NEV ZUHURAT

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
Bugün 1 Ağustos 2008 tam 25 yıllık bir yitiğimi tevafukan bulma mutluluğuna erdim. Burası Asitane. Milyonlarca insan. 25 yıl önceki kadim dostum Akif Şervanlı'yı kaybetmiştim. Ancak ondan bana kalan birkaç hatıra ve de güzellikten başka emare yoktu. Onu ve hassaten Üstad Necip Fazıl Kısakürek ile alakalı tam 25 yıl önce bana anlattıklarını hep yazmak istiyordum. Amma eksik kalır endişesiyle tehir ediyordum. İyi ki de tehir etmişim. Nasip olup kendisini dinleyip not aldıktan sonra hemen kaleme sarılıp gerek Akif Ağabeyi ve gerekse onun biricik üstadının bilinmeyen bir özelliğini sizlerle paylaşıyorum.

Günlerden Cuma saat 17.30. Üsküdar Şervanlı Dekorasyonda tam cülusa kadem basmıştık ki Galip Boztoprak ve Oğlu Oğuz Bey ve de hazirun 25 yıldan beri hasretini çektiğim Akif Bey meğer mekan sahibinin ağabeyi imiş. Fiziki değişime maruz kalmış olmamızdan mütevellit ikimiz de birbirimizi tefrik edemedik. Uzunca bir sohbet ve tanıştırılma faslından sonra Akif Bey son şiir kitabından kıtalar okuyunca hele, hele oğlu Bekir'e serzenişli şiiri hazırunu adeta ağlatmıştı.

Akif Ağabey 25 yıl önce Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin kantinini işletiyordu. Tavşankanı çaylarının tadı hala damağımdan kaybolmamıştır. Biz zamanın talebeleri paramız olsa da olmasa da bizi çaydan mahrum etmezdi, birçok öğrencinin ödenmek üzere hala çay borcu vardır. Akif Ağabey bir ticaret erbabı değil, o bir ağabey idi. İşini zevkle yapar, istediğine istediği zaman çay verir, hocalar dahil herkese postasını kor; hele, hele Yaşar Hoca namında mağrur bir zata da dolar verse yine onu çaydan mahrum kılardı.

Akif Ağabey aslen Kayserilidir. Geçenlerde T.B.M.M.'ne vasıl olup hemşerisi olan Kayseri Mebusu Yaşar Karayel'e uğrar. O da son kitabının basılması için onu ilgili bir makama yönlendirir. Meğer Akif Beyin gittiği zat vakti zamanında MTTB de Akif Beyden kayıt yenileme adı altında aldığı borcunu ödeyemeyen birisiymiş. İlgili müdür heyecanla Akif Beyi karşılar. Kendisini tanıtır ve gereken her şeyi fazlasıyla yaptıktan sonra Akif Ağabeyini yolcu eder. Akif Bey bundan yarım asır önce yapmış olduğu iyiliğin geç de olsa kendisine fazlasıyla dönmesinden mütevellit zevkten nirvana yapmış olmalı ki bize de zevkle anlatmakta beis görmemişti; ancak ilgili zatın ismini zikretmemek şartıyla.

Vakti zamanında Akif Bey MTTB Genel Merkezinde de çaycılık yaparmış. Hassaten Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in kahvesini yapma şerefi de ona aittir. Üstad Akif'e söyleyin bana bir kahve yapsın dermiş. Akif Bey kahveyi yapıp takdim edermiş. Kazara Akif Bey değil de bir başkası kahve yapıp götürdüğünde üstad aldığı ilk yudumda "bunu alın götürün Akif yapmamış" der ve hiddetlenirmiş. Akif Beye sorduğumda "Akif Ağabey peki bu işi nasıl ayarlıyorsun" dediğimizde bize şunu anlatmıştı: ABD'li birisi Türkiye'ye gelir. Aşçılık öğrenir ve geri memleketine döner. Kendisiyle mülakat yapan basın mensuplarına öğrendim amma velâkin ağız tadı, göz kararı denilen şeyi bir türlü öğrenemedim ve tutturamıyorum demesi bu itirafı bir türlü gizleyemez. Gerçi Akif Ağabey bize kahve yapmanın sırrını öğretti ama o el ve göz ve o ateş hele, hele köz ateşinin kahveye verdiği rayiha bir başkadır. Bir de kahve kaynadıktan sonra 6 pişirim cezveyi köze veya ateşe koyup kaldıracaksınız. Bu işlem bir eksik veya bir fazla olduğu takdirde kahve ifsat olmuş ya çiğ kalmış ya da yanmış olur ki onu da üstad gibi tiryakiler hemen tefrik eder ve tavırlanırlar. Ha bir de kahve yapılacak suyun sıcak olmamasına dikkat edilmelidir. Soğuk suyu kahve konulup demlenmesi sağlanır. Eğer ısıtılmış, soğumuş ve sıcak suya kahve konularak yapılmak denenirse ortaya kalitesiz bir kahve çıkar.

Yine Akif Beyin tam 25 yıl önce bana anlattığı hikayeyi kendisine önce ben anlattım ve eksiklerimi tashih etmesini rica ettim. Neticede tam 25 yıl önce dinlediğim olayı eksiksizce kendisine nakledince o da heyecanlandı.

