Siyaset hayatımız bir başka renklendi son zamanlarda. Her seçim arifesinde olduğu gibi, 2011 Haziran'ında yapılacak olan genel seçimler öncesinde de ilginç siyaset manevraları yaşayacağımız muhakkak.
Umarız bu manevralar, seçim sonrasına da sarkacak ciddi problemlere yol açmaz, geçmişte benzerlerini gördüğümüz birlik ve bütünlüğümüzü zedeleyecek istismarlara dönüşmez.
Bilindiği gibi ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi, iç meselelerini halledip, kurultay sürecini tamamlayarak ülke meselelerine yönelik siyaset üretme konumuna henüz gelemedi.
Deniz Baykal sonrası Genel Başkanlığa seçilen Kemal Kılıçdaroğlu, bir türlü partisinde sükûneti sağlayamıyor.
Bırakın sükûnet sağlamayı, kendi partilerinin tüzüğüne uygun bir kurultayı bile henüz gerçekleştiremedi.
Bu satırların kaleme alındığı saatlerde (19 Aralık 2010) devam eden kurultay da bile, Parti Meclisi seçimlerine tüzüğe aykırılık gerekçesiyle itiraz edildiğini görüyoruz.
Görünen o ki; Genel Başkan seçildiği önceki kurultayda "Akın var akın, güneşe akın; Güneşi zapt edeceğiz, güneşin zaptı yakın…"
dizeleriyle başlatıp, bu son kurultayda "Bir ölür bin diriliriz.." diye sürdürdüğü sözüm ona "68Kuşağı üslubu" da bir bütünleşme sağlayamayacak Cumhuriyet Halk Partisinde.
Belki Sayın Kılıçdaroğlu hatırlamıyordur, o dizelerin sonrasında bir de "Hoş geldin ölüm, Safalar getirdin…"
sözleriyle bitirirlerdi nutuklarını eski Komünistler. Bana öyle geliyor ki; eğer böyle devam ederse, önümüzdeki genel seçimler Sayın Kılıçdaroğlunun siyaseten ölüme "Hoş geldin" dediği bir seçim olabilir.
İktidar partisi Adalet ve Kalkınma Partisi' de rakiplerine nazaran daha avantajlı bir şekilde iktidarda olmanın sağladığı devlet imkânlarını da seferber ederek, seçim çalışmalarını sürdürüyor.
Devlet imkânlarını kullanmanın yanında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde iktidar olan bir siyasi parti ve onun yöneticileri için fazlasıyla ilginç ve ilginç olduğu kadar da ülke bütünlüğü açısından fazlasıyla riskli bir merak sardı bu seçimler arifesinde AKP yöneticilerini.
BDP' nin ortaya attığı "İki dilli hayat" zırvasından sonra birden artıverdi bu merak. Eline mikrofonu alan, sözlerinin arasına öğrenebildiği kadarıyla birkaç kelime de Kürtçe sıkıştırmadan inmiyor kürsüden her ne hikmetse.
Sayın Erdoğan'ın Muş' tan "Beradayi, beradayi konuşuyorlar .." diye Kılıçdaroğluna seslenişi de sanırım bu ilginç merakın sonucuydu.
Ancak; Sayın Erdoğan'ın Muşta bu konuşmayı yaptığı gün, Mersin'de bugüne kadar bu ülkede hiç yaşanmamış bir olay yaşanıyor ve Kürtçe türkü söylemesine dair bir talebi "Kürtçe bilmiyorum" diyerek yerine getirmeyen Sarp Öztürk isimli bir sanatçı kurşunlanarak öldürülüyordu.
Sanırım bu menfur olay, son zamanlarda bir kısım siyasilerimizde oluşan ilginç merakın, hangi tehlikeli riskleri de beraberinde getirdiğini ortaya koymaktadır.
Dileğimiz odur ki; bu seçimler, istismarın sınır tanımadığı bir gaflete düşürmez siyasetçilerimizi ve seçimin sonuçları sadece sandıktan çıkan rakamlarla belirlenen sonuçlar olur, sonrasına sarkan yeni yaralar açmaz toplum vicdanında…
Yazı Tarihi : 20 Aralık 2010 Pazartesi
Bu yazı 175 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar