REZERVASYON

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
Rezervasyon: Biri için ayırma, saklama.

Rezerv: Saklanmış, ayrılmış, biriktirilmiş şey. Altın rezervi, henüz işlenmemiş maden cevheri miktarı, demir rezervi.

Evet, bugün 21.12.2008 Pazar. İnternetten Beyoğlu'nun evsizleri diye geçen bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Beyoğlu'nun evsizleri,

Evi sokak, adı hiç kimse, gök çatı, yer yatak, her sorulana sizi tanımıyorum ki, güvenemem. r.sezgin@zaman.com.tr

Cadde kenarlarında oturarak sessiz ve gariplikte nirvana. Kimisi kağıt mendil satmakla meşgul, kimisi üç beş kuruş bulmakla meşgul. Ufukta tek bir hedef bir tabak çorba, bir de akşam olunca rahatsız edilmeden sabaha kadar üzerinde durabileceği bir bank.

Tamamen korumasız ve tamamen bütün imkanlardan müstağni, farklı bir dünya ve de farklı bir zaviye. Bu hengamede giyimli kuşamlı insanların koşuştururcasına inadına fark atma gayretiyle mukayyet farklı bir dünya. Bu iki alemi karşılaştırıp Necip Fazıl'ın "Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak" mısraını hatırlamamak mümkün değil.

Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir kış günü ayakkabısız dolanan, üşüyerek titreyen bir garibe ayakkabılarını çıkarıp giydirdikten sonra evin en azından bir defacık olsun yakınayak gelerek o fakir insanın ızdırabını iliklerinde hissederek fukaralığı paylaşmanın, fukaralıkla mücadele edebilmenin evvelemirdeki şartı olduğunu yaparak ve de yaşayarak çevresine ifade eder. Yine söylendiğine göre Üstad Necip Fazıl Beyoğlu'nda vitrindeki giysiyi alamadığından ötürü ağlamaklı olan ilk güzellik kraliçemizin de derdine merhem olmayı ihmal etmemiş.

Benimle yaşıt olanlarla emsalimden daha yaşlılar hep hatırlarsınız biz muhafazakar kesimin hemen hemen hepsi fakir fukaradan oluşuyordu. O zamanlar birbirimizi daha iyi anlıyor ve daha iyi bir içtimai tesanüdümüz vardı. Çoğumuzun tek hayat endişesi vardı. Hatta bugün Türkiye'nin enlerinin arasına giren bir garibimiz vardı ki bizlere mutlaka bu fukaralıkla mücadele etmemiz gerektiğini ve onun için çok zengin olup fakir fukaranın elinden tutmamız gerektiğini hep dilendire dururdu. Bizler de bu halis niyetlere hep amin demekten başka çaresini bulamazdık.

Bu temennilerimizin üzerinden sadece elli yıl gibi kısa bir zaman dilimi geçti; hepsi o kadar. Ve daha düne kadar fukaralığın pençesinde inim inim inleyenlerin bugün için sınıf atladıklarını ve dünyamızın hatırı sayılırlarının arasına girdiklerini hepimiz biliyoruz. Peki, ne oldu, değişen ne diye bir beyin jimnastiği yaptığımızda daha düne kadar kapitalizmi dillerine pelesenk yapan muhafazakarların sınıf atlayarak, eski soylu kapital sahiplerini de ekarte ederek onun bir üst sınıfı olan vahşi kapitalizmi deruhte etmeye başladılar. Demek ki gelinen nokta kapitalin bir inanç prensibinin olamayacağı gerçeğinin bizim bir atasözümüzde de ifadesini bulduğu gibi "Paranın dini imanı olmazmış". Herhalde paranın kendi nevi şahsına münhasır dini vecibesi olamaz. Buradan mülhem olanın parayı elinde tutan, ona hakimiyet kesp edenlerin dininin ve de imanının olamayacağı gerçeği kendisini göstermektedir. Bugün İslam aleminin sahip olduğu zenginliklerin batının ve de batının batısının iştahını kabarttığı ve onları bile ayakta kalabilmelerinin yegane sigortası olarak düşünüldüğü halde trilyon dolarlara hükmeden kraliyet ailelerinin hayat üslupları meyanında Mekke'nin arka sokaklarındaki fakir fukara veya bir ekmek çaldı diye kolu kesilen ve bunun ezikliğiyle çarşıya pazara çıkamayan insanların hesabını kim verecek. Pek tabiidir ki duyarlı bir insan olarak bütün dünyanın garip gurebasının ızdırabını çekmemek mümkün değildir. Ama biz kendi kapımızın önünden işe başlayacak olursak daha düne kadar evsizler kavramının lügatimizde olmadığı bir medeniyetin mirasçıları olarak hemen, hemen bütün ilçe ve illerimizde evsiz kardeşlerimizin gün geçtikçe çoğaldığını kimse yadsıyamaz. Bugün Sosyal Hizmetler İl Müdürümüzden aldığım bilgiye göre İstanbul'da 800 civarında sokak çocuğu tespit edilmiştir. Buna bir o kadar da genç, orta yaşlı ve yaşlı evsizi ilave edecek olursak toplam olarak İstanbul'da 2500 tane insanımız evsiz olarak yaşamaktadır. Bu rakam batıyla veya ABD ile mukayese edildiğinde her konuda olduğu gibi bu konuda da onlardan çok gerideyiz. Ancakvahimolanın bu sayının gün geçtikçe hızla yükselmesidir. Yok eğer AB'ye girebilmenin şartlarından birisi de evsiz nüfusun şaha kalkması şartıysa onu bilemem. Çünkü frengi, AİDS gibi hastalıklarda olduğu gibi evsizlik ızdırabının da bizim tarihimizle, kültürümüzle uzaktan yakından hiçbir alakası olmadığını bütün dünya alem bilir. Maalesef gelinen zaviyenin batının olumlu taraflarını değil de olumsuzluklarından en ince ayrıntılarına kadar taklit ve ithal ettiğimiz ortadadır.

Beyoğlu evsizleriyle ilgili bir araştırma yapan gazeteci bir çaresini bulup bu söz konusu evsizlerle konuşunca bunların bütün insanlardan zarar görmeleri ve sahiplenilmemeleri neticesinde herkesten korktukları, kimseye inanmadıkları, çoğunun evden tard edildikleri veya itilip kakıldıkları, hiçbir kimsenin bugüne kadar onlara dürüstçe yaklaşmadıklarını ve onları hep istismar ettiklerini ifade ettikleri. Bütün ömürlerinin yazın sıcakla kavrulup, kışın da soğuktan donduklarını, hayatlarının bir işkenceden öteye gidemediğini ifade etmektedirler.

Onların bütün hülyalarının kendilerine göre bir iş sahibi olup, alacakları ücretlerle de bir oda kiralayıp şu geçici dünyanın derdinden ve de gamından bir nebzecik olsun kurtulabilmelerinden başka hiçbir şey düşünemedikleridir. Ama bu gidişle ufukta görünen hiçbir şey yok. Gün geçtikçe şartlar ağırlaşıyor. Sokak ehli artıyor, tezellüm tezellüm üstüne.

Hey hemşerim, daha düne kadar muhafazakar takılan adam, nerdesin? Sadece ve sadece senin ve senin gibilerinin keyfe keder satın aldığın üçüncü jiplerinizin parasıyla bile bu garip gurebanın problemleri halledilebilirdi. Hani hatırlar mısın daha düne kadar seninle Yalı Kahvesinde çay içip Türkiye'nin sosyal problemlerini hallediyorduk, nedesin? Ha hatırladım, sen parayı bulduğun gün köyden getirdiğin üç veya beş çocuklu karını boşayıp sokağa attın. Önce muhitini değiştirdin, sonra da üçüncü el lejyoner bir karıyla izdivaç yaptın. Tam sırası gelmişken yine bir Türk atasözü istimdadıma erişti: "Köpeği leğene koyup puro sabunuyla yıka, yıka köpek yine köpektir; onu kuzuya tahvil etmenin encamı yoktur".

İşte hali pürmelâlimiz bu!

Ama biz makalemize rezervasyon başlığıyla başlamıştık. O kavramı yerli yerine oturttuktan sonra çalışmamızı nihayetlendirelim.

İnsanoğlunun yaratılış maksadı var, seyri süluku var, arkası var ve de encamı var. Hangi insanı konuşturursanız konuşturun kendisinin çok, hem de çok idealist olduğunu dillendirmeye çalışır. Ama esas olan tespitin "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz; görünür rütbe-i aklı eserinden". Yani insanlara fırsat verip yaptıklarını değerlendirirseniz size az yanıltılı bilgi edinme fırsatı sunarlar. Aksi takdirde gerisi mugalatadan ibarettir. İnsanoğlunun başta zaruri ve de beşeri ihtiyaçları söz konusudur. Bazı medeniyetler diğerkamlıkları ölçüsünde bu tespiti ön planda tuttukları halde, bazı medeniyetlerin de maalesef hep güçlüden yana tavır takınılıp kendi nefsi emarelerini garantiye aldıklarını zannederken haddizatında bu kesim adeta nefislerini hastane karantinasına hapsetmekten öteye gidememektedirler.

Bu serencamdan insanoğlunun zaruri ve de beşeri ihtiyaçlarının, beslenme, giyinme ve de barınmanın en alt birimi olan çullanma, ziftlenme ve de bir mağara odacığına sığınmakatan ibarettir dünya hayatı.

Ancak Beyoğlu'ndaki fukaranın hayal ettiği bir odacıla başlayan hayat serencamı geceliği yüz milyarlarca dolara kadar yükselen yedi yıldızlı otellere kadar yükselen lüks ve de şatafat. Sonuçta sokakta yatan da, kral dairesinde yatan da bir gece kalmaktan öteye gidemeyecek. Hani Nemrut, Firavun, Şeddat veya bizimkiler nerde? Yarın bizler de olmayacağız. Mezarlıklar yedeklerinin bulunmadığını zannedenlerle dolup taşıyor.

Bu kelimeyi kullanmak istemezdim. Çünkü o da bize batıdan geldi. Ama genellikle dünyamızda istimal edilmeye alışıla gelindiği için bendeniz de kullanayım. Evet, hey mal, mülk, evlat, mevki, makam, şan, şöhret sahipleri haberiniz olsun, gerçi haberiniz var ama sizler onu hep unutmaya gayret edip sanki ölüm sizi es geçecekmiş varsayımıyla işi geçiştiriyorsunuz. Benden sizlere hatırlatması. Bu iyiliğimi de unutmayın. Statünüz ne olursa olsun hepinize Mezarlıklar Müdürlüğünün mütenasip gördüğü iki metre uzunluğunda, bir metre eninde, iki metre derinliğinde içine zorla sıkıştırılacağınız ve son giysiniz olacak cepsiz kefeninizle kendisinden yaratıldığınız o gözelim toprağa belki istirahat, ama belki de büyük ihtimalle ızdırapgahınız olacak yılan, çıyan, akrep ve de lağım fareleriyle muhatap olacağınız birer odacığın sizlere rezervasyonla rezerv edildiğini hatırlarsanız belki bu kadar hırslı olmaktan birazcık kendinizi alıkoyarsınız. Vesselam.



Yazı Tarihi : 02 Ocak 2011 Pazar
Bu yazı 96 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-