SANA ZAHİD Mİ BEDDUA ETTİ?

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
Zahid: Zühd sahibi, şüpheli şeyleri bile terk ederek günahtan kaçan, Allah korkusuyla dünya nimetlerinden el etek çeken kimse, muttaki.
Güzel Anadolu'muzun çok ama çok kayda değer bir darb-ı meselidir. Açılımı da mevzuubahistir.
Kelile ve Dimne'de Feylesof Beydaba mahlukatı dile getirerek biz insanata dersler çıkarmaya gayret ederek metafor olarak hep hayvanatı kullana gelmiştir. Çünkü dün de, bugün gibi insanoğlu genelde hep hınzırlığın doruğunda olup bir türlü tenkidi içine sindiremeyip tezellüm efşan olmuşlardır. Bu bir reel politiktir. Aksinin de iddiası mümkün görülmemiştir. Onun için meta, malzeme, taraflar hayvanattan müteşekkil olup belki bu zalim nefis sahiplerine bir ders çıkarılıverir de yanlışlardan azade olunur endişesi çekilmiştir. Mamafih Feylesof Beydaba iki hayvanı konuşturmaktadır. Hayvanın birisi genç, nezih, bütün güç, kudret ve de güzelliğini yaşarken kendi hemcinsi olan bir diğer hayvanatın kolları, ayakları kırık, tüyleri dökülmüş, gözleri oyulmuş, aç, sefil ve de barınabilecek herhangi bir mekana da sahip olmayıp kışın soğuğun, yazın sıcağın olduğu gibi kendisi dışındaki bütün ziruhun tasallutuna maruz kalmış, adeta gelen tekmeliyor, giden tekmeliyor ve öyle dertlere de müptela olmuş ve aynı zamanda yırtıcıların hedefi haline gelmiş, ölmek istiyor ama bir türlü canı da çıkmıyor vaziyette. İnim inim inleyip merhamet sahiplerinin himayesine sığınmak için çırpınıp duran zavallıya sağlıklı olan hemcinsi "Hey hemşerim bu zillete neden duçar kaldın, bu ahvale müstahak mı oldun, yoksa sana zahid mi beddua etti" demiş. Hakikaten bu cümle altı çizilecek, makaleye başlık olacak ve hatta kitaplaştırılabilecek zengin ve de enginliğe sahip olsa gerektir. Çünkü zahit, zühd ve takvadan maada hiçbir derdi, gamı, tasası olmayıp o, sadece yaratılış maksadı olan Yüce Çalaba zikir, şükür ve de onun gönlünü kazanmaktan başka hiçbir hesabı olmayan kişidir. Yani sizin anlayabileceğiniz haliyle zahit, Allah'ın adamıdır. Siz dünya ehli şunun bunun adamıdır diye hep hesap ve itidal üzre hareket edip birilerinin seküler hışmına uğramamak için hep tedbir alırsınız ya, ama Allah'ın adamının naz makamı sadedinden hiddet ve de şiddetinin bir türlü farkına varmamakta hep ısrar edersiniz. Evet, Allah'ın adamı olan zahidin duasını alamıyorsanız bari hiç olmazsa bedduasına müstahak olmayın derim. Daha iki yıl olmadı, cinnet duası irad edildi. Durun, bakın, görün daha neler neler olacak. Bu işi öyle fitne, fesat, tezviratla ahmak taşeron kullanmaya benzemez. Allah yapınca işini çok temiz yapar. Bunda hiç ama hiç şüphe yoktur. Saniyen bir de meczup vakası var. Her ne kadar delileri meczup olarak tesmiye etseler de bu bilgi noksanlığından kaynaklanmaktadır. Deli ayrı bir vaka, ama meczup ondan daha farklı bir merhale. Tasavvufi seyrü süluk serencamından, âli rütbelerden olan postnişin ya da hilafete kadar yaklaşıp bu nükleer enerjiye tahammül gösteremeyip bir bakıma terfi edemeyenlere meczup denilir. Cazip, cezbeden anlamında kullanılırken meczup ise cezp edilmiş, çarpılmış, şimşek tarafından haşata uğramış, bu vesileyle çok büyük bir yük ve de imtihana duçar kalmış ama kendisini seküler anlamda ifadeye muktedir olmayıp deruni zenginliğe sahip olduğu halde onu ne paylaşabilen ve ne de seslendirebilen ama dışarıdan bakıldığında mahza pejmürde bir zavallı iken sözüne söz, izine iz, nazına naz kavuşturulamayan naz ehlidir. Bizim Türk İslam tasavvufunda bunların ne kalpleri kırılmalıdır ve ne de fazla yüzgöz olunmamalıdır. Bu vakalar adeta ateşle dans misali gibi tehlikeyi muciptirler. Filhakika anlatıldığı mucibince dostlardan bir zat bu meczubanı toparlayıp tepeden tırnağa giydirip, temiz hamamladıktan sonra yeni yaptırdığı malikanesinde ağırlar. Bu meczubandan takdir, taltif ve de dua beklerken birden hepsi aynı ağızdan "Yansın bu köşk ve de deprem olsun" diye niyazda bulunur bulunulmaz hazırun canlarını zor kurtarırlar. Hem bir taraftan malikane harlanırken aynı zamanda yer gök sarsılmaktadır. İşte bu da meczubandan bir zuhurat kesiti, ister inanın ister inanmayın. Tasavvufi mitolojya bu ahvalle tezyin edilmektedir.
Peki ya geriye ne kaldı? Pek tabiidir ki geriye mazlum kaldı. Hadisi Kutsi mucibince Cenab-ı Zülcelal Hazretleri buyuruyorlar ki, "Mazlumla benim aramda perde yoktur. Velev ki bu mazlum kafir dahi olsa". Bizim atalarımız bu hadisi kutsiyi atasözüne tahvil ederek "Mazlumun dini olmaz" demişler.
Velhasılıkelam hassaten üzerinde durmaya gayret ettiğim ve de makaleye dönüştürdüğüm bu tespitimde 1) Zahide, 2) Meczuba, 3) Mazluma yanlış yapmayınız. Çünkü bu üç sınıf öyle sizlerin diğerlerine uyarladığınız ahvallerinizin yanınıza kar kalabileceği cinsten olmayıp bu üç kategoride mütalaa edilebilen zevatı kiramın Allah'la aralarında hiçbir mesafe olmayıp istedikleri takdirde dağları bile tersine çevirebildiklerine hep şahit olunmuştur. Gerçi biz çağdaş gureba bunların kılı bile olamayız ama unutmayın ki aidiyet sadedinden bizler de bunlardan olduğumuzu sizler kendiniz bütün seküler mercilere birer tezvirat malzemesi olarak defaten seslendirdiniz. Eee ne yapalım, sizler kaşındıysanız kabağın sahibi razı olmayıp tahtınızı tacınızı devirmişse daha başınıza gelecek felaketler hariç çil yavrusu gibi dağılmışsanız ne yapalım. Her şeyin bir faturası olduğu gibi bizlere uyarlananların da karşılıksız kalmayacağını bilmeniz gerekirdi. İl, bölge, devlet ve de uluslar arası tezvirat faaliyetlerinin nasıl da başınıza çöktüğünü görünce geriye söyleyecek tek bir cümle kalıyor. Hey tezkiratül kepazetül rezile size ne oldu da bu hale geldiniz. Yoksa size zahid mi beddua etti. Vesselam.



Yazı Tarihi : 05 Şubat 2011 Cumartesi
Bu yazı 80 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-