"Evvela kendi menkîbesini bir tavr-ı hânde fermâ ile okuduktan sonra –meşreb-i mazbutuna nazaran kızacağı muhakkak olan- Hoca Hayret Efendi'nin menkîbesini de, kendine has olan insicam ve letâfet ile okudu. "Efendim, bu zat siz misiniz?é dedi. Muhatabından –maelkerâhe- "evet" cevabını aldı. Huzzar, hande-künân, sahib-i menkîbe lâhâvle güyân oldu.
Herkesin menkıbesini bu sûrette sıralayıp bitirdi. Diğer bir zatın da mütemeyyiz olduğunu görerek şu fıkrayı nakletti:
"Bursalı Şeyh Zaik merhum (1331'de vefât etmiştir) kable't-tanzimat Bursa eşrafından bir çok ademi (Karun-ı Bursa) (melûn-ı Bursa) kafiye ve redifli bir manzume ile hicveder. Herifler, valiye müracaatla bast-ı şikayet ederler. Vali, onlar hazır iken şeyhi celbeyler, Şeyh maddeyi anlar, telâşa düşer. Vali, manzumeyi nazımına okutarak isimler geçtikçe "mel'un-ı Bursa kimdir" diye sorar. Eşraftan biri kıyam ve temenna ederek "kulunuz efendim" der. Manzumede ismi muharrer olan eşhasın her birine bu sûretle sorup cevap aldıktan "Be adamlar, bana niçi şikâyete geldiniz? Zaik Efendi size ne nâm vermiş ise kabul etmişsiniz. Kabulünüzü burada da itiraf ediyorsunuz. Artık şikayete mahal var mı?" der. Zaik, zaike senc-i sâfâ olur. Herifler de mahcûben avdet ederler."
Kısaca melunluk lanetlenebilen davranışların tümünü ifade eden kınanmışlık ahvali olarak algılana gelmiştir. Hakka ve de hukukullaha aykırı hareketetmekle kalmayıp bütün moral değerlere ve kul hakkına riayet etmemekte direnmeyi bir hayat tarzı olarak yaşama ahvali. Daha vahimi ise hukukullahı hiçe sayarak kendisini layüsel, yani sorgulanamaz kabul etme ednalığı.
Melanetgah kavramına gelince: Hani ya kıblegâh, hangâh vardır ya bu da ona nisbetle melanet temayülü olanların yüzünü şeytana dönmekte temerküz eyledikleri an, mekan veya mukalkale faaliyetlerinin tümüne birdenmelanetgah dersek yanlış yapmış olmayız. Pek tabiidir ki melanet eyleminin kişiye özel, tercihan ayan beyan veyahut da kapalı kapılar ardında muhatabına ihtimamla yansıtılan desisat serencamında mahvü perişan etmeyi yeğleyen kümülatif faaliyetlerin tümü.
Yukarıdaki metnin orijinalini bozmadan sizlere intikal eyledim ki, bana hocam yazılarınız çok ağır anlamıyoruz şekvasını hafifletmek maksadı hasıl olabilsin. Görüldüğü gibi benim çiziler eski Türkçenin meyanında Yunus'un ifadeleri gibi hoş, latif ve de anlaşılır kaldığına sizler de şahit oldunuz. Çünkü biz ancak ve ancak atalarımızın aynını olabilme şerefinden mahrum olup, olsa, olsa onların üçüncü demden türevi olabilirsek ne mutlu bizlere.
Temennim odur ki yukarıdaki metnin anlaşılmış olmasıdır. Ancak anlayamadım diyen kardeşlerimize kısa da olsa bir özet sunalım.
Vakti zamanında Bursa Osmanlının payitahtı iken bilvesile bütün kültürel faaliyetlerinde temerküz mekanı olmuştur.
Bursalı Şeyh Zaik Efendi ki (Bu ismin manası zevkten dört köşe olmak anlamını yüklenmektedir) Bursa eşrafından müstahak bir çok kişiyi Karun-u Bursa (Bursa zengini), melunu Bursa kafiye ve redifli bir manzum şiirle hicveder. Hicvedilen bu zevat-ı kiram Zaik Efendiyi dönemin valisine şikayet ederler. Vali bütün şikayetçilerin de hazır bulunduğu bir anda Şeyh Zaik Efendiyi de çağırtır. Şeyh bayağı telaşlanmıştır. Vali şiiri Zaik Efendiye yüksek sesle okutmaya başlar. Malum şiirin her kıtası eşraftan birisini tavsif ettikten sonra ilgiliyi melunu Bursavi diye niteler nitelemez vali, bu melun kim diye sorar. Hazırundan bu kıtayı üzerine alan elini kaldırarak bendeniz efendim der ve yerine oturur. Velhasıl şiir bitene kadar bütün şikayetçiler sırasıyla el kaldırarak melunu Bursa ben kulunuz diye ifade buyrulduktan sonra Vali Efendi "Be adamlar bana niçin şekvaya geldiniz? Şeyh Zaik Efendi size ne nam vermiş ise sizler onu peşinen, şartsız ivazsız kabul buyurmuş olduğunuz gibi kabulünüzü de hiç utanmadan huzurumuzda da itiraf ediyorsunuz. Artık şikayete gerek var mı?" der. Böylece olaya muttali olanlar zevkten uçarlar. Şikayetçiler de mahcup bir edayla boyunlarını büküp evlerine dönerler. Demek ki dünden bugüne kadar değişen hiçbir şey olmamış. Meşhur ifadedir, tarih tekerrürden ibaretmiş, eğer ibret alınsaydı hiç eder miydi? Pek tabiidir ki hiç de tekerrür etmezdi. Yine geçen senelerdi. Bir hiciv denemecisi hıyarlık üzerine bir eser irad buyurmuştu. Bu mensur eser bayağı ses getirmişti ki, daha basılmadan herkes üzerine alınmış ve hatta eserin basılmasını engellemek maksadıyla yayın organları ve yayıncılar gerek parayla ve gerekse tehditle bu eserin piyasaya sürülmesine fırsat vermemeleri için baskı altına alınmıştı. Belki yurtiçinde bu etkilerini göstermiş olabilseler de eserin yabancı lisanlara çevrilip yurt dışında basılmasının önüne geçememişlerdi. Bu gücün ise hicvin kudretinde müstetir olduğunu unutmamak gerekir. Hasılı zavallılar güruhu hızlarını alamayıp zamanın bütün kadılarını faaliyete geçirerek bu eserde kendilerini remzeden en ufak bir emare bile bulunmadığı halde hakim ve müdde-i umumatın huzurlarında "kadı efendi, kadı efendi bak, bak işte konjonktürel hıyar diyor ya işte o benim, o benim, o benim diye feryadı figanda bulunarak erzel-i rüzela kimliğini hiçbir kimseye kaptıramayacağı konusunda çok hassas olduğunu ve hıyarlık mevzuunda çok ama çok kıskanç olup bu gerçek hüviyetini hiçbir kimseyle paylaşamayacağını beyanda bulunarak hazıruna işte kepazeliğin nirvanası dedirtmeyi başarmışlardı. Anlaşılan bu gidişle insanlar pazardan hıyar bile satın alıp evlerine dönemeyecekler bu adamların tacizine uğramamak için.
Şimdi Osmanlının başkenti Bursa'daki hadisatla daha dün vuku bulan meseleyi adiyatın ne farkı var. Aradan asırlar geçmesine rağmen eşek yine eski eşek. Ne semerinde ne de kendisinde en ufak bir terakkiye mahal verilememiş.
Yüce Çalabın Kitabı Kadiminde dişe diş, göze göz tespiti bizlere her şeyin misli misline kaim olduğunu emretmektedir. Yani borcunuzu aynıyla ifa etmenin mütekamil olabileceğini, yoksa eksik veya ehven kalınacağı buyrulmaktadır. Hasılı size bir yumruk vuruluyorsa aşırı gitmeden bir yumrukluk hakkınızı kullanabileceğinizi, kaldı ki hicivde kullanılanın sadece ve sadece kağıt ve kalemden başka bir malzeme olmadığı, eğer kendinizi mağdur veya mazlum makamında görüyorsanız yapılabilecek en makul efalin hiç de kendinizi yormadan, kıvranmadan, kısa yoldan elinize bir kırık kalem ve bir de yırtık kağıt müsveddesi alarak misliyle mukabelatta bulunacağınıza akla gelemeyecek ednalıklarla iştigal etmenin sizleri esfeli safilinden de daha aşağı derekelere indirdiğine hep beraber şahit olmaktayız. Gelinen nokta-i nazar bir mazlum ve de mağdur olarak biz bile utanıp arlanırken muhataplarımızın ehveniyatta üstatlaşmaları hakikaten çok düşündürücüdür.
Olan oluyor, olacak da, ne yapacak ve nede diyecek bir şeyimiz kalmadı. Biz her zamankinden farksız olarak durum tespitinden öteye gidemeyeceğiz. Zaten hiciv ve mizah efradının da yaptığı bundan mütevellit olsa gerektir. Binaenaleyh hiçbir tarihte heccavların yalan beyan üzere kalem sürttüklerine şahit olunmamıştır. Mutlaka bir makam veya statü sahibinin zulmüne binaen serzenişte bulunulmuştur. Ama hicve müstahak olan zevat nedense kendisine çekidüzen vermektense hep hiciv üstadını ortadan kaldırma yolunu tercih etmeyi yeğlemiştir. Problem bundan ibarettir.
Tarihimizde hiciv ve mizah bir sanat olmakla beraber bir yaptırımla insanların ve de hassaten yönetici veya statüko sahiplerinin yanlış efallerini engellemesi bakımından çok önemliydi. Bir nevi Şerif Mardin'in son zamanlarda popülerleştirdiği mahalle baskısı veya göz baskısı gibi son asırlarda piyasada hiciv üstatlarının nesli kesilince bazıları fırsattan istifade köpeksiz köy zannettikleri her demde tezellüm üzerine tezellümlerini zevkle icra etmişlerdir. Halbuki vakti zamanında padişahların bile keskin hicve uğramamalarına dikkat ettiklerini ve hatta Atatürk'ün ve de İsmet İnönü'nün bile Neyzen Tevfik'le iyi münasebetlerini çok iyi biliyoruz.
Filhakika hiciv ve de mizah bu denli yaptırımı yüksek olan bir realite olduğuna göre kimse de nasıl olsa hiciv üstadı kalmadı diye rahat manevra etmeye kalkışmasın. Belki doğrudur. Hiciv kalmadı ama bizler de onların torunlarıyız. Bizler de kalemimize ciğerlerimizden kan çekmeye başlamışsak herkes haddini bilecek. (Özlük hakları ve rencidasyon maada).
Hey hemşerim madem ki yaralısın, hem de muhatabım olmadığın ve her şeyi ortaya yazdığım halde bundan rahatsız olup üzerine alınıyorsun. Yapabilecek tek şey tövbe estağfirullah çekip hizaya girmendir. Aksi takdirde ızdırabının çok ağır olduğunu, hiciv kılıcının darbelerinin de çok onmaz olduğunu biliyorum. Ama ne yapalım sen de bir daha yanlışı bir hayat üslubu edinme huyundan arın.
Hey hemşerim hasmını bitirmek adına hududullahı aşma, sabileri bile rüşvetle yalan beyanda bulundurarak hedefine kilitlenme. Bu hedef senin ve senin gibilerin helakıyla nihayet bulacak.
Hem suçlusun, hem güçlüsün. Madem ki bu kırık kalem hicvine bile tahammül edemiyorsun peki ya mabudumuzun kitabullahında "ben tuzak kuranların en dehşetlisiyim" tehdidiyle bize ayar vermeye çalışan Cenab-ı Hakkın hak vasfının önce burada, bilahare de orada tecellisine nasıl dayanacaksın.
Her şey misline racidir. Hz. Mevlana'nın buyurduğu "Önce söze bakarım, söz söze benziyor mu? Sonra onu söyleyen adama bakarım adam adama benziyor mu?" Yine Hz. Mevlana buyururlar ki bir eşek dağa karşı anırınca dağdan anırtı yansır. Bir bülbül dağa karşı şakısa dağ bülbül sesiyle mukabelatta bulunur.
Aslında hiçbir kimsenin kendisinden daha büyük bir düşmanı olamaz. Çünkü bir gün mutlaka başkalarına yansıttıklarınıza duçar olacaksınızdır. Vesselam
Yazı Tarihi : 28 Kasım 2010 Pazar
Bu yazı 196 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
Hakan Alp @ 30.11.2010 10:36:46