Evet, sene takriben 1976. Üstadın oğlu Mehmet'le Akif Bey Kadıköy'de Sevimli İşhanında bir büfe açmaya karar vermişler. Bütün hazırlıklar yapılmış ve büfeyi tam açacakları zaman bu ortaklığı duyan Mehmet'in babası Üstad Necip Fazıl Kısakürek işyerine gelerek Akif beye evladım sen buraya kaç para harcadın diye sorar. Akif Bey de Üstadım tam 3500 TL deyince Üstad Mehmet'e 4000 TL çek yazmasını ve vermesini söyler ve Akif evladım seni bu işin ortaklığından affediyorum der demesine ama Üstad önceleri herhangi bir açıklamada bulunmaz. Akif Bey çok bozulur. Kendi ifadesiyle de ne kadar küfür varsa içinden geçirir. Üstad bir zaman sonra Akif Beyi çağırır ve çok üzüldüğünü anladığından gönlünü almak ister. "Evladım Mehmet iş yapamaz. İflas edecek, o benim oğlum, onun zararını ben göğüslerim. Ama sen iflas edersen sefil olursun. Ben seni iflastan ve de zarar ziyandan kurtarmak için bu ticaretten ayırdım dese de Akif Bey bir türlü ikna olmaz. Neticede hakikaten birkaç ay sürmez Mehmet Kısakürek iflas eder. Oradan geçen Akif Bey de duruma muttali olunca Üstadın kul hakkına ve özellikle gurebanın mağdur olmaması için ne kadar hassas olduğunu yaparak yaşayarak öğrenmiş olur. İşte Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in gerçek kişiliği onunla ilgili mugalata yapanlara duyurulur. Bence bu uygulama ve hayat üslubu nehafet timsali olsa gerektir.

Yine Sayın Sabit Burkut Bey de makalemizin akışına katkıda bulunarak müderris kendi uzmanlık alanında tenkit edilemeyen zattır dedikten sonra temeli olmayanın tavanı çöker. Gördüğünü değerlendirip hüdayla ilişkilendirebilme hasletinin önem ve ehemmiyeti ve geçirdiğimiz ramazan münasebetiyle milletimizi dindarlaştıralım derken doberman muamelesine maruz bırakmayalım diyen Sabit Burkut Üstad Necip fazıl Kısakürek ile ilgili bir hatırasını bizimle paylaştı. Oflu Mustafa İstanbul Üniversitesinde okuyan oğlunu Necip Fazıl Kısakürek'e göndererek "Oğlum bizim Üstaddan alacağımız var git o borcu iste ve bu dönem o parayla ihtiyaçlarını karşıla" der. Oflu Mustafa'nın oğlu da Üstada gider elini öper ve der ki "Babamın selamları var borcunu versin" der. Üstad buna çok hiddetlenir ve der ki "evladım benim böyle bir kimseye borcum olmaz". Üstad aslında borcunun miktarını bilir. Oflu Mustafa'nın oğluna borcu tutarında izzet ve ikramda bulunur. Bilahareborcundan daha fazla bir meblağı da Oflu'nun oğluna harçlık olarak verir. Bu Üniversite öğrencisinin gönlünü alarak hem de kendi şahsiyetini rencide ettirmeden işin içinden sıyrılır. İşte Üstad olabilmenin ayrıcalığı da burada mündemiç olsa gerektir. Bilvesile Bektaşinin caminin içindeki eşeği odunla döven hocaya söylediğini unutmak namümkün.

Yine 20 Ağustos 2008 saat 23.15 Üsküdar Sevil Kuruyemişin sahibi Metin Karlıoğlu'ndan menkulen: Vakti zamanında zatın birisi Hz. Peygambere gelerek sırtımla odun taşımaktan bıktım Ya Resulullah bana dua et de Allah bana bir eşek versin diyerek yakarır. Ama adamcağız çok hasis birisidir.

Hz. Peygamberin duasından sonra nida olunur ki: Ya Muhammed o zata söyle o ne zaman ki komşusunun bir eşeğinin ikiye çıkmasını istediğinde ben de ona bir eşek vereceğim deyince, hasis adamcağız Hz. Peygambere gelerek der ki "Aman ha ne komşumun iki eşeği olsun ve ne de benim bir eşeğim olsun tek ben sırtımla odun taşımaya razıyım der. Bu hikaye çok sosyolojik ve de düşündürücüdür.

Karınca kararınca bir şeyler karalamaya sayü gayret ettik başımıza gelmeyen kalmadı. Geçenlerde eski dostlardan Dr. Mustafa Kirenci'yle karşılaştık. Sağ olsun bizi okuyormuş. Konuyla ilgili olarak da fikirlerin serüveni Alfred Nord. W. Adlı bir gavurun kitabında "herhangi bir medeniyet kriz anlarında mizah ve hiciv ve tutunarak kendine gelebilir menkulatını da sizlerle paylaşıyorum. Ben haddizatında Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in bütün yazılarında müstetir bir üslupla gerek ötekine ve de gerekse berikine hançer gibi çekilmiş bir çeşit hiciv ve mizah görüyorum tespitinde bulunmak istiyorum.

Eczacı Memduh Cumhur Beyden menkulen o da son Cerrahi Şeyhi Fahrettin Efendi (Ölüm 1963) den menkulen "Analardan şikayetçiyim iyi evlat doğuramıyorlar" der.

Yine bir hanımefendi de internet sayfasında bu suçu kabul etmediklerini, onların da zamaneden şikayetçi olduklarını; çünkü iyi tohum atmadıklarını salık veriyor.

Yine Nihat Duman'ın Yunus'tan hatırlatıp ağladığı gibi sözü bağlayalım:

"Ben beni bırakırsam sen beni bırakma Yarab"

Diyoruz. Vesselam binler selam.



Yazı Tarihi : 28 Aralık 2010 Salı
Bu yazı 55 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-