Ağapaşam Feyzullah Efendi Zuhuratname kitabını büyük bir tazim ile mükaleme eylemeye başlar başlamaz İstanbul'un fethedilmesinde büyük sayü gayretleri olan Zuhurat Babaya nispetle Zuhuratname tesmiye edilip ve onun şahsı manevisine ithaf olunan bu mütevazi çalışma adeta kerametini ispatlar vaziyette zuhurat buyurulup müşarünileyh okuyucumuza zuhurat sadedinden zuhurat buyurulup ankaribüzzamanda mağrip ellerine seyahat vaki olunur. Pek tabiidir ki hesabullah her şeyin fevkindedir ama ufuklarda böyle bir şey görünmezken Fas ellerine seyahat. Zuhuratname ancak yarılanmıştır. Mütekait bahriye miralayı Ağapaşam Feyzullah Efendi zuhuratnamesini yanına alarak seyahat boyunca fırsat buldukça okur. Hakikaten Zuhuratname zuhuratını fazlasıyla göstermektedir ta ki dönüşe kadar. Zuhuratnamenin bir kısmını da Fas'tan İstanbul'a avdet ederken okuyup tamamlamaya çalışırken bir de ne görsünler İstanbul'dan Fas'a giderken beş saatte alınan yol dönüşte rüzgarı da arkasına alan uçak bu efsane itme ve de ivmesi sayesinde tam bir saat erken yani dört saatte memlekete varılmasının Zuhuratnamenin zuhuratlarından olsa gerektir. Hakikaten bir kitap ki çok mütevazi şartlarda tamamlanıp ilk okuyucularından birisinin İzmir'de okumaya başlayıp karada, havada ve de denizde başta mükatebe bilahare mükaleme edilmek üzere arzın her sinesinde yer buluyorsa öbür taraftan çok mütevazi neşet kaynağının şarktan garba, cenuptan şimale ses getirebiliyorsa ben şimdiden diyorum ki birazdan seyreyleyin gümbürtüyü diyorum, hepsi o kadar. Çünkü zuhuratın ivmesini mahlukatın aklı havsalası almaz. Bu ahvale zuhuratın suyunun suyu denir. Şimdi gel gelelim curufata ve de oradan da menkul curufatnameye.
Önce zuhuratı bilahare Zuhuratnameyi, zuhuratnameden curufata, curufattan da Curufatnameye seyrü süluk eyleyelim. Sırasıyla Üçüncü Harname, İnsanname, Hıyarname, Güvercinname, Arname, Zuhuratname ve oradan da Curufatnameye yükselecek olursak serencamın ne üzre olduğunu ve hizmet anlayışının meratiphanesine muttali olacaksınızdır.
Zuhuratın hal ve de ahvali bekraundu veya makabli düzgün bir çizgiyle serencam eylerken curufatta pek tabiidir ki nesebinin gereğini serdedecektir. Bu kadar tecrübeyle sabittir ki her şeyin sahtesi kendisini aslında kendisinde olmayanı olmak istediğini veyahut da işletmeciliğini yapmak istediğinin ticaretini yapar, onu seslendirir, onu dillendirir. Çünkü aslisi zaten bizatihi asli hüviyetini havi olup o mahza aslının ta kendisi olup her zaman ve de mekanda aslına rücu etmekte kaimolup kendisine fazlasıyla güven ve de eman içre olup hiçbir vesileyle kendisinin asli hüviyeti ön plana çıkarma diye dertlerinin olduğu vaki olmamış olup görünen ahvalde her bir zevat özellik veya kimlik pazalamasıyla iştigal ediyorsa hemen orada onun ahvalihakkındabir ön kanaate varmak için aslında size fazlasıyla bir belge ve de bilgi sunulmuş demektir. Mamafih aslında bu da bir çeşit menfi zuhurat olarak değerlendirilebilir. Çünkü zuhurat mutlaka müspet olacak diye bir şey olamaz. Zuhurat olumlu olur, olumsuz olur. Nefsimizin hoşuna gider veya nefsimizin hoşuna gitmez. Onun deruni kıymeti harbiyesini veya bize göre göreceliğini de ancak zuhuratı zahir eden kudret bilir. Bize kalan veya bizi ilgilendiren ancak ve ancak algılayıp kavrayabildiğimiz kadar olanı yani kısmetimiz kadar olanıdır deyip sıyrılmaya çalışmalıyız. Aksi takdirde aklın hamaliyesinden bir türlü kurtulamayız. Keza misallendirip zenginleştirme sadedinden bir kangal itinin kendi coğrafyasında ne kadar asil zuhurat efşan bir hayvan olduğuna fazlasıyla muttali olunurken vakti zamanında ABD'ye gönderilip ıslah edilmeye çalışılırken bırakın daha kabiliyetli bir hale getirilişini eski hasletlerini kaybeden bir itin anavatanında zuhurat saçarken birden coğrafyasını değiştirmesinin kendisine kaybettirdiği özelliklerinin aslında birbirinin mütemmimi anlamında fakat Anadolu'dayken artı zuhurat ama yurtdışındayken eksi zuhurat buyurduklarını kabul edip ne yapalım zuhurat curufata dönüşse de yine zuhurat zuhurattır. Öyleyse aslında curufatta zuhurattan tahvil edinilmiş edna bir çeşit zuhurattır dersek çok seviyeli bir beyin jimnastiği yapmış oluruz.
Biz sistemetik olarak Lafonteni, oradan Filozof Beydeba'yı oradan da medeniyet koyucularımızı ve oradan da kutsal metinlerimizin kullandıkları teknik üzere eğer kırıcı olmayacaksak muhatabımıza yok eğer kırıp dökme ihtimali var ise metafora (istiareye) yani aracı mahluk şahsında meşhur atasözünde "Kızım sana diyorum gelinim sen işit" olduğu gibi adamcağız gelinine nasihatte bulunur. O henüz yabancı olup alınabileceği için kendi kanından, canından olup ona gönül koyamayacağı varsayımıyla kızını gelininin yanında öğütleyip gelinin de ondan ders çıkarıp eğitilmesine matuf söylenen veya yapılan eylem sadedinden bizler alışılagelmişin ve de kültürümüzün köşe taşı haline gelmiş yöntemlerimizle bazen bir taşa, bazen bir duvara, bazen bir hayvana, bazen bir nebatata seslenerek hem meramımızı ifade buyururken hem tebliği ikame ve hem de kırıp dökmeden eğitme görevimizi ifaya çalışmaktan başka bir derdimizin olmadığını paylaşmak isteriz. Geçen seneler tebliğ cemaatinden birilerinin ifadesine göre eğer biz muhatap bulamazsak derdimizi ve de tebliğimizi bir duvara yaparak hem sorumluluğumuzu yerine getirmiş ve hem de psikolojik ahvalimizi garantiye almış oluruz demesi çok enteresandır. Burada mühim olan başta ihlas ve de iyi niyettir. Onun sonucunu ancak Cenabı Zülcelalden başkası bilemez. O ne yaparsa doğrusunu yapar.
Aslında zuhurat da önemli, curufat da, zuhuratsız curufat, curufatsız da zuhurat olmaz. Geceyle gündüz, beyazla kara, iyi ile kötü, doğru ile yanlış, güzel ile çirkin misalinde olduğu gibi zuhuratın da curufatın da birbirinin zıddı ve de birbirine ikameti çok mühimdir. Çünkü her şey zıddıyla kaim olup zıddı olmayanın kendisinin ispatı vacibi çok zordur. Mefhumu muhalif misalinin tatlıyla acı versiyonunda görüldüğü gibi. Ancak esas problemin kavram kargaşası, anomide olduğu gibi insanların konjonktürel gömlek değiştirip münafıklıkta bilahare bu ahvalin şahikası olan fitnesinde nirvana yapmasında mündemiçtir. Daha düne kadar bütün ideoloji ve hayat akışını batı aleyhtarlığı üzerine dizayn eden bazı hamakat timsali ednaların kendi kültür ve de medeniyetine mensup mağdur ve de mazlumlara reva görmedikleri çirkinlikler serdedip yalan, iftira, fitne, fesat, tezvirat bombardımanıyla onlara normal soluma hakkı tanımazken batı ve de batının batısından gelen sömürgeci emperyalistlere olağanüstü yalakalık, yağdanlık ve de husye yağlama ameliyelerinin ne kadar düşündürücü olduğunu ve bu gibi zevatın aslında müstemleke çocuğu olup sürekli bu hayat tarzlarını mensubu gibiymiş bulundukları milletlerin dominant kültürlerinin birer işletmecisi sadedinden bazen milli, bazen de dini söylemle hep kendilerini allayıp pullayıp esas karakterleri olan mütesettir kafirliklerini bugüne kadar saklamayı başarıp zamanı gelince de gerçek kimliklerini yansıtmaya başlamaktadırlar. Vesselam.
Yazı Tarihi : 16 Ocak 2011 Pazar
Bu yazı 71 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar