevatın kafasının tamamen oturmuş olmadığını ve hatta karmakarışık olduğunu yaparak yaşayarak ifade etmek mümkündür. Çünkü üniversitenin genel havası gereği dünyadaki rekabet ortamı ve de aşırı sınıf atlama hırsının en nadide mesleklerden olan tababet erbabının bile mesleği dışında çok para kazandıran işlerle iştigali meyanında bazı sütü bozukların keza en itibarlı mesleklerini kötü emellerine alet ettiklerine hemen hemen her gün şahadet etmekteyiz.

Hülasatül beyan gelinen nokta-i nazarın bugün için üniversitenin yetiştirdiği öğretmenlerin eski öğretmenlerle mukayese götürmeyecek kadar farklı olduklarına başta bütün eğitimciler ve de milletimizin hemfikir olduklarını paylaşmak istiyorum. Demek ki bu işte bir problem var ama neresinde nasıl diyecekseniz bunun çok yetkili ciddi bir ekip tarafından irdelenecek kadar mühim olduğunu zannediyorum. Pek tabii ki yerli milli ve de samimi olmak kayıt ve şartıyla sadra şifaya müteallik reçetelere ihtiyacımızın olduğunu vurgulamak istiyoruz. Yoksa alışılageldiği gibi yapboz metoduyla yapılan zaman aşımının başta dünya insanlığına yapılan ihanetten öteye gidilemeyeceğini paylaşmak istiyorum. Buraya kadar ki tespitlerimin global eğitim azabı olduğunu makalemizin bundan böyle kalan kısmının ise spesifik anlamda bir muallimin hayat serencamını genelleyerek isim vermeksizin rencideye varılmaksızın kızım sana diyorum gelinim sen işit metoduyla bir tespitimizi paylaşalım. Anlaşılan o ki bizim muallimlerin (istisnalar kaideyi bozmaz) yaptıkları en kaliteli öğretmenliğin mezun olup mesleğe ilk atandıkları yıllarla sınırlı olduğunu seneler gelip geçtikçe bu zevatın mesleğiyle uzaktan yakından hiçbir alakasının kalmadığı hiçbirisinin evinde kitap kalem defter olmadığı gibi öğretmenevinin kütüphanesinin de çeşitli donelerle setredildiğini bilgisayarlarla teveccühün sağlanmadığı öğretmenlerin sadece sınıflarda mugalata ve eski kırıntıları tekrarla bir de notu silah olarak kullanıp disiplini sağladıkları sabahleyin güne fırına iki isot vererek yapılan kahvaltıdan sonra aynı işlemin bir domates bir patlıcanla takviye edilerek varsa meyveyle takviyesinden sonra doğru muallimhaneye. Eğer muallim biraz muhafakar ise satranç, yok eğer seküler ise enva-i çeşit oyun ve de oyuncağın binbir türlüsünden geçilemiyor. Gerçi eskiden bu gibi uğraşa buğz ediyorduk. Ama gelinen noktada aslında bu zevatın fitne fesat ve de tezvirattan azade olunmaları bakımından kendilerinin bu minval üzere kalmalarını desteklediklerini ve hatta desteklenmeleri gerektiğini istirham ediyorum. Sebebine gelince bu gibi süfliyattan içtinap eden muhafazakârların boş bulunmaları hasebiyle yapmadıkları melanetin ki bunun başında en tehlikeli amelin gıybet olduğunu ifade etmek isterim. Mademki boş kalıp günah girdabına gark olunacaksa bu boşluğunu hayırlı bir eylemle değerlendiremeyenlerin en azından kendilerini feda gayrisinin şerlerinden kurtulmalarını hedefleyerek her türlü oyun ve de oyuncakla istimal eyleyip gerektiğinde de neticesine katlanıp şerbet içmeye devam etmelerinin bendenize göre taan edilmemesi gereken indi birer süfliyat olduğu kaçınılmazdır. Pek tabiidir ki ideal insan tipinin bu gibi değerlendirmeler dışında kalacağı tartışılamaz. Ama en iğrenç olanın onlarca saat aralıksızca oynanan oyunlar arasında bir taraftan telef edilen mekulat ve de meşrubatla sürekli teşarşur halinden sonra kesinlikle hijyene riayet edilmeyip cümle aza ve de cevarihlerinin amonyak üzere terzil eyleyip yıkanmayan ellerin bir taraftan oyun aletleriyle öbür taratan gelip gidenle tokalaştığı gibi bir taraftan da ziftlenme ameliyesinin insanlıkla örtüşebilirliğinin olabileceğini zannetmiyorum. Şüphesiz ki bu ahvalin sekülarite ehlinin ameli vakası olduğunu ifade ederken ya bizim bunlara alternatif teşkil eden zevata gelince de esas günahın bunlara mahsus olduğunu mütemadiyen dedikodu, iftira, terzil, tezvirat, fitne fesat üzere serencamla meşgul olmalarının en büyük tehlike olduğunu ifade etmek istiyorum. Sürekli bir ayak kaydırma eylemi üzere dizayn. Aralarından temayüz edenlere aşırı bir husumet sürekli güçlüden ve de başarılıdan yana alınan tavırlanmalar esnasında her fırsatını buldukça da sadece ve sadece kendisinden olan mazlum ve de mağdurata dalaşma ve de tezellüm uyarlama hadisesinde tekrar bıkmadan usanmadan yapılan ameli adiyata hüsnü niyetle bakabilmenin mümkün olmadığı gibi sartık tamamen zıvanadan çıkmış bir topluluğa hüsnü niyet beslemenin sadece hamakatle karşılığını bulamayıp bir nevi ihanet olabileceği kanaatindeyim. Çünkü bir sosyoloğun görevinin sadece ve sadece olayın fotoğrafını çekmekten öteye gidemeyeceğini sadece iyimserlik adına yanıltıya eman vermenin görevini kötüye kullanmakla ifade edileceğinin zehabla mukayesesinin mümkün olamayacağı aşikârdır. Hemen hemen bütün çalışmalarımda en ideal olanın her ferdin kendi işini en güzel icra etmesi olduğunu vurgularken esas necatında buradan neşet edeceğini savunarak yaptığımız araştırmalar muvacehesinde muallimlerimizin önemli bir kesiminin kendi meslekleri dışında her işle iştigal eyleyip en azından bu ahval üzere olma fırsatını yakalayamıyorsa da kendi gücünü bırakarak başkalarının nefesinin üzerinde olmayı kendisine farz kıldığı gibi sınırsız bir sınıf atlama hülyasıyla uzunca bir ömrünü mazisindeki nostalji ile ulaşabilmesinin imkan ve de ihtimalinin mevzuubahis olamayacağı ümit ve tahayyül fırtınası arasında marjinal seviyede grafikler çizdiren zikzaklar ecmainini hayatıyla örtüştürüyorsa bu hastalığa palyatif tedavilerle veyahut da aspirinle müdahale edilen bir kanser vakasının ancak olsa olsa o organı tamamen feda etmekten öteye gidilemeyeceği gibi artık herhangi bir restorasyonla bile kolay kolay bu emrazın üstesinden gelemeyeceği kanaati ağır basmaktadır. Hakikaten gelinen noktada bilinçli olarak bir milleti ifsat hareketinin bile bu kadar başarılı olamayacağı zehabıdır. Netice-i kelam bir güruh düşünün ki bütün milletimizin evlatlarını şekillendirmekle muvazzaf olup bütün insanımızın ellerinden geçtiği insanların özetle hayat ortalamasının sabahleyin kahvaltı ile güne başlayıp sadece beleş gazete görüp resimlerini mütalaa eyleyip bilahare oyun dedikodu ucuz yemek teşarşur, yerli yersiz sohbetler ve dahi günün akamete uğramasıyla istemeyerek eve avdet evi yoksa da muallimhanede bir türlü kalıp dinlendirdikten sonra ertesi güne kaldığı yerden devam ve de en enteresanı bu mutena yerlerin günün siyasi iktidarına göre de hemen siluetlenme hadisesi. Yıllar öncesiydi, güneydoğunun bir muallimhanesinin üzerinde ekinsel dinlenti levhasını görmüş idim. Şimdilerde ise de mescitlerden geçilmiyor. Acaba bunların hangisi daha samimi gökten yeni bir mensubiyet mi indi yoksa insanımız nazma göre şerbet vermekte bu kadar merhametli mi? Haksızlık etmemiş olmak için aslında diğer müesseselerimizin de pek farklı olduğunu söylemek mümkün değildir. Daha düne kadar laikçi geçinen zevatın nasıl da bir şekilde yolunu bulup iktidar nimetlerinden istifadeye matuf olarak eğer mümkünse İslamcı kesildiklerini yok eğer mazilerindeki marjinal çıkışlarını setretmekte zorluklar çekiyorsa o zaman da orta yolu bulup bir şekilde durumdan vazife çıkarıp ikinci elden yalaka hizmet servisiyle hedefine kilitlediği dünyalığına sahip olabilme sayü gayretinin artık sıradan ve de alışıla gelmiş bir amel olduğuna hemen hemen her gün şahadet etmenin yadsınamayacak kadar bir gömlek değişimi olduğunu paylaşmak istiyorum.
Buraya kadar yaptığımız tespitin hakikaten eğitim eyleminin artık bundan böyle karşılıklı bir azap yani muazebe haline dönüştüğü realitesidir. Alınacak tedbirin evvelemirde bu azabın akamete uğratılarak her ferdin sadece ve sadece kendi işini her gün daha iyi yapabilmeye gayret etmesi meyanında gayrisine maydanoz olma alışkanlıklarından içtinap etmesiyle hayırlı bir restorasyona gönül vermesiyle ulaşılabileceği ümidiyle vesselam.



Yazı Tarihi : 19 Şubat 2011 Cumartesi
Bu yazı 83 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